Sabih Cangil: “Size önerilenlerin dışına çıkın”

Bulutların arasında kendini göstermeye çalışan güneşin en tepede olduğu saatlerde, Sabih Cangil ile butik bir kafede bir araya geldik. Müzisyenlik kariyerinde 50 yılı geride bıraktığı bir dönemde yakın zamanda piyasada yerini alacak olan “50” albümü dahil kariyerinin nasıl başladığından Ra grubuna, Sabih Cangil Band ve albümleri ile birlikte prodüksiyoncu kimliğini de içine katarak dolu dolu müziğin konuşulduğu bir röportaj gerçekleştirdik. Enerjisi, heyecanı ve geleceğe dair projeleriyle oldukça dinamik olan Cangil; “Size önerilenlerin dışına çıkın. Araştırdığınızda kenarda köşede kalmış öyle çalışmalar göreceksiniz ki hayran kalacaksınız.” diyerek müziğe dair misyonunu da göstermiş oldu.

– Müziğe ilginiz nasıl başladı?

Sabih Cangil: Müziğe ilgim ister istemez başladı. Başka seçeneğim yoktu. Kendimi bildiğim andan itibaren ablam evde piyano çalardı. Rahmetli annemin de çok güzel sesi vardı. Zamanında çeşitli korolarda yer almış. Bu sebeple bizim evin içerisinde müzik sürekli vardı. Ben de bu şartların içerisinde müzikle büyümeye başladım. İlkokuldayken konservatuara başladım. Benim başladığım dönemde yarı zamanlı ve tam zamanlı olarak konservatuar vardı. Çemberlitaş İstanbul Belediye Konservatuarı’na bu şekilde katılmış oldum. Haftada üç gün ablamla birlikte giderek akşamları piyano ve solfej dersleri alıyordum. Lise dönemimde Avusturya Lisesi bana biraz ağır geldi. İki işi birden yapmak için ağır geldi. Çok ev ödevi veriliyordu bunun yanında ders saati de fazlaydı. Bundan dolayı ben konservatuarı bitiremedim. Fakat 3 yıl boyunca orada eğitim gördüğüm için müzik temelim oraya dayanmaktadır. Sonrasında ben uzun bir süre ara verdim. Müziği sadece dinledim. 15 yaşında dönüm noktalarından biri olarak gitar dersi almaya başladım. O zaman tabii internet yok. Notaları ancak bir yerlerden alabiliyoruz. Tabii o dönemde arkadaşımla beraber feci şekilde rock yapmak istiyorum. Arkadaşım da Faruk Kurtulmuş. Ra’da biz iki gitarcı ve besteciydik. Hala da kendisi çok yakın arkadaşımdır. İkimiz de o süreçte aynı hocaya giderek gitar dersi aldık. Bir süre sonra hoca bize yetersiz gelmeye başladı. Sonrasında plaklardan kendimiz parça çıkartarak ve yurtdışına giden arkadaşlarımızın ailelerinden nota kitapları isteyerek çalışmaya başladık. Onları tek tek nota nota çalışıyorduk. O zamanlar video diye bir şey yok zaten. İşte bu şekilde konservatuarda aldığım temelin üzerine koyarak başlamış olduk. Devamında da tarihi de çok net hatırlıyorum. Çünkü unutulacak bir tarih değil 29 Ekim 1979 benim Ra’ya ilk katılmam. Ra’nın kurucusu ben değilim. Onlar kurulduktan üç ay sonra katıldım. Grubu ilk kuranlar Altan Üze, Erhan Akhan, Karaca Somer’dir. Başlangıçta solistimiz Karaca Somer idi sonrasında Egzotik Band ile de söyledi. Gökalp Baykal arkadaşımın tanıştırması vesilesiyle gruba katıldım. İlk provamızı Gayrettepe’de çatı katında yaptık. 

