Çok Sonrasında Az Önceler

I. Analiz 

– Yaz kızım.
– Kış oğlum.
– Yaz kış giy evladım.
– Bir kere al.
– Mahkemede belgetör, evde seksetör, işinde uysalatör ol kızım.
– Seviyoruz insanları ve her türlü hâllerini, değil mi?
– Değil.

Söz dinleyin. İtaat edin. Ödüllendirilin. Hırslı olun. Kazanın. Elinizde tutun. Kaybetmeyin. Gençlik elden, seksiniz önünüzden gidiyor. Sevin. Sevilmeyin. Yiyin. Yenilmeyin. Hesaplaşın. İç çekişin. Durmayın. İlerleyin. Sıklaştırın. Defalarca gelin. Boşalın. Boşaltın. Yorulun. Dinlenmeyin. Emekleme evrenizi yeniden başlatın, adına emeklilik koyun. Aydınlatın. Aydınlanın. Uzanın. Uzayın. Uzatın.  Paçaları sıvayın. Sırtınızı sıvazlatın. Burnunuzdan çekin. Burnunuzu çekin yolun ortasına. Parkeden kayık tipleriniz için çekici çağırın. Her üç kişiden ikisini çekici kılın. Ve sokun burnunuzu tüm beyazlıklara…

Şimdi neler kaçırdığınıza bir bakın. Arkanıza dönüp, bir bakın. Yaşamadıklarınıza, es geçtiklerinize bir bakın. Engellerinize, engel olanlarınıza bir bakın. Niye varlar, bir sorun? Kendinize sorun. Onlara sorun. Her şeye sorun.

– Bir sorun mu var?
– Nedir?
– Ne değildir ki?
– İyelik için mi ki?
– Bu seferlik.
– Oysa hiçbir şey için olmamalı ki.
– Kilerin ne olacağına karar vermek bize mi düşer ki?
– Düşmez mi ki?

Sorular sorular sorular… “Para para para”dan bu yana en fazla üçleten ve sonsuzlaştıran en önemli şey. Ve elbette ki yeni yeni sorular doğuracak tüm sorunlar.

II. Karar

– Yaz kızım.
– Karınım ben senin! Burası da mahkeme salonu değil, yatak odası.
– Eve işi getirmiş olamaz mıyım?”
– Olamazsın. Aklı sıra önüne geleni yargılayıp, herkese emirler yağdıracak kerkenez!
– Kocanım ben senin; doğru konuş!
– Eğrisi-doğrusu mu kaldı lan?! Aramızdaki diyaloğa bak sen önce; elle tutulur tek bir yanını gösterebilecek misin bakalım?
– Eskiden severdin beni.

Hiçbir önemi yok “eskiden severdin beni”lerin; erkek bozuntusu da söylemiş olabilir bunu, kadın bozuntusu da. Olaylara ve olan biten her şeye hâkim sanıyor hâlâ kendisini, insan denen soysuz. Neden geçmişe dönülür durulur ki hem? Ne olacak, ne değişecek ki geçmişe dönünce? Hortlayıp tekrar mı teşrif edecek, olmuş bitmiş bir şey? (M)esamesi mi okunacak eskinin? Yok, olmayacak böyle. Zaman bile kendini tekrar etmezken, ille de aynı yerde sayıp duracak yeni yetme, eski bitmeler. Ne kadar çabalasan da kaçıramazsın geleceğin kıçına, geçmişin tek bir zerresini. Ha şunu bir bileydin; ha şunu bileydim.

Yeni yeni tanrılar yaratmakla meşgul; az zum, çok detay kafalar ve herkeste bir esin arayışı. Çakallar ve koca koca büyükbaşlardaysa yeni bir gezegen arayışı. Üstelik en hayat belirtisi, en kocaman olanından. Ölüm kokan, ölüm vadeden bir gezegen bugünlerde kimsenin ilgisini çekmiyor maalesef. Cinsiyet ve cibilliyet ayrımcılığı had safhada ve illaki de hayat belirtisi olacak köşe bucak her yerde. Zira aşırı yaşama isteğinden gebermek üzere herkes.

Az önce kalemini kırıp, önüne geleni idama mahkûm etti, hatları solmuş hâkim eskizi. Eşinden başlayıp, galaksiyi saran bir idam kasırgası estirdi. Tanrı’yı oynadığı bir film çekilse şerefsizin, tüm seanslar kapalı gişe çeker şerefsizim. Kırdığı kalemi kalemtıraşla açmaya çalışıyor şimdi de. Kıra kıra kurşun kalem kırmış ucuzcu pezevenk!

Gezegen arayışları ve hükmetme arzusu arasında gidip geliyor tüm gelgitler. Bünyelerdeki hezeyanlardan doğadaki heyelanlara sıçrıyor tüm kaymalar, tüm yer değiştirmeler. Kaynıyor, fokurduyor kazan. İçinde çürümüş bedenler, çürümüş arzular. Hiç mi tükenmez, hiç mi bitmez moleküller arası yer değiştirmelerin, hızın, dengesizliğin, düzensizliğin ve arayışın; sen de ayrı bir âlemsin, ilahi evren!

Masa dağınık; her şey var masada. Ve çok daha dağınık, darmadağınık, içine edilmiş bir kafa fink atıyor masada. Bir masaya konuyor, bir üzerindekileri silip süpürüyor, durmuyor kafa. Durdurabilene aşk olsun. Seks bile olsun hatta, en bi’ oral tarafından hem de. Nasıl da önüne geçilmez, evrensel bir özentiliğin var öyle, helal olsun be cinsellik; helal olsun!

“İnsan sevdiği mesleği peydahlamalı,” diyor arka fondan bir rahim. Doğurmaktan iflahı kesilmiş, ne dediğinin farkında değil. İlahi rahim, ilahi doğurganlık; dinmeyen, dinemeyen doğurganlık!

“İnsan hükmetmeli diyor” oradan başka bir rahim. “Hükmedip yok etmeli” diye devam ediyor. Doğurganlığı tükenene kadar da durmayacak. Kaç milyon yıl süreceğini kestirmek de imkânsız. Evrimsel fiyaskoların kestirilemezliği ve öngörülemezliği tam gaz devam ediyor ne de olsa. Müsabaka yok, sonuç yok; sadece var olup yok olmalar var.

Peki, hiç mi olmayacak geri dönüşler; dönüp dönüp ders alışlar? Hiç mi silinmeyecek pişmanlıklar?

Hayır ve asla!.. Niye olsun, niye silinsin ki hem?

Kenan Yaşar

Etiketler

0 yorum “Çok Sonrasında Az Önceler”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kenan Yaşar | Takip Et

Reklam

Kenan Yaşar | Instagram

No images found!
Try some other hashtag or username

Kenan Yaşar | Twitter

Pin It on Pinterest