Gri

Yakama eskimiş kuşlar konuyor
Kocamış kuşlar kenarlarına
Bokları da kocamış
Bir boka benzemiyor

Havalanıyor yakamdan sonra
Derken ve birden
Sanırsın ki tüm anları kaplamış
Kanat çırpışları

Öyle öğretildi ya
Pırpır etmesi gerekirken içinin
Sen alnına düşen boka dalmış
Sayıklıyorsun olanları

Söylediklerin yalan
Ve doğru çıkıyor boktan yazılanlar

Bir dağın yamacına oturmuş, Amerikan polisleriyle American Idol izliyorduk. Siyah olduğumuz için arada bir ateş ediyorlar, arada bir de yaralarımızı okşuyorlardı. İçlerinden en yaşlı olanı göbek deliğinin etrafındaki anafor sicil defterine, “Program bitmeden hepinizin de defterini düreceğim!” yazdı. Öyle bir yazdı ki, yanımdaki siyahtaşa özlemle bakmak zorunda kaldım.

En ücra yanlarının dahi siyah nefretinden geçilmediği dünyada ırkçılığın soğuk nefesi, iri kıyım her beyazın aklına bir yandan “Tanrı ya siyahsa?” sorusunu getirirken, öte yandan “O zaman cennette en iri kıyım siyahlar bizleri bekliyor olmalı,” yanıtını da beraberinde getiriyordu. Nasıl getirmesindi? Zira alışverişe dayalı bir çıkar ilişkisinden öte bir şey değildi, bok kokan dinselin Kul-Tanrı ilişkisi. Daha sözümüz bitmemişti ki, “Kul Tanrı değil o, Gök Tanrı” diye gürledi içimizdeki ırk. Ve tabii ardından “Tengri, Kutad Gobalak, Kaşgarlı tost, çekinge slip post Mahmıt” gibi sesler çıkarmayı da ihmal etmedi.

Anlaşılmazlar o kadar art arda gelmişti ki, yanımızdaki etimoloji azmanı siyahtaşa dönmek zorunda kalmıştık. Kalmaz olaydık! Tarihin en anlamsız ifadesiyle bize bakıyor, mertebesine erişmiş bir ermiş gibi sevinç gözyaşları döküyordu. Altını değiştirip, yerine yeni bir kaset taktık. Takmadan önce, eski sekreter kayıtlarını dinlemeyi de unutmadık tabii. Siyahtaşımızın götüyle cinsel organı arasında kaldığından, haddinden fazla bok ve sidik kokuyordu kaset girişi.

Kaset nöbet değişimi tamamlandıktan sonra şakımaya başladı etimoloji azmanımız: “Şimdi bu ses diyor ki” diye başladığı sözlerini, “Bünyeme yerleştirdiğiniz tanrılar, dinler, dogmalar ve türevleri yüzünden her bin yılda bir algım öylesine bozuluyordu ki, beni ihya edip ilahiyat eyleyecek bir Gök Tengri bile doğuramıyordu Gobalag” diye bitirmiş ve çevirisi Google çevirinden çok daha berbat bir vaziyette tezahür etmişti. Anladık ki, ses kaydının çoğu kısmını o da anlamamıştı ve bizden de acınacak durumdaydı.

Tüm bunlar devam ederken, polis içimizdeki ve dışımızdaki tüm siyahları temizlemeye devam ediyor, özündeki Anglo Sakson Amerikan beyazının faşist piçini idolleştire idolleştire bir hâl oluyordu. Kötülüklerin nirvanasında gerçekten de tapınılası bir boyuta gelmişti Siyah temizliği. Kana boğulan durulama suyunu saymazsak, tarihin gördüğü en seri temizleme makinesinin içinde yine tarihin gördüğü en temiz siyah deriler yüzüyordu.

Bize gelince;

Siyahtaşlarımızın kanlarıyla yazılan ve her ulusun en mahrem deliklerine bile dilli marş diye kakalanan her marşta olduğu gibi, yine hep bir ağızdan anırıyorduk, olası tüm rahat ve hazrolların terkisinde: Irksallığına, renkselliğine ve temizlik anlayışına sıçayım dünya!

Kenan Yaşar

Etiketler

0 yorum “Gri”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kenan Yaşar | Takip Et

Reklam

Kenan Yaşar | Instagram

No images found!
Try some other hashtag or username

Kenan Yaşar | Twitter

Pin It on Pinterest