© www.sabihcangil.com

– Güzel bir noktaya dikkat çektiniz. Müziğe başladığınız dönemlerde şartlar oldukça zordu. Özellikle de ekipman temini konusunda…

Sabih Cangil: İlk provamızı kısaca anlatmam gerekirse davulun kick kısmı bir karton kutuydu. Normal bir pedal ile kartona vuruyorduk. Davulun trompeti bir izci trampetiydi. Bir tane de zil vardı. Gitar amfisi yerine ben bizim evde Grundig marka teyp vardı onu kullanırdım. Bu durum uzun bir süre böyle devam etti. O süreçte birçok şeyi kendimiz üretmeye çalıştık.

– Bir Fitaş konseri esnasında WC’ye gittiğinizde üzerini değiştiren insanlara denk geldiğinizi söylemiştiniz. Yani konser için yanlarında farklı kıyafetler getiriyorlardı. Dinleyici kitlesini bu bağlamdan hareketle değerlendirmek gerekirse nasıl bir sonuca ulaşabiliriz?

Sabih Cangil: Bu sorunun cevabı benim için oldukça uzun. O konser bizim ilk konserimiz değildi. Fakat o zaman konser yapmak için konser mekanları yoktu. Dolayısıyla biz sinema yahut tiyatrolarda konser vermek durumundaydık. Sinemada seans iptal ettiriyorduk. Daha doğrusu seans satın alıyorduk. Daha çok hafta sonları ve gündüzleri oluyordu. Örnek vermek gerekirse 13.00 – 15.00 arasını satın alıyorsun. Konser sonrası hemen toparlanman lazım çünkü senin ardından seanslar devam ediyor. Böyle bir ortamda da doğal olarak kulis söz konusu değildi. Bu sebeple ortak kullanım alanlarını seyirci grup iç içe kullanıyorduk. Zaten bizi tanıyan da yok ki. Şuanda da yok ama o zaman hiç yoktu. Medya yok sosyal medya yok. Plastik torbalarda kıyafetlerini getiren insanlar vardı. Deri mont, zincirler, bileklikler… Orada kıyafetlerini değiştirerek konser boyunca dışarıda giydikleri kıyafetleri poşetlerinde muhafaza ediyorlardı. Çünkü o kıyafetlerle sokakta yürüdüğü zaman 1980’lerden bahsediyoruz sıkıyönetim zamanları oldukça sıkıntılı bir süreçti. Hatta Devil grubundan Sabahattin bu durumu yaşamıştı. Konser afişi asıyorlar. Konser afişi asarken sıkıyönetim zamanı jandarma alıp götürüyor. Böyle bir dönemdi. Soruya dönersek benim orada en çok dikkatimi çeken şuydu; kıyafeti değiştirdikleri anda davranışları da değişiyordu. Kıyafet giymeden önce gayet sakin duran o insanlar kıyafetlerini değiştirdikten sonra çığlık atarak salona doğru koşuyordu. Sahnede biz çığlık atmıyoruz onlar çığlık atıyorlardı. Vahşi bir seyirciydi yani. Hatta bazılarıyla çok sonra tekrar karşılaştık. Halen daha görüştüklerimiz de var. Bu bir başlangıçtı. Sonrasında 1990’lı yıllarda internetin devreye girmesi birçok şeyi değiştirdi. Ben Youtube’un ilk açıldığı zamanı hatırlıyorum. Tek sayfası vardı. Yeni yüklenen videoları tek tek takip etme şansın vardı. Çünkü günde 15 video yükleniyordu. Şuanda ben yapımcı da olduğum için geçtiğimiz yıl bir Youtube seminerine katıldım. Bir dakika içinde 400 saatlik içerik yükleniyormuş. Zamanın içerisinde değişim nasıl oldu. Uzun zaman rock müzisyenlerinin ne prova yapacakları bir stüdyo ne de çalabilecekleri bir mekan yoktu. Dolayısıyla canlı rock müzik unutuldu. O zamanlar bahsettiğimiz Fitaş konseri, Tepebaşı gazinosu konseri, Hodrimeydan tiyatrosu konserlerimiz oldu ama bunlar çok seyrek oldu. Son on yıl içinde olay çok değişti. Şu anda gitarımızı alıyoruz, davulcu bagetlerini alıyor. Gidiyoruz güzel tesisatlar var. Tesisatın başında da işi bilen okumuş gayet güzel ses yapan genç arkadaşlar var. Gerçi biz de biraz dokunuşlar yapıyoruz doğal olarak… Kayıt ya da prova bittikten sonra gitarımı alıp gidiyorum sonra da evime geri dönüyorum. Bizim için çok büyük bir lüks. Belki tüm ülkede değil ama en azından büyük şehirlerde rock mekanları var artık. Bu çok güzel bir durum. Şu da var ki bir mekandaki konsere insanlar tanıdıkları ve bildikleri müzisyenler için gidiyor. O kişi sokakta da çalsa küçük bir barda da çalsa gidiyor. Yeni keşiflere, yeni müzisyenlere takip sonucu ulaşan ve dinlemeye giden çok az kişi var. Ben her şeye rağmen şükrediyorum. Artık böyle mekanlar var. Biz de gittiğimiz zaman gayet güzel dolu dolu istediğimiz gibi bağıra çağıra çalıyoruz.

© www.sabihcangil.com

– Ra dönemini incelerken herhangi bir albüm çalışmanıza rastlamadım. Bunun sebebi nedir?

Sabih Cangil: Albüm değil ama 3 parçalık bir single olarak ben kendi yapım şirketimden çıkartıp dijital medyada yayınladım. O da şöyle gerçekleşti ki bizim sadece 5 tane stüdyo kaydımız var. Aslında 6 tane ama fakat o altıncısı hiçbir zaman bizde olmadı. Zaten çok da kötüydü. 3 tanesi 1981 yılında sekiz kanallı olarak tüneldeki Marşandiz stüdyosunda yapmıştık. Diğer iki tanesi de Yusuf Bütünley Stüdyosu’nda yapıldı. Onlar kayıp. Yani kaset olarak bizde var ama yayınlanacak kalitede değil. Master bandları kayıp. Yayınladığım üç parçanın re-master olarak yayınladığım üç parçanın bandları benim stüdyomda hala duruyor. O banttan aldık. Albüm olmaması sebebi bize kimse albüm yapmadı. Kimse taşın altına elini koymadı. Koyacak insanlar bizden hep biraz müziğimizi değiştirme yahut farklı şeyler katma peşinde oldu. Biz de inat ve ısrarla öyle bir şey yapmadık. İsteseydik yapabilir miydik o da ayrı mesele belki yapamazdık. Dolayısıyla elimizde olan kayıtlardan zaten bir albüm ortaya çıkması mümkün değildi. Niye kayıt yapmadınız diye sorarsan stüdyolar bizim bütçemizi inanılmaz derecede aşan fiyatlardı. Şu an bir stüdyoya gidip günümüz şartlarında bir prova kaydını bile alabiliyoruz. Ama o zaman öyle bir şey yoktu. Dolayısıyla para olmadığı için öğrenci bütçesi ile stüdyo masraflarını karşılayamadık.

© Aptülika

– O dönem biri sizin elinizden tutmak istese bile sizin özgünlüğünüzü etkiliyor.

Sabih Cangil: Doğru. Türkiye’nin en büyük eksikliklerinden bir tanesi prodüktör denilen insanlar. Prodüktör şudur; bir insanı seçer onları bir kulvara sokar. Sen de istersen razı olursun olmazsan da kendi yoluna devam edersin. Olursan da seni milyonlara ulaştırabilir. Türkiye’de böyle bir şey yok. Türkiye’de prodüktörler olmuş işleri alıp yayınlıyorlar. Prodüktör baştan sona müziğe düzenlemesiyle, kayıtlarıyla, medya tanıtımıyla, insanların kılık kıyafetine kadar her şeyi planlayıp sıfırdan var eden insandır. Türkiye’de prodüktörlük ve menajerlik sistemi böyle çalışmıyor. Menajerler şunun peşinde; bir yere gelmiş olan bir gruba gideyim. Ama asıl iş bu değil. Menajerlik inandığın bir gruba ellini taşın altına koyup ilişkilerinle onları bir yerlere getirmektir. Prodüktörlük de aynı şekilde.

