Luxus’tan yeni albüm ‘Hunim Başımda’

186

Sahnedeki enerjisini 7’den 77’ye tüm dinleyicisine yansıtan, en melankolik şarkıların bile içine hareket ve sınır tanımaz enerjisini katan, Türkiye’nin en eğlenceli, en farklı en nev-i şahsına münhasır, yerinde duramayan grubu Luxus, 3 yıl aradan sonra üçüncü albümleri “Hunim Başımda” ile müzikseverlerle buluşuyor.

Kendilerini “İstanbullu world music grubu” olarak tanımlayan Luxus, yine ağırlıklı olarak grubun solisti Alper Bakıner şarkılarından oluşan bir seçki ile karşınızda… Önceki albümlerinde, beslendiği müzikal kaynakların sınırsızlığıyla dikkat çeken Luxus, yolculuğunun üçüncü durağında reggae-ska ritimlere ağırlık verirken; tango, chanso, sair ve nice farklı renge de göz kırpıyor.

Kendine has “cover” anlayışıyla da bilinen grup, bu albümlerine de sevdiği iki şarkıyı misafir etti ve yine sıradışı yorumlara imza attı. Özellikle de 70’li yıllarda Ajda Pekkan tarafından seslendirilen Hür Doğdum’a getirilen yorum bir hayli dikkat çekeceğe benziyor.

2005 yılında kurulan, genel olarak yakın arkadaşlardan müteşekkil bir keyif çetesi olan Luxus, ilk albümü Acayip Şeyler’i 2008 yılında yayımladı. Grup, 2011 yılının Ekim ayında “Bi’ Lareya” adlı ikinci albümünü yayımlayarak Türkiye müzik sektöründeki yerini sağlamlaştırdı.

Sektörün en çok konser veren ekiplerinden biri olan ve yoluna 6 kişilik ekip ile devam eden Luxus, sahnedeki çok dilliliğiyle de bilinen bir grup… Bu özellikleri ilk kez bu albümle beraber kayıtlara da geçiyor. Albümün ikinci  “cover” şarkısı, usta müzisyen Metin Kahraman’ın imzasını taşıyor. Kadim bir Dersim hikayesini anlatan “Heso” isimli şarkının dili Zazaca…

“Hunim Başımda”, özgürlüğün en münferit hallerini resmederken, dünyanın bin türlü gazabından kaçıp deliliğe sığınanların şarkılarını söylüyor.

ZcDnscx

SATIN AL

LUXUS’UN BAHADIR ÇUHADAR’LA YAPTIĞI RÖPORTAJ

Ozan Akgöz, Kamucan Yalçın ve Alper Bakıner

Eski yılın hesaplarını devretmezden, bildik tatlı yeni yıl hülyalarına dalmazdan hemen önce bir kere daha büyülü gerçekçi tatta bir albüm koydu önümüze Luxus. ‘Acayip Şeyler’ ile başlayıp ‘Bi Lareya’ ile devam eden albümlerin üçüncüsü ‘Hunim Başımda’, yine masallardan fırlamış gibi ama bir o kadar da gerçekleri dillendiren sözler, farklı müzikal türlere değen tınılar ve grubun meşhur enerjisiyle dolu.
Alper Bakıner’in yeni sözleriyle daha da manalı hale gelen çıkış parçaları ‘Hür Doğdum’dan başlayarak albümdeki hemen tüm parçalar hürriyete, delirmekle birlikte gelen bireysel özgürlüğe vurgu yapıyor. Sahnede farklı dillerde şarkılar seslendirmelerine alışkındık, bu sefer Kürtçe sözleri ve Zazaca bir şarkıyı ilk kez albümlerinde söylüyorlar. Bireysel hürriyet vurgusunu, albümün hazırlık sürecine denk gelen Gezi Direnişi’ndeki isyan haliyle birleştirmiş, her zamanki gibi eğlenceli, neşeli, isyankar ve biraz da efkarlı bir Luxus albümü, ‘Hunim Başımda’.
Alper Bakıner (keman, vokal), Kamucan Yalçın (klarnet, vokal), Ozan Akgöz (akordeon, trompet), Cem Kurt (gitar), Payam Ghasemi (bas) ve Burak Beyrek’ten (davul) oluşan Luxus cumartesi gecesi Kadıköy Sahne’de olacak. Siz yine ‘kemerleri çözüp uçuşa geçmeye hazır olun’ ama bu kez huninizde başınızda olsun!
Öncesinde yeni albümünün öyküsünü dinlemek ve 15’nci yılına giren topluluğun nabzını yoklamak üzere Alper Bakıner, Kamucan Yalçın ve Ozan Akgöz ile yaptığımız sohbete buyurun…

