Ramak Öncesi ve Sonrası

1799. 1800’e 10 dakika kalmış. Ve siz tuvalettesiniz. Bir yüzyılın son anlarını muhtemelen tuvalette geçireceksiniz, ishalsiniz çünkü. Altınızdaysa atınız yerine bir kubur var. E doğal olarak.

Çıkıyorsunuz tuvaletten ve yeni doğan 1800’lere osuruk kakmalı bir merhaba diyorsunuz. Nur topu gibi bir yüzyıl önünüzde duruyor. Zaman skalası da doğal olarak yüzyılların 19.’sunu gösteriyor.

Çıkma kuyruğunda sırada eviniz var. Asık bir suratla kendisini selamlayıp, daha fazla insanlıktan çıkmadan atınızı bulmayı umuyorsunuz. Yalnızken epey uzaktasınız zira insanlığınızdan. Koca bir yüzyılı atsız geçirmeye de tahammülünüz yok üstelik.

Ve nihayet gidiyorsunuz, dıgıdık dıgıdık…

Atınız özlemiş mi sizi? Evet. Onda bir değişiklik var mı? Hayır. Dikkatli bakın… Yani evet; çok daha genç görünüyor. Yüzyıla daha yeni adım attınız da onda. En az yüzyılı kadar sıfır kilometre o da. Ama siz… anakronizmaların merkezinde bir zavallısınız siz. Tarih sizi Şam şeytanı gibi giydirip, istediği zamana fırlatıp atabiliyor. Ana karakter, hele ki kahraman olmaya o kadar uzaksınız ki, buna şaşırmaya bile mecaliniz yok.

Ne umuyorsunuz 1800’lerden? Hadi açalım biraz: Ne ummayı bekliyorsunuz kedilerin bayıldığı o yüz yıllık yumaktan? Çok mu beklenilen, çok mu öngörülen şeyler kafanızdakiler?. Olsun varsın, ne çıkar?! Ve o kadar şanslısınız ki, çok doğru bir yüzyıla temas ettiğiniz için. Temas ettiğiniz diyorum, henüz tam anlamıyla ilişemediniz çünkü. Tekabül mü? Boş verin onu; sırası var daha.

Önünüzde bir gece. Onun da önünde bir han. Giriyorsunuz içeri. Ata bir, size iki… oda bahşediliyor. Parayı peşin alan tüm hancılar gibi hancı. Size bir pijama, ata da bir elma uzatıyor ve “İyi geceler,” diyor. Alnında da kocaman bir boyut kapısı. Kırışıklıkları kader çizgilerine karışmış pis bir kapı. Sanırsınız, 7 milyon yıldır hiç silinmemiş. İçine girip henüz ağaçtan inmemiş atalarınızı ziyaret edesiniz geliyor ama yapamıyorsunuz. Alınlarla ve yazıtlarıyla ilgili o berbat hastalığınız nüksediyor yine.

Uzaklaşın oradan. Gidin odanıza. Kapıyı da üç defa sağ omzunuzdan, üç defa da sol omzunuzdan kilitleyin ki, açıp kapama dünyanızı uhrevi bir kıvama getirebilesiniz. Hadi bırakın gerginliği. Hadi gevşeyin biraz. Hem gözünüz ve atınız arkada kalmadı ya, o yeter size. Kaldı mı yoksa?

Handan ayrılırken, yeryüzündeki çoğu sorunun sadece tedirgin etmek için var olduğunu şakıyorsunuz atınıza. Sorunlardan mı, yoksa sorulardan mı bahsettiğinizi anlamıyor her zamanki gibi; hiçbir zaman da anlamayacak. Bunun en büyük nedeni de sizsiniz.

Bir anlığına hafızaya dair kirli soruların biriktirildiği çamaşır sepetini bilinçaltınızın süzgecinden geçiriyorsunuz istemsizce. Tıpkı diğerlerinde olduğu gibi, her şey o tek bir ana hizmet ediyor bu yüzyılda da. Ve onları ne zaman yıkamaya kalksa bilinçaltınız, sizi en olmadık zamanlarda itin götüne sokuyor. Hele ki alkollüyken. Kendisi ve saranları yıkanıp aklandıkça siz boka sarıyorsunuz. Her açıklama bir özre, her özür de yeni bir uzaklaşmaya tekabül ediyor. Ve o boş verdiğiniz tekabül, işte tam da burada bir işe yarıyor. Yarıyor da n’oluyor sanki; ardı arkası kesilmiyor yakınmaların… Yine başka bir bahara kalıyor tüm uzlaşmalar; bir bakmışsınız, hiç kimse kalmamış etrafınızda.

Önce bilinçaltını, sonra kalanları, her şeyi ama her şeyi silip süpüren bir aralıksın; seni  unutmak mümkün mü 1800’ler?..

Kenan Yaşar

Etiketler

0 yorum “Ramak Öncesi ve Sonrası”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kenan Yaşar | Takip Et

Reklam

Kenan Yaşar | Instagram

Instagram requires authorization to view a user profile. Use autorized account in widget settings

Kenan Yaşar | Twitter

Pin It on Pinterest