– 1982’de İzzet Öz programına çıktınız.

Sabih Cangil: Evet, canlı çalmıştık kayıtları da var. İnternette de bunları bulmak mümkün. İzzet Öz ile halen görüşüyoruz. Lansman konserimizde de yüksek ihtimalle açılış konuşmasını kendisi yapacak. Kendisiyle arşivinde arama yaptığımızda Teleskop programlarının birkaçı eksikti. Maalesef bunlardan biri de bizimki. Olsaydı direkt alacaktım kendisinden fakat neyse ki sonrasında program ortaya çıktı. Bu bağlamda Yarım Elma diye bir program vardı. Orada çaldığımız kaydı maalesef bulamadım. Trt2’deydi. İki grup Meridyen ve biz çalmıştık. Meridyenin performansı Youtube’da var ama bizim yok. Sanırım kendileri bulmuşlar. O kaydı bulabilsem inanılmaz mutlu olurum çünkü orada da canlı çalmıştık. Fazla televizyon programımız olmadı bizim.

– 2006 yılında İçimizdeki Pervaneler albümünü çıkardınız. Albüm üzerine biraz konuşmamız gerekirse bu albüm nasıl ortaya çıktı?

Sabih Cangil: Az önce konuştuklarımızdan hareketle biz de Ra’nın neden bir albümü yok diye düşünüyorduk. 2000’lerin başında benim stüdyom oldu. Artık elimizde imkan vardı. Bestelerimiz de vardı. Biz bir albüm çalışmasına grup olarak başladık. Tabii ki kendi stüdyomuz olduğu için ağırlık bendeydi çalışma olarak. Bir süre sonra baktım ki grup arkadaşlarım çok fazla ilgi göstermiyorlar. Düşününce benim kadar diğer arkadaşlarımın bu işe inanmayabileceklerini fark ettim. Sonuçta bu da onların özgürlüğü… Dolayısıyla ısrarcı olmama kararı aldım. Bana ait olmayan besteleri bir kenara koydum. Onlar yerine Ra sonrası dönemde yaptığım birkaç bestemi koydum ve olay bir anda Sabih Cangil albümüne döndü. Albüm o şekilde ortaya çıktı.

– 21.yüzyıl sizin için dolu dolu geçiyor. Geriye dönüp baktığımızda 5 albüm çalışması var. 6.sı da yolda bu anlamda ne söylemek istersiniz?