Önceki söyleşimizde “Müziğimiz bir ruh hali” demiş Kamucan. ‘Hunim Başımda’nın ruh halinde ‘hürriyet’ vurgusu var belirgin bir şekilde.

Alper Bakıner: Direkt kavram olarak söyleyeyim, ‘münferit hürriyet’.

Ne demek o?

Alper Bakıner: Kişinin, dünyanın bile dışında kendi halinde yaşadığı bir hürriyetten bahsediyorum ki bunun için gerçekten delirmek gerekir. Anarko bir mizaç var hepimizde. En çok üzerinde durduğumuz, kendi şahsi hürriyetimiz. Bu konu üzerinde çok fazla düşündüğüm sırada, iki yıl önce Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde bir konser verdik. İlk defa devreyi yakmış insanların topluluk haliyle karşılaştık. “Çok da düşünmeye gerek yok o kavram üstüne, karşımda duruyor zaten” dediğimi hatırlıyorum. Biraz buradan başladı.

Albümdeki parçalardan oluşmuş olan var mıydı o zaman?

Alper Bakıner: Sadece ‘Alemdeki Gül’ün çatısı çıkmıştı. Bu kavram ortaya çıkınca, ertesi sene de Gezi patlayınca… Gezi patlamadan önce aslında şarkıların bir kısmı çıkmıştı. Bir hastanede konser yapmışız, münferit hürriyet üzerine düşünmeyi kesip, nerede bulabileceğimizi görmüşüz, yavaş yavaş şarkıların dördü, beşi çıkmış. Ve isyan patladı, albümü durdurduk. Hastane konserinden bir sene sonra da isyan, albümün ruhunu belirlemiş oldu.

Kamucan Yalçın: Delilik mevhumuna turistik bir tur yapmış da oradan bir şey kazıp çıkarmış gibi bir hal yok. Ağır ilaç altındalar, uyuşturuluyorlar, tepelerinden uçak geçiyor sürekli. Delilikleri de kontrol halinde. Biraz da bizim memleket haline benziyor. Biz de sürekli bir takım şeylerle uyuşturuluyoruz. Ama yine de usludan yeğdir!

Alper Bakıner: Yüzde 100 duygusal bir saat yaşadım orada ama onun bir an’ı vardı, o an mesela benim açımdan çok vurucuydu. Böyle ağladığımı hatırlamıyorum. İp yarışması var; üç hasta bir tarafta, bir tarafta üç hasta. Otuz, kırk tanesi de doktorlarla izliyor. Alkışlıyorlar… Sonra bir kopuş oldu. Bir tanesi ipe baktı, “Ne yapıyorum ben?” der gibi yapıp bıraktı gitti. O bırakır bırakmaz da 30-40 izleyicinin yarısı ipin bir tarafına, yarısı öteki tarafına geçti. Korkunç bir cümbüş koptu. Bunlar 15-20 saniyede gerçekleşti, ben o sırada hüngür hüngür…

Kamucan Yalçın: O bırakış “Hah” dediğimiz yerdi… Vazgeçti. “Bana düzenlenen eğlenceden de vazgeçiyorum” dedi.

