Kendini Avlayan ve Kanatan Özne: Metin Altıok Şiiri Üzerine Bir Deneme

Barthes, Stendhal’dan Balzac’a birçok yazarın metinleri üzerinden aşk söylemini çözümlediği Bir Aşk Söyleminden Parçalar (1977) adlı kitabında bu söylemin “alabildiğine yalnız” ve sürgün edilmiş olduğuna dikkat çekerek sözü açar (2014: 7). Bu durum, birinci tekil kişi olan anlatıcının aşkla beraber çarpışan, kendine kapanan, çelişen “ben”i de metninde bir mesele olarak ele almasına yol açar; çünkü Barthes’ın öne sürdüğü koşullar, âşık özneyi karşı karşıya kaldığı her şeyle çatışmaya, barışmaya ya da yüzleşmeye yönlendirir. 1978 tarihli Yerleşik Yabancı’dan bir yıl sonra yayımlanan Kendinin Avcısı adlı yapıtındaki şiirlerde Metin Altıok, aşk olgusuyla âşık özneye ilişkin her şeyi şiirine dâhil eder. Önceki kitapla aynı adı taşıyan “Yerleşik Yabancı” şiirinde dikenleri olan ve kendini acıtmamak için hep dikine duran bir “ben”in karşısında kendine katlanan bir “ben” durur. Bu iki “ben”i betimlediği iki dörtlükten sonra “Ben eğilmem gündüz ama, / Geceleri kanatırım kendimi” diyen anlatıcı, bundan başka şiirlerinde de kendini karşısına alan, değişen, dönüşen, yok olan iki “ben”i anlatmaya, hem av hem de kendini avlayan avcı olmaya devam eder (Altıok, 1998: 47). Kendinin Avcısı’ndaki şiirlerde aşk ve benlik meselesi birbirine eklemlenerek, birbirini dönüştürerek bütünleşir. Yapıta adını veren şiirde kendinden kaçan ve kendini kovalayan anlatıcı, sonunda kendini vurarak yok ettiğini söyler (1979: 6). Oysa bu vurma / vurulma temel anlamının dışında, aşkla yüz yüze gelmenin, onun yaşatabileceği tüm duyguları yaşamanın bir sonucu olarak aşkla beraber hareket eden bir “ben”in dikenleri kendine batırması nedeniyle düştüğü durum, yani mecazî bir ölüm biçiminde yorumlanabilir. Yapıt boyunca, şiirlere biçemsel açıdan yaklaşıldığında dikkati çeken eylemler, “Kendinin Avcısı”nda önce bir kaçışı, kovalamayı ve sonunda kayboluşu ortaya koyar. Şiirleri birbiriyle ilişkilendirerek bir bütün olarak ele alırsak düze çıkmakla dibe vurmak arasında gidip geldiğine tanıklık ettiğimiz anlatıcı, sonlara doğru, ölümün, yokluğun metnin de ‘rengini’ değiştirdiğinin farkında olarak “Yara bere içinde morarıyor şiirlerin” der yine kendiyle konuşurken (Altıok, 1979: 49). “Rüzgârın Yırtık Yeri” adlı şiirinde yer alan dizenin devamında tam olarak dibe vuran ve kendine bir çıkış yolu bulamayan anlatıcı, Barthes’ın”Batmak” başlığı altında ele aldığı durumdadır; yani “âşık öznenin kapıldığı yok oluş esintisi”, metnin geri kalanına dağılır ve Barthes’ın gönderimde bulunduğu metinlerdekine benzer biçimde anlatıcıda intihar düşüncesi belirir (Barthes, 2014: 17). Yapıtın sondan bir önceki şiiri “Gibi”de “Kendinin Avcısı”ndaki gibi anlatıcı, kendini imha etme düşüncesine yönelir.

“Mende Mecnun’dan füzun ‘âşıklık isti’dâdı var

‘Âşık-i sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var”

Fuzûlî

            Aşkla anlatıcının var oluşu arasındaki ilişkiye gelince, ilk başta birinin koşulları, diğerinin seyrini belirliyor gibi görünse de aralarında başka etkenlerin de boyuna eklemlendiği bir etkileşim vardır. Kendini avlayan anlatıcı, aşkın da kendi gibi kendini yok ettiğinden dem vurur. “Aşk da çevreye uyar” derken işaret ettiği çevre, diğer bir deyişle özneyle beraber aşkın da sonunu hazırlayan koşullar, sonunda önce aşkı yok eder, ardından özneyi kendine yöneltir. Kazanılanların ve kaybedilenlerin dökümünü yapan anlatıcı, kullandığı terazi metaforuyla durağanlıktaki dengeyi bozmaya çabaladığını da gösterir; çünkü o dengeyi sağlayacak olan nedir, kimdir? Gidenin yerine konacak alelade bir şey mi? Örneğin “Birini Bulurum” şiirinde “Birini bulurum mutlaka, / Yangınımı körükleyen birini” der ve “dumanı lekesiz”, yani bir gün bitse bile kendinde hiçbir iz bırakmayacak birini bulacağını iddia ederken aslında biraz da yalan söyler; çünkü âşık özne, Dîvân şiirinden bu yana yazılmış tüm aşk şiirlerini düşündüğümüzde, o dumanın izinden memnundur (1979: 34, 35). Hatta yaranın izinden de… Bu izin silinmemesi için neredeyse o yarayı gidenle el birliğiyle derinleştirmek ister. Kimi dizelerde sitem eden âşık özne, var oluşunun maşukla ilişkisinin de farkındadır. Bu yüzden, her şeye rağmen, “Mutluydum ben yine de kendimce. / Senin girdilerin, çıktılarım benim / Doğrusu uygundu birbirine, / Yanyana gelince bir resmi tamamlayan / Vazgeçilmezdi ellerin sonra, / Yangınımdan yorgan, döşek kaçıran.” der (1979: 13). Anlatıcı, geceleyin göğünü yıldızıyla doldurup aydınlatacak olan çakımı bekler bir başka şiirde. Gövdesini koruyacak anıları birlikte yarattığı maşuk, âşık öznenin karanlığını aydınlığa dönüştürecek güce sahiptir. Bu yüzden yapıttaki birçok dizede o batık âşığı görsek bile başa dönme isteği ve cesareti vardır. Barthes’ın sözünü ettiği batan âşık özne, dünyadaki varlığını koruyanın bile maşuktan kalanlar olduğunu söyler:

            Anılardır bir batığın koruyan gövdesini,
            Acı verseler bile.
            O saat, o çarpık saat duyuracak sesini
            Düşümde, gerçeğimde
            Sevgiyle kurarak kendi kendini.
            Anılardır bir batığın koruyan gövdesini. (1979: 31)

