Hadsessizlik Sendromu

1800’lerde kimse uzayla ilgili herhangi bir şey düşünmez sanırdınız. Sanırdınız ki, kendine acımaktan yorulmuş zihinler, değil göğe bakıp uzaya yönelmeyi, önünü görmeyi bile beceremezdi. Ve sanırdınız ki, 1800’ler barındırdığı her türlü yaşam formuyla yerlerde sürünen bir yüzyıldı.

Fazlasıyla yanılırdınız oysa, fazlasıyla!..

Tam da uzaydan nasıl göründüğünü merak ettiğim bir demde uyandım. Yatağın diğer ucunda ölümüne terli ve yorgun görünüyordu 1800’ler. Ne eşim ne de sevgilimdi ve son derece berbat bir hâldeydi; aç karınlarına bakmaktan göğe bakmayı unutmuş gözlerle donanmış 1800’ler. Benim tanımlama manyağı yapma; yeter bu kadar 1800’ler.

Mekikten uzaklaşmam söz konusu değildi. Zaten mekik de yoktu ortalıkta; 1800’lerdeydik ne de olsa.

Tıpkı yazma isteğim gibiydi 1800’ler. Ne tanımlanmaya ne de anlatılmaya ihtiyaç duymadığını tüm isteksizliğiyle kâğıda döktürmeyi başarıyordu ve ondan başka her şeyi sere serpe dökerken buluyordunuz kendinizi. Peki ya atım?.. Atım da mı öyleydi? Tüm isteksizliği ve yılgınlığıyla yine beni mi arıyordu?..

Niye sürekli atını kaybeder durur ki bir insan? 1800’lerin havası ve suyu mudur bunu yaptıran? Yoksa kaybetmeyi tik hâline getirmiş bir salak mıyımdır hepi topu?.. Genelden öznele geçiş cümlelerine bağımlıyımdır olsa olsa. Ve tek hünerimdir; onca atsızlıkta ayağımda nalınlarla sürüklenmek dıgıdık dıgıdık… salak salak sorular havalarda uçuşurken.

Biri kalkıp “Düşmanca kazılan, dostça çıkanlar bir birikintidir 1800’ler,” deseydi günün birinde, onu bile kale almaya mecalim yoktu. Gömüye neden birikinti der ki insan? Atımı özlüyor, atını özlemeyenlere bir sonraki yüzyıla ait boktan bir nefret besliyordum. Evlenmiş miydi?.. Çoluk çocuğa, piç kurularına karışmış mıydı?.. Üzerinde bensiz, geçim ve geçit derdine düşmüş müydü? Yoksa “İnsan Alışır” kampanyasının boktan bir parçası mı olmuştu?

Seni seviyordum atım. Tüm boktanlığınla seviyordum seni. Ki bu beni daha da katlanılmaz kılıyordu.

Yerlerde sürünen karakterim ve onu besleyen zayıflığım gün geçtikçe beni çaptan düşürüyor, gezegenin manyetik alanını ve merkezkaçını hissedemez hâle getiriyordu. Taşıdığım ve içinde bulunduğum yüzyılın aksine giderek bilimden uzaklaşıyordum. Bu da yetmezmiş gibi, 1800’ler demeye bile utanır olmuştum. Ziyadesiyle salak, ziyadesiyle ikiyüzlüydüm çünkü.

Evet, dönüp dolaşıp gelmiştik yine yalnızlığa. Atım yanımdayken bile dibine kadar inebildiğim tek yere.  Olimpos müdavimleri “Hadessizlik Sendromu” deseler de buna; boylu boyunca uzanıyordu önümüzde 1800’ler… Ve umurumuzda bile değildi, irtifa kaybetmiş tüm tanımlamalar.

Kenan Yaşar

Etiketler

0 yorum “Hadsessizlik Sendromu”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kenan Yaşar | Takip Et

Reklam

Kenan Yaşar | Instagram

Instagram requires authorization to view a user profile. Use autorized account in widget settings

Kenan Yaşar | Twitter

Pin It on Pinterest