Alper Bakıner: İpin bırakılış anı müthiş bir simge bizim için.

Ozan Akgöz: Kroniklerin olduğu bölümdeydik ve 50 senedir, çocukluklarından beridir orada olan yirmişer kişilik koğuşlar bir kameriyede oturuyor. Biri sigara içmeye başladığı zaman hepsi birden yakıyor. Tek şeyleri bu. Ve tütüyorlar…

Kamucan Yalçın: “O ipi neşeyle tutan ve o ipi bırakıp vazgeçmiş kişiye ben ne kadar yakınım?” diye hepimiz hesaplaştık.

Albümün hazırlanma sürecinde hep o ana gidildi yani…

Alper Bakıner: Şarkıları yazarken ben hep o ana gittim.

Kamucan Yalçın: Başımıza öyle taktık huniyi, bu manzaradan sonra.
Siz bu anı yaşamamış olsanız bile toplumca yaşadığımız onca şeye rağmen delirmemeyi başarmamıza da paralel gidiyor aslında ‘Hunim Başımda’ demeniz…

Alper Bakıner: Ama bahsettiğim bir cinnet hali değil. Cinnet bütün zincirleri potansiyel olarak sana bağlı tutan bir durum. ‘Hunim başımda’ başka bir şey, hepsi kopmuş gitmiş, devam ediyorsun hayata. 

Kamucan Yalçın: Başıbozuk… Kiminin başında şapka var, kiminin başında hare var. Başıbozukluk üzerinde bir tür üniforma. “Merhaba, yeni bir haberimiz var: Deliriyoruz” gibi bir durum yok. Tımarhanedeyiz zaten. Yer bildiriyoruz aslında.

Çıkış parçanız, klibi de dönen ‘Hür Doğdum’u ‘Luxus’ sözleriyle dinleyince ‘hep hayatımıza saran adam’ dediğin anda aynı ‘makama’ gidiyor aklımız…

Alper Bakıner: Altını çizdiğim hikâye; bir kadının ağzından bir erkeğeydi. Biz şahıslarla, bir iktidarla hiçbir zaman uğraşmadık. Hep o egemenliğin yaşayış şekilleri var dilimizde. Önceki albümlerde de öyle. Ama bunu yaparken de öyle anlaşılacağını hesap ettik.

Albümde Zazaca bir şarkı var, ‘Heso’. Nasıl geldi albüme?

Alper Bakıner: Kayıtta ilk defa başka bir dil kullanıyoruz. ‘ReggAe’ de öyle. ‘ReggAe’nin çıkışını anlatayım önce. Konserlerde taktığım siyah üstü sarı-kırmızı-yeşil bir şapkam var. Mardin gezisine o şapkayla gittim. Sabah Mardinli dostumuz Velid, “Kesk u sor u zer’i ben alırım” dedi. “Ne dedin sen?” dedim? “Kesk u sor u zer, bizim bayrağın ismi dedi. “Peki siyah ne?” dedim. “Reş” dedi. Bu esnada şunu düşünüyorum: Ondan bir hafta önce Bursa’da konserdeyiz. Yine o şapkaylayım. Sahneden indim, biri geldi, “Lütfen şapkanın Litvanya bayrağı olduğunu söyle” dedi. Omzuna dokundum ve “Sen nasıl istiyorsan öyle olsun” dedim. Bu benim açımdan bir sıkıntı. Burada böyle bir şey yaşanıyor, öbür taraftaysa Velid’le bir yere oturuyoruz mesela, kasadaki 15 yaşındaki çocuk “Abi şapkayı verirse size bedava” diyor. Anladın mı? Memleketteki ayrımı şapkam üstünden yaşadım. Aslında o şapka hiç de bayrak değildir. Belki de bayraksızlığı bayrak yapmış bir felsefeyle ilintilendirebileceğim bir hikâyedir. Velid’e bu “Reş kesk u sor u zer’i şarkı yapacağım” dedim. Sonra da ‘ReggAe’ çıktı.

‘Heso’nun öyküsü ne peki?

Alper Bakıner: Bir ayı hikâyesidir o. Metin Kahraman’dan bu şarkı için izin almaya gittim. “Bu hikâye çok değerlidir Dersim için” dedi. Metin, Dersim’de yüzlerce yıldır dedelerin torunlarına anlattığı bir öyküyü şarkı sözüne çevirerek yapmış. Şarkının ismi ayı, Heso ayı demek. Şarkıyı Metin’in ağzından yazdığı kişinin adı da Heso. İnsan Heso ile ayı Heso’nun karşılaşması. Orada “Bu dünya ikimize de yeter” diye bir kavram var. Metin “Dersim’de insanlar insanın ayıdan geldiğine inanırlar, ayıyı çok kutsal sayarlar” dedi. Şarkıda defalarca ‘Bıra’ diyor, ‘Bıra’ kardeş demek. Korkuyor, ayı onu yiyebilir ama yerse de bu doğal bir şey. Bu, işte bizim hayattan anladığımız şey.

Kamucan Yalçın: Eski basçımız Olcay da Dersimlidir. O anlatmıştı, ayı çok mecbur kalınmadıkça öldürülmez diye. Bir şekilde öldürülürse köyün meydanına getirilir ve dedeler onun patisini öper. Pagan bir durum var. Biz burada birbirimizi yerken, orada böyle bir durum var.

İlk iki albümde süren ‘Mafyatik Romantik’in kapanış parçasını da ‘Vuslat’ ile yapmışsınız.

Alper Bakıner: ‘Mafyatik Romantik’ serisinin üç şarkısı da birer an üstüne yazılmış şarkılar. Birincisinin anı bir baskın anı, ikincisinin anında o baskın biter ve ‘baba’ yemeğe gider. O yemeğin başlangıç anıdır. Üçüncüsünde artık yemek bitmiştir, Leyla da gitmiştir. Biraz karışık bir vuslat şarkısı oldu. Kaybederken vuslata ermek gibi. Kendini kaybedip tanrıya ermek gibi Bektaşi inancı vardır. Biraz onu anlatan bir hikâye oldu.

Albüme de adını veren ‘Hunim Başımda’da “Paçamdan akar hürriyet” lafı çok hoşuma gitti.

Kamucan Yalçın: ‘Heso’ mesela ötekiyle ilgili bir fabl benim için. ‘Hunim Başımda’da da paralellik var; hürriyetin paçamdan akacak bir salgı kadar, normal, hakkın, yediğinin içtiğinin bir sonucu olması…

Ben evvelki albümle yenisi arasında şöyle bir geçiş gördüm: ‘Bi Lareya’ üzerine konuşurken neoliberal düzenin yaşattıkları üzerinden bir sohbet yapmıştık. ‘Batsın Bu Banka’, ‘Sistematik Bebeğim’, ‘Bi Lareya’ bankalara, kentsel dönüşüme işaret eden parçalardı. Şimdi o reel kıstırılmışlık durumundan bireysel hürriyete uzanan bir delilik halinden bahsediyoruz.

Alper Bakıner: “Aman boşver, dert değil” noktası bu işte.

Ozan Akgöz: Aslında bu süreçle ilgili, Gezi’den sonra filizlenen, hepimizin doğalında olan şey. ‘Ya Sev Ya Terk Ediyorum’ parçasında da şu var: İnsanlar sınırlarla çevrelenmiş ülkeleri seviyorlar ama buna ihtiyacımız yok. O düzenin argümanlarına, bankalara, binalara ihtiyacımız yok. Gezi sonrasında gerçekten sokaklara, bizim yaptıklarımız dışında olan dünyaya indik. Bununla ilgili bir şey sanıyorum.

Gezi ve sonrasındaki forumlar, park buluşmaları, sokaklardaki müzikli, sloganlı günler geceler üzerine düşününce evet; “Paçamdan hürriyet akıyor, sokaktayım, doğadayım” durumu vardı… Keza sizin ikinci albümdeki ‘sistematik bebekler’ de sokaktaydı o dönem.

Kamucan Yalçın: Bu bence harika bir analiz. ‘Acayip Şeyler’de de küresel ısınma vesair, “Hanginiz benim kadar rahatsınız” gibi bir şey var. ‘Bi Lareya’da küresel neoliberal düzen. Şimdi ise gerçekten biraz münferit haline geldi. Tek kişiyim, akıyor, kafamda da huni var, geziyorum. Burada makara yapıyor, sistemle uzlaşma hali değil.

İMZAMIZ BU ALBÜMLE NETLEŞTİ

Üçüncü albümle birlikte topluluk yolculuğunun neresinde?

Alper Bakıner: Bu albümle ilgili çok güzel bir hissim var benim. Sanki uzun zamandır elimiz titreyerek atmaya çalıştığımız imza son derece düz bir şekilde atılmış gibi hayata. Oturup düşününce hep yapacağız bu işi diyorum ama gerçekten o kadar rahatım ki şimdi bundan sonra hiçbir şey yapmasam da tamamdır, diyebiliyorum. Sanki bir hikâye çok güzel bir şekilde noktalandı. Hadi şimdi aynı ekiple yenisini yazalım, gibi bir durum var. Luxus bu albümde şunu başardı: Şarkılar yazıldıktan sonraki aşamadan bahsediyorum, altı kişilik grup eşit bir şekilde şarkılara sahip çıktı. Çok içimize sinen bir iş çıkardık hep birlikte.

Kamucan Yalçın: İlk albümün medya, prodüksiyon kalemi cılızdı. İkincisinde daha pırıl bir hale geldi. Çok çalıyor olmamız da bir şey getirdi. Birinci albümde başımıza gelmesi gereken bir sürü şey şimdi oluyor. Sindire sindire gitti.

Alper Bakıner: Hikâyeyi yavaş yavaş yazmanın da çok güzel bir tarafı var.

Ozan Akgöz: Bu aslında hikâye yazmak da değil, yaşamak… İlk çalmaya başladığımız andan itibaren sahnedeki durumumuz da bir oluş haliydi, bir proje değildi. Yapmaya başladığımız ve paylaştığımız bir şeydi. Sahnesi olmayan bir yerde çalmaya başlamıştık. İlk performansımızı dinleyicilerle aynı düzlemde yaptık. Araf’ta, o zamanlar sahnesi yoktu. 2005’te.

Albümü geçenlerde kaybettiğimiz müzisyen, Hariçten Gazelciler’den Ömür Kılıçaslan’a adamıştınız. Tanışıklığınız, birlikte çalışmışlığınız var mıydı?

Daha beteri; geç tanışıp erken kaybettiklerimiz daha çok üzüyor bizi. Ömür’ün son yaptığı iş -Kendimden Geçtim Ama- bence ülkenin en iyi işlerinden biri. Ben o şarkıdan etkilenip ‘ReggAe’yi yazdım. Şarkının konusu Velid’den çıktı ama müziği çıkarken ve ismi ‘ReggAe’ olurken ‘Kendimden Geçtim Ama’dan etkilendim. En çok dinlemesini istediğim kişi oydu. Dinletemedim. Çocuklara söyledim, “Seve seve” dediler ve albümü ona adadık. İçimizde yarım kalmış bir hikâye Ömür. 

Bahadır Çuhadar / radikal.com.tr

Etiketler

İlginizi çekebilir...

Kendin Yap! Kendin Sergile! Açık Stüdyo Günleri // Open Studio Days