Darwin

Uzun bir yolu ne açar
Belki gitmek açar
Belki de çekmek kendine

Halatları da böyle
Benzetmedik mi kendimize
Göbek kordonu diye
Çekiştire çekiştire

Sonrası, ormanda bir makas darbesi

Peki, yol kesenlere haydut dendiğini
Kim söyledi bizlere

Yol boyunca koşmaya başladı. Yol, boyuna göre kısa bir yoldu. Yolun onla uyumsuz bir çift oluşturduğunu düşünenler oldu. Takmadı. Tek takıntısı ilkokul birde geride kalmıştı. Bir de ilk aşkı, ama o o kadar önemli değildi. En azından şimdilik.

Tekrar yola koyuldu. “Kısa mısa ama idare eder,” dedi. Duyan olmadı. Sonra içinden tekrarladı. Bazı bazı iç organları duyar gibi oldu. Onların da kayıtsız kalması uzun sürmedi. Tek tek düşünülüp değerlendirildiklerinde, “Yalnızlığın ve evrim telaşının egoyu yarattığı ve egoist denen kavramın ikide birde nüksetmesinin salt bu yaradılışa dayandığı gerçeğinden hareketle biz böyleyiz!” der gibi bir hâlleri vardı. Şimdilik bu da önemli değildi. Ama şimdilik.

Bir anda durdu. Arkasına bakıp, ne kadar gittiğini ölçtü. Tahmin de edebilirdi ama kesin bir ölçümün yerini tutamazdı hiçbir tahmin. Sonra aşklarının yerini alanları getirdi aklına. Sevmiyordu ve oldum olası sevmemişti yerini almaları, avunmaları, geçiştirmeleri. Sonra mastürbasyonları geldi aklına. Bu aralar çok şey geliyordu aklına. Biraz tekledi ve katetmek diye düzeltti hemen. Zira ne kadar gitmek değil, ne kadar katetmekti asıl olan.

Giderek kalabalıklaşmaya başladı yol. Hemen herkes oradaydı. Dikkatli bakıldığında görülebilirdi bu. Hayatına girecek ne kadar ayrıntı varsa hepsi de oradaydı. Merakını öldürecek bu durumu düzeltmesi fazla sürmedi. Birkaç karakter seçti önce. Şöyle bir çalkaladı hepsini de. Sonra da tavla uzamına fırlattı. Çoklu olasılık kapılarından, kırılmalarından pullarından ve piyonlarından garip garip binalar inşa edip, adına ev koydu. Yuva da koyabilirdi ama, yuvanın gereksiz sıcaklığında önce bunalmak, sonra da boğulmak çok ağır gelecekti ona.

Evrimin isteyip de toplum denen sperm birikintilerine havale ettiği çocuk ve yayılma dalgasında isteksizce sörf yaptı. İsteksizliği istemsizlikle sıvamanın nasıl da kötü hissettirdiğini hatırladı yeniden. Yedi milyon yıldır nüksedip duran bir yaraydı bu. Ve kimin umurundaydı bu? Elbette onun.

Devam ediyordu yol. Gidip – gelme eyleminin sadece gitme kısmını karşılayan yol. Oysa seks öyle miydi? Gidip – gelmelerin kralıydı seks. Ve yolları değil, seksi seviyordu evrim. Çünkü yarata yarata sadece olasılık yaratıyordu yollar. Neler neler çıkartıyordu oysa seks. Zulasından, çıkınından ve muhtelif her yerinden nefes ve bok dalgası fışkırıyordu. Evrim de onları alıp alıp mıncıklıyor, işine geldiği ölçüde yeni yeni eklentilere boğuyordu. Artıkları da çöpe atıyordu. Kullanılmamanın ve körelmenin lügate yerleşmesinin ta kendisiydi çöpü boylama ayinleri.

Uzun zamandır yoldaydı ve yolu boş vermenin lezizliğini ilk kez tadıyordu. Eğlenmeyi keşfetmiş, eğlenmenin ne menem bir bağımlılık olduğunu henüz anlayamamıştı. Malzeme çoğaldıkça eğlence artıyor, zaman daralıyordu. Oran ve orantıyı keşfetmiş, “Matematiğe daha çok var,” demişti. Önüne keşif listesi konulmuş maymun kuzenleri gibiydi. Markete gidilecek, evrim alışverişi yapılacak ve milyonlarca yılın nasıl su gibi geçtiği asla ama asla anlaşılmayacaktı.

Ortak ata diye ortak kaba sıçılması işte böyle start aldı. Helanın doğuşunu kutlamaksa, götü olan her faniye nasip oldu.

Bu masal cümlesinin burada işi ne?!

Kendi kendine konuşmak iyi geliyordu arada bir. Yol uzun ve yalnızdı yol. Bir sonu yoktu aslında yolun. Yalnızlığının bir önemi de yoktu o yüzden. Ne kendi yalnızlığının ne de yolunkinin.

Ses olmasa delirir derler. Ama kimin delireceğine dair en ufak bir renk vermezler nedense. Peki, nedir ses? Kulak yoksunluğunda kendini yol kadar yalnız hisseden şeydir aslında ses. Siz ve diğerlerisinizdir ses. Seksin k’sız hâli, tavan arasına sıkışmış her şeydir ses.

Yolun tavanını bulutlarla sınırlandırdığımdan beri eğlenmiyorum. Evet, yolun ne ucu var ne de bucağı. En çok da boyut kavramını getiriyor gözünüzün önüne. Sonrasıysa zaten sonu gelmez bir kıyaslama dalgası. Arada hayatınıza girip çıkanlar oluyor. Size, ya ne kadar boktan bir sinema salonu olduğunuzu ya da sürekli gişeye oynayan bir seçkinliğinizin olduğunu hatırlatıp duruyorlar. Arası yok. Filmlerinizin var, bunun yok. Ve perdeniz leş gibi, yıkayanınız da yok. Peki, tüm bunların bir önemi var mı?

Elbette yok.

Yol, gel oğlum!

Kenan Yaşar

Etiketler

0 yorum “Darwin”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kenan Yaşar | Takip Et

Reklam

Kenan Yaşar | Instagram

No images found!
Try some other hashtag or username

Kenan Yaşar | Twitter

Pin It on Pinterest