Aşkına Bir, Çiftene İki!

Seni nasıl unuturum 1800’ler?.. Ve pek çoğulsun diye siz diye yaklaşamam sana.

17’den sonra, 19’dan önce. Ve eşittir 18. Çift sıfırı da sağında. Bu yüzyılı özel kılan bir şeyler var. Uzun uzadıya da anlatılabilir, çok kısa es de geçilebilir bu.

Bi’ defa her şeyden önce, Sanayi Devrimi alev alev yanarken doğan bir yüzyılsın sen. Ama ne doğma! Tüm abartılardan uzak ve tüm abartıları sonuna kadar hak eden bir doğma. Dev ressamların yüzyılı. Keza dev yazarların da. Yazdıkça çizmişler, çizdikçe yazmışlar sanki.

Ve siz gidiyorsunuz atınızla. Önünüzde 20. yüzyılın lastik izleri. İzleri nal izleriyle karşılaştırmaktan başını kaldıramayan bir atın üzerindesiniz. At gidiyor, siz gittiğine emin oluyorsunuz. Atın hareketine tanrılar tarafından atanmış bir tanık gibisiniz. Yüzyıl mı önemli, at mı, siz mi, asla emin olamıyorsunuz ve asla emin olamayacaksınız. İnsanın ve götüne tıkıştırdığı insanlığın rolünü abartan önemsiz figürlerden birisiniz sadece. Buna eminsiniz ve içinizdeki her şeyden daha fazla kahrediyor bu. Önemsenmek hamurunuzda var sanıyorsunuz ve ziyadesiyle yanılıyorsunuz.

Arada sevgilileriniz oluyor; en çok da attan indiğiniz demlerde. Her iniş bir ese tekabül ediyor. Her esse bir sevgiliye. Es ikizi bir SS subayı size bir adet Eva Braun getiriyor. Ama ne kolunda ne de altın tepside; öylece getiriyor işte. Kendinizi bir anlığına Hitler sanıyorsunuz ve mideniz bulanıyor. Böylesi bir oyunu olsa olsa Şeytan düşünür diyorsunuz ama tanrıları gösteriyor tüm adresler. Ne kadar haylaz, ne kadar da yaramaz şu tanrılar; oyun seçimleri bile her türlü insanlıktan uzak. Anlayış mı?.. Boş verin anlayışı. Algıları rahim ağızlarında bıraktığınızı ne çabuk unuttunuz.

Ve gidiyorsunuz durmadan atın üstünde. Tek istediğiniz 1800’lerin bir an önce geçmemesi. Ne bir an önce geçsin ne de sün babam sünsün istiyorsunuz. Öngörülür ve olağansınız. “Sen de herkes gibisin.” diyen mavi gözlüleri haklı çıkarıyor olur olmaz tüm yanlarınız.

Atın dijital göstergesinde hız yerine, aşklarınızın isimleri akıyor… İlkinden sonuncusuna berbat bir tekrar, berbat bir seremoni bu: İsimleri akıyor ve aktıkça yıkanıyor zihniniz?.. Kim bilir neredeler? Önemli mi bu? Tabii ki de önemli değil. Siz sadece kaydediyorsunuz. O yüzden de yaşamamış, es geçmişsiniz.

Attan çok daha kıllı bir ikon belirdiğinde beri tarafınızda, şimşekle gelen çember sakallı diye seslenmeye başlıyorsunuz kendisine. Derken Zeus’un yıldırımlarını harcamayacak kadar önemsiz biri olduğunu kavrıyorsunuz. Size dönüp, “Herkesin dünyaya geliş gayesi…” diye saçmalamaya başlıyor. Siz atsaydınız ölmeyecekti belki ama, atınız sizden çok da önce davranıp basıyor tekmeyi. Tekmenin çifteye dönüştüğü o Büyük Patlama anında 1800’lerin en kanlı yüzü sizin için ışık hızıyla belirip kayboluyor. Ay’ın karanlık yüzünden çok daha beter değişmezler olduğunu bir kez daha anlıyor, tarihe düşen notların nasıl yazıldığına bir kez daha tanık oluyorsunuz. Ve içinizdeki akına bok bulanmış çember sakallının ölümüyle aşklarınızın güncellenmesi de tarihe karışıyor böylelikle.

Aşklarınızı unutturup, tarihe gömen atınıza ne kadar teşekkür etseniz az. Onunsa umurunda değil bu. Alışmış bir kere her şeyi karşılıksız yapmaya. İlk aşkına daha çok evrim sırası var ama belli ki onu da karşılıksız yaşayacak. Ve ne yazık ki aşkı da taşınması gereken bir yük olarak algılayacak.

Kenan Yaşar

Etiketler

0 yorum “Aşkına Bir, Çiftene İki!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kenan Yaşar | Takip Et

Reklam

Kenan Yaşar | Instagram

No images found!
Try some other hashtag or username

Kenan Yaşar | Twitter

Pin It on Pinterest