Loşluğumda gözlerin kendine yansır: Tanık

Zaman büküldü gözlerinde. Seni tanıyamayacak kadar acizdim. Hayallerine saklandım, beni kaybolmadan önce bul. Çünkü öyle sıcak ki kalbin, nabzında eriyorum. Hayatım traji-komikti, aklımı kaybediyorum ve sana ulaşamıyorum.

Bomboş cadde öyle gürültülüydü ki zihnimden, asla uzaklaşamadım kendimden. Yine de yürümek ne keyifliydi, yolun sonu yine yalnızlık olsa bile… Zaten tek başına olmaya derin bir tutkusu vardı ruhumun. Ağlayarak yürümek de keyiflidir, gözyaşlarıma kimse dokunmadan denize bırakmak… Denize çıkan caddeyi yürüdükten sonra… Hala ölümü dilemek de güzel şeydir… Bak hala varım, hayattayım der gibi.

Gözlerim maviliğin sonuna değmeye çalışıyordu. Bulanıktı bulutlar, yağmur tozu kirpiklerim kirli. Bir kez olsun sesini duyabilir miyim umudun?

Ve ben senin rüyanda içiyorsam yeni bir satırı, hala umut varmış gibi… Bizim için bir umut kalmamıştır demektir.

Öyleyse göğe kıvrılalım, yeryüzünde kimsemiz yok.

Şehrin serseri gülüşü benimle alay ediyordu seni düşünürken. Zaten şehir neyi hisseder ki? Ruhsuzdur o barlar, o arabalar, köprüler ve sokak lambaları… İnsan öyle ruhsuzdur ki, ne yarattıysa ruhsuzdur. Ama yıldızlar, dilerim bu gece senin zihnin olmak istediğimi sana tekrar söyler. Çünkü artık bana inanmayacaksın. Bir gün beni sadece görmek değil bulmak istersen yıldızlara inandığını anlayacağım.

Sokaklar tamamen sakinleşti, duyduğum tek ses adımlarımdı artık. Üzerimdeki hayaletleri uyutmak için bir otel aradım, kalacak yerim bile kiralık.

9. kattaki kırılgan camından karşıdaki barın önünde telefonla konuşan kadını izledim. Ne söylüyordu, kiminle konuşuyordu? Belki rastgele bir numarayı aramış, hiç olmadığı biri gibi davranıyordur. Çünkü öyle bir tavrı var ki, tüm mimikleri yapay. Kadının zorlama hali, benim çabasız varlığımı yordu. Milyonlarca yabancının hissiyle kendimi tanımadığım bir uykuya bıraktım.

Hisset, geceleri rüyaya daldığında ruhunda gezindiğimi. İki gözün de kapalıyken bir bakışla alnının ortasındaki kapağı araladım ve kalbine daldım. Tıpkı senin uykundu, hücrelerin melatonin için yanıp tutuşuyordu ve DMT moleküllerini zor zapt ediyordu. Her şeyi biliyor olmanın kendine çizilen sınırları vardı, dünyada özgürlük hiç de öyle bir şey değildi.

O gece kalbine daldım, tıpkı senin uykundu benim rüyam. O gece üstlendim karmanı, sadece sana cesaret verebilmek için. Tekrar yuvaya dönmen için bir ışık yaktım. Bir ömür biçme lütfen kendine, yarın da senin, sonsuz da. Sen ne kadarını görebilirsen o kadarı senin.

Sayıklayarak uyandım yokluğunu. Telefonun sesi araya girdi, bir saat içinde bitmesi gereken yazıyı hatırlatmak için. Ama gözlerimin önüne karanlık çöktü, harfleri seçemiyordum. Ne yapmak istesem onu yapamıyordum. Yazı yazmak istemiyordum, istemediğim ne varsa çok kolay yaparım. Belki de bu kadar kolay olduğu için sevemiyorum. Bilmiyorum ama ilhamla yürüdüğüm bir yolun mucizelere çıkmaması imkansızdı. O yolun sonunda istemediğim rollere bürünme fedakarlığıyla hak ettiğim bir oyunum vardı. Yanımda olmana izin verseydim hala, bir kere de olsa kendim olabilirdim. Güçlü olabilseydim zaten neşeyle yürürdüm.

Daha ne kadar kopabiliriz mutluluktan? Bakışlarım masanın üzerinde boşluğu arıyor. Hala benim ne kadar loş olduğumu ve beni ne kadar iyi görebildiğini düşünüyorsun. Beni aramak ve her şeyi söylemek geçiyor aklından ama sarhoşluğun bizim için yeterli bir bahane olmadığını biliyorsun. Yine de izimi kaybetme korkusuyla her gün bedeninden biraz daha ayrılıyorsun.

Ve ben de biliyorum, seni hissetmenin bir bedeli olacak. Ben de kendini gördün ama şimdi hayatıma bir tanık ediniyorum. Öyleyse biz olduk, yargılama.

Nur Gençoğlu

Etiketler

0 yorum “Loşluğumda gözlerin kendine yansır: Tanık”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Nur Gençoğlu | Takip Et

Reklam

Nur Gençoğlu | Instagram

No images found!
Try some other hashtag or username

Nur Gençoğlu | Twitter

Pin It on Pinterest