Sabih Cangil: Çok mutluyum bu durumdan dürüst olmak gerekirse. Albümler içerisinde en fazla ses getiren “Farkındayım” olmuştu. Diğerlerinden daha fazla insana ulaşan bir albümdü. 2006 yılında çıkan “İçimizdeki Pervaneler” geçmişe saygı albümüydü. Profesyonel kayıt ama amatör bir ruhla hareket edilen bir albümdü. Çok fazla kendimi de yeterli bulmadığım bir albüm. Şarkı söyleme anlamında. Bu arada neden şarkıları sen söylüyorsun diye sorarsan ben şarkı söylemeyi çok seven bir insan değilim. Hala da sevmiyorum ama benim beğendiğim solistler beni beğenmediler, beni beğenenleri de ben beğenmedim. Dolayısıyla üstüme yapıştı. Yavaş yavaş da alışmaya ve sevmeye de başladım açıkçası. Bayağı coşuyorum sahnede. Biz grup olarak Türkiye’nin en yaşlı gruplarından biriyiz fakat sahnede en çılgın olan da biziz. Sahnede yaptığımız şeylerden sorumluluk kabul etmiyoruz. Bazen videoları izleyince ben de bize şaşırıyorum. Tekrar albümlere dönersek 2014 yılında çıkan “Farkındayım” hakikaten özel albüm tıpkı bir starlar geçidi. Gür Akad, Tibet Ağırtan, Levent Candaş gibi isimlerin yer aldığı dolu dolu bir albümdü. Ona da çok emek vermiştik. Yaklaşık 800 saatlik stüdyo kaydıyla o albüm ortaya çıkmıştı. Çok ince eleyip sık dokuduk. Sonrasında “Muaf Olalım” iki parçalık bir single olarak çıktı. O albüm benim için tarzın daha da oturduğu bir albüm oldu. Sonrasında “B-Side” geldi. Bu kavramı ise şu şekilde açıklayabiliriz; yurtdışında birçok grubun bu isimle albümleri var. Bu albümler kaydedilmiş ya da proje haline getirilmiş fakat bir albümde yer almamış parçalar. Bunu da ortaya çıkartalım diye ben de eski ve özellikle İngilizce olan parçaları toparladım ve bir albüm olarak yeniden düzenleyip çaldım ve çıkardım. “Bu Sefer Böyle Oldu” en son olan albüm. O da 6 parçalık maxi single olarak çıktı fakat ona da bir albüm gözüyle bakabiliriz. Orada da özellikle Olmuyor Ki, Hadi Biraz Gayret, Ne Oldu Bize gibi parçalar zaten 50.yıl albümünde de çok çok güzel söylediler. Net olgunluk albümüm. Şimdi de 50.yıl albümümüz geliyor.   

Sabih Cangil - Teoman
Sabih Cangil - Ogün Sanlısoy

– İsterseniz yavaş yavaş 50.yıl albümüne gelelim…

Sabih Cangil: Evet, ellinci yıl albümüne gelirsek bir gün biz Sabih Cangil Band olarak çok sık toplanan, çay kahve içen, sohbeti seven, arkadaşlığa önem veren bir grubuz. Bir akşam oturuyorduk. Özel bir şey yapma konusunda konuştuk. Orada bende o akşam bir müziğe başlamamın yarım asırlık geçmişine ithafen bir konser düzenleyelim fikri oluştu. Albüm fikri daha ortada yok. Grup arkadaşlarım da bunu kabul ettiler. Konuk sanatçılar almaya da karar verdik. Gür Akad bir parça söylesin Sabahattin Taşdöğen bir parça söylesin Serdar Çokuslu bir parça söylesin diye karar verdik. Tam bu dönemde de Whisky’den Serdar’ın 40. Yıl konseri oldu hepimiz çıkıp şarkı söylemiştik. Onun provalarında Gizem Saatçi ile tanıştık. Çok aktif bir insandı. O akşam kendisiyle yüz yüze tanıştığımızda bana albüm fikrini aşıladı. O söylemese belki belli bir süre sonra bu aklıma gelebilirdi fakat başka bir arkadaştan böyle bir fikrin gelmesi beni daha da motive etti. Zaten birçok parçanın çalınmış altyapıları vardı. Olmayanları da çalabileceğimiz iki tane stüdyo var sonuçta. İnsanın iki stüdyoda çalışma yapabilme şansı da gerçekten büyük nimet.

– Parçaları söyleyecek isimlere nasıl karar verildi?

Sabih Cangil: Birincisi bu insanlar nazımın geçeceği insanlar olmalıydı. Ki teklif edebilme şansım olsun. Çoğu da arkadaşımdı zaten. Dönüşler de olumlu oldu. Benim yayınlanmış 35-40’a yakın parçam var. Bunları arkadaşlarımıza toplu göndermek yerine tarzına uyan, ona hitap eden şarkıları seçip üç-dört seçenek halinde sundum. Herkes de doğal olