Nötrinö İstilası

I. Zardan Adam

Olasılıklar üzerine kurulu bir yaşamı olduğu için kendini şanslı addediyordu. Tıpkı diğer milyarlarcası gibi, çalkalanıp çalkalanıp atıldığını hissediyor “Tanrı zar atmaz!” diye Tanrı’ya veryansın ediyordu. Yaratımının önüne farklı seçimler sunuyor gibi gözükse de az hınzır değildi Tanrı. Sürekli aynı zarı atıp aynı sonuca giden yolu, farklı seçimlerin farklı yollarıymış gibi gösteriyor, umut denen ışığı açıp kapatıyordu. Elini prizden çekmeyen beş yaşındaki çocuk hâliyle tıpkı yaratımları gibi, feci canı sıkılıyor olmalıydı Tanrı’nın.

Ne de olsa Tanrı katındaydı ve bilindik zarlardan çok farklıydı zar. Kaç yüzü olduğunu bir tek Tanrı biliyor ve kendisine bir isim vermek yerine, yüzsüz diye alay ediyordu kendisiyle. Mizah yeteneği de Tanrı katındaydı ve ulaşılmazdı Tanrı’nın.

Bokunun “kendimi iyi hissetmek için artık haber okumuyordum,” demesine gülmeden edemedi, zarı kırık gelen bir adet beşer vücut. Önce zarı kırık geldiği için yeniden atılacağını düşündü. Yaşadığı gezegende öyle olduğuna göre, Tanrı katında da öyle olmalıydı. Ancak ne kazın ayağı ne de zarlar öyleydi. Kafaların almayacağı sonsuz bir kombinasyonda kıyas götürmez bir yerdi orası. En azından böyle denilince, anlama ya da yorum yapma çabası ta en başta bertaraf ediliyordu. Seçimlerin cazibesini ya da sıradanlığını sorgulamaya da hiç gerek yoktu ayrıca; zaten buna zaman da yoktu.

Popülasyon arttıkça zar atışları da hızlanıyor, heyecanın hasır altı edilmesi, kalp atışlarına bırakılıyordu. Popülasyonu arttıran seks olduğuna göre, seksin bir katalizör olduğunu kim inkâr edebilirdi? Seksin devre dışı kalması durumunda mitoz ve mayoz bölünmeler sotede bekliyor, onlar için bile hayat, “Bi’ ihtimal daha olabilir mi?” bir hâl alıyordu.

İster seçimlerden ve o seçimlere bağlı varyasyonlardan ibaret olsun, ister alın, el, ya da daktilo yazısı olsun, hep tek yönlü ve durağındı hayat. Bir şeylerin aktığını gösteren bir şey varsa, o da zamandan başkası değildi.

Yazı giderek daha da ciddi bir hâl alıyor, kendisini alacak erkek egemene çok ağırdan satıyordu kendisini.

Tanrı, “Zarların en köşelisini, Tanrı zar atmaz diyen ilk insana getireceğim.” dediğinde, gezegende olası tüm insanların gururdan saçları kabarıyor, ama hiçbiri de bu sözleri gram sarf etmemiş olan Einstein’a kan kusmayı da ihmal etmiyordu.

Zar, olasılıklar, bilim ve Tanrı…

Ne zar, ne olasılıklar ne de Tanrı umurundaydı bilimin. Ziyadesiyle açtı ve doyacak gibi değildi.

İyi ki de değildi! Kaba kaba etler, koca koca galaksiler kendisine feda olsundu.

II. Kıpır Kıpır ve Yaprakçasına

Tutsakken anlam kazanıyor bakışların
Ve parmaklığın ötesi belirliyor tutsaklığı
Dört duvar – naçıkış
Dört duvar – hepçıkış
Hep yan yana
Bi’ de öküz kadar olmasan
Ne güzel olur be evren!

Birileri de bir kez olsun bize gelse ve biz olsak yolculuğun adı. Uzaya açılmışsın, işin yoksa git babam git; nereye kadar?!

Sürekli bir yerlere ulaşmak var yolculuğun özünde. Sürekli bir yer değiştirme derdidir almış başını gidiyor. Olduğu yerde rahat duramıyor götler ve yüce sahipleri. “Hey, nereye”ler, “Üç kişi uzatır mısın”lar havalarda uçuşuyor. Tanrılar bile gök kubbe duraklarında çömelmiş bir vaziyette ziyaretçilerini bekliyorlar. Ve yerden göğe, oradan sonsuzluğa uzanıyor tüm sıçışlar.

Mesela hemen şimdi, tam da şu an olduğu yerde kalsa, nötrinolar da dâhil her şey ama her şey cirit atmayı bir bıraksa evrende; ne zamanın kılı kıpırdar ne de etraftaki tüm boyutların.

“Olmadı. Olmaz da. Böyle yaratılmaz hiçlik. Yaratılsa hiçlik olmaz” diye zırvalıyor oradan biri. İnsan işte; müdahale kanında, götünde ve yapış yapış her yerinde piçin. Sen yeter ki kıpırdama; bir hiç olarak yeterince hissedilmiyorsun zaten; hiçin piçi seni!

Ve beklenen son: Evren de dâhil, içindeki her şey durmuş durumda. Kendilerine gelecek ve kenetlenecek beyaz at kıllarını bekliyorlar. Gelmek ve gitmek kelamları lügat tarihinden silinmiş çoktan. Boşuna beklemesinler; zaman da silindi zira.

Olur mu hiç; olur mu?! Durduk bekliyoruz işte ve elleri mahkûm, tıpış tıpış gelecekler önünde sonunda. Sürüler hâlinde, koloniler hâlinde gelecekler. Ve geldiklerinde de biz tepeden tırnağa hazır olacağız. Yeni sıçtığımız için götümüzü siliyor olacağız ama yine de hazır olacağız. Hazır olacağız, gökten üç uzaylı düştü zırvalarına; hazır olacağız, düşe düşe götten üç bok düştü boktanlıklarına.

Kalıplarında boğulmadığımız tek bir delik mi kaldı ki; elbette hazır olacağız!

Kenan Yaşar

Etiketler

0 yorum “Nötrinö İstilası”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kenan Yaşar | Takip Et

Reklam

Kenan Yaşar | Instagram

No images found!
Try some other hashtag or username

Kenan Yaşar | Twitter

Pin It on Pinterest