            Ne var ki maşuktan kalanlardan kendine mutlu bir geçmiş yaratmak istediğinin de farkındadır anlatıcı. “Ne güzel anımsarız geçmişimizi / Kendi yalanımızla.” ile “Uysal bir geçmiştir, / İyi şeyler kalmıştır aklımızda. / Unutmak bizim bildiğimiz iştir.” dizelerini yazdıran da bu bilinçtir (1979: 36, 37).  “Yıkıcılar Geldiler” şiirinde bir ev metaforu kullanır şair. Çatıdan başlayarak tahtaları sökülen evin yüzü burkulmuştur. Ev, önce insan bedeni, devamında aşk ile özdeşleştirilir. Gülten Akın, bu şiiri incelediği bir yazısında “Ev, nesnel karşılığı da bulunan, bu karşılığı da kapsayan, iki kişinin (konumuz açısından, öteki kişileri eklenmiş saymalıyız) dışında ama onlara bağlı, onların ilişkilerinden oluşan bir kimlik, kişilik edinmiştir” der. Yüzü düşen “köhne” ev, yavaş yavaş yıkılırken içi görünür. Evin yıkılışını betimleyen dizelerden sonra anlatıcı, “Benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle” dizesinde, Gülten Akın’ın da belirttiği gibi, yıkılan ev ile kendi bedeni arasında benzerlik kurar (Akın, 2002: 131, 132; Altıok, 1979: 17). Hem şiirin başlığında adı geçen hem şiir boyunca kılıcı olarak karşımıza çıkan “yıkıcılar” kimdir peki? “Aşk da Çevreye Uyar” şiirinde anlatıcı, aşkın sonunu getirenin dış etkenler olduğunu savunur. İki kişinin dışında biçimlenen koşullar, önce aşkı asimile eder, sonra “Yıkıcılar Geldiler” şiirinin öznesi olarak bir daha karşımıza çıktığında hem aşkı hem âşık özneyi yerle bir eder. Yıkıcılar, “bir canavar ağzıyla” deşerken toprağı âşık özne, Barthes’a göre, kendini kurulu düzenin dışında hisseder (Altıok, 1979: 17; Barthes, 2014: 47). Bu duyguyu, en bariz gördüğümüz Metin Altıok şiiri, “Evde Yoklar”dır. Herkesten ve her şeyden yalıtılmış gibi duyumsayan anlatıcı yine kendiyle baş başa kalır. O halde üzerine konuşacağı tek şey, ölümdür. “Ölümden Konuşacaktık” şiirinde “Bir aşk ansızın biterse, / Ayna kırılırsa yüzünle birlikte, / Zamanıdır konuşmanın ölümden.” der (Altıok, 1979: 44). Aşkın bitişi, “Ayna kırılırsa yüzünle birlikte” dizesinde de görüldüğü gibi, âşık öznenin kendiyle arasında da bir mesafenin oluşmasına, benlik algısının dağılmasına ve sonunda belki bir anlamda hiçliğe götürür onu. Elbette, bu yolculuğun ilk adımı yalnızlıktır ve Barthes’ın da belirttiği gibi, “felsefel” bir yalnızlıktır bu (Barthes, 2014: 191). Aşkla var oluşu arasında doğrudan bağ kurar anlatıcı ve bu bağ koptuğunda sonlar birbirini takip eder. Altıok, bir söyleşisinde “Aşk benim itici gücümdür. Yani bunca sevgisizliğe, kötülüğe karşı bir ‘misilleme’dir. Bir kadını sevmek, dünyayı sevmekle eşdeğerdir benim için” der (Altıok Akatlı, 2013: 146). Bir direnme biçimi de olan aşk bittiğinde anlatıcı da her şeyle vedalaşır Kendinin Avcısı’ndaki şiirlerde. “Ormanların Gümbürtüsü” adlı şiiri, bu vedanın önce sessiz sedasız, biterken ise anlatıcının canını nasıl yaktığının en yüksek perdeden duyulduğu bir arz-ı haldir. Şükrü Erbaş, Metin Altıok için yazdığı yazısında “Aşkın, gurbetin ve yalnızlığın imbiklerinden damıttığı dünya, bizim de duvarlarına çarpa çarpa sustuğumuz bir mutsuzluktu” der (Altıok Akatlı, 2013: 304). Kendinin Avcısı, Metin Altıok’un çarptığı duvarlarla birlikte susmayarak aşkı, kırgınlığı, korkuyu, öfkeyi ve dibe vuruşunu anlattığı duraklardan biri oldu.

Kaynakça;

Akın, G. (2002). Şiir Üzerine Notlar. Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.

Altıok, M. (1979). Kendinin Avcısı. Türkiye Yazıları Yayınları: Ankara.

Altıok, M. (1998). Bir Acıya Kiracı: Bütün Şiirleri. Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.

Altıok Akatlı, Z. (2013). Gölgesi Yıldız Dolu. Doğan Kitap: İstanbul.

Barthes, R. (2014). Bir Aşk Söyleminden Parçalar. Çev. Tahsin Yücel. Metis Yayınları: İstanbul.

Baran Barış

Etiketler

0 yorum “Kendini Avlayan ve Kanatan Özne: Metin Altıok Şiiri Üzerine Bir Deneme”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest