Asroterapi

Bir yüzyıl düşünün ki, başka bir yüzyılın psikiyatrist koltuğuna oturmuş, terapi görüyor. Gidip gelen saat salınımlarının ardından, önce çocukluğuna, sonra da öz benliğine dönüyor ve orada gördüğü şeyler hiç hoşuna gitmiyor. Fazla da düşünmenize gerek yok aslında. Zaman skalasında yer alan her yüzyılın kendisinden sonraki yüzyılı o koltuğuna oturttuğu bir sarmaldan başkası değil bu düzlem sonuçta. Üstelik baktığınız perspektif genişledikçe, insanı dehşete düşüren de bir yapısı var.

Tahmin ettiğiniz üzere psikiyatri koltuğunda oturan 19. yüzyıl; oturtan da ağa babası 18. yüzyıl. Üstelik de henüz pek körpe 19. son kesenimiz. Yaşadıklarını kaldırmamış nedense. Hoş, kendisine sorsan, kaldırmakla kalmamış, yüklenip topukladığı gibi, kendisini muayenehane odasında bulmuş. Metafor yapamayacak kadar da salak oluşu, toyluğunun bir başka uzantısı, bir başka göstergesi.

“E anlat bakalım” diyor, tepeden bakan gözlerle süzdüğü körpeye 18. yüzyıl. “Anlat ki, yaşadıkların gelecek yüzyıllar ve nesiller için bir örnek teşkil edebilsin. Bize düşen; dinlemek, kaydetmek ve iletmektir.” Körpemizin tepkisi ve yanıtı ise gayet net oluyor bu duyarsızlık ve vurdumduymazlık karşısında: “Peki, ya ben; ben ne olacağım?.. Ne işe yarayacak bunlar bana ve tedavime?”

E haklı da. Hani yerden göğe kadar diye bi’ tanımlama var ya, işte o derece, o mertebe haklı yüzyılımız. Sağaltıma gereksinim duymadığını itiraf edecek kadar da kendinden emin üstelik. Ancak gelin görün ki;  siz ruh deyin, ben de restinizi görüp arttırayım; o mendeburu tedavi edebilmek ne mümkün!.. Bi’ defa her şeyden önce, sağlıklı olup olmadığını anlamak neredeyse imkânsız; kaldı ki bunla ilgili bir karara varabilmek mümkün olsun. Psikoloji’nin bi’ işe yaradığı bir çağ olacaksa, insan ve evrimiyle ilgili kurduğu her türlü paralel bağın herhangi bir sapma göstermediğinden emin olması gerekiyor. (Ne diyorsun?.. Bilmiyorum!)

Yerler değişti az önce. Bu sefer koltuğa alınan 18. yüzyıl. Terapi masasında da 19. yüzyıl var ve terapi seansı, karşılıklı bir öç alma sendromuna dönüşmüş durumda.

Yüzyılların yüzer yüzer attığını düşünürsek zaman skalasında, saatlerin tik taklarından pek de farkı olmadığını görürüz boyutsal diğer sayaçların. Yani terapi koltuğunda oturan yüzyıl değil de milyar yıl olsaydı, saniyelik tik takların yerini asırlıkları alacak, hipnotize denen kavram uzadıkça uzayacak, sündükçe sünecekti. Ve fakat kime göre, neye göre?

Zamanı neye göre daraltıp aralıklar belirlediğimizi tam olarak bilmiyoruz. Ama şuna eminiz ki, evrimin dişinin kovuğuna bile gitmeyen acınası hayat aralığımız ve bu aralıkta acı çekmeye programlanan batasıca algılarımız bunda en büyük etken.

Konudan uzaklaşıyor muyuz? Evet. Yüzyılımızın ve atalarının umurunda mı bu? Hayır. Yüzyılımız derken içinde bulunduğumuzu mu kastediyoruz? Elbette ki hayır. Neden? Konu her zaman 19. yüzyıl olacak ve bu pis döngü dönüp dolaşıp yine 19. yüzyılda kilitlenecek de ondan.

Kenan Yaşar

Etiketler

0 yorum “Asroterapi”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kenan Yaşar | Takip Et

Reklam

Kenan Yaşar | Instagram

Instagram requires authorization to view a user profile. Use autorized account in widget settings

Kenan Yaşar | Twitter

Pin It on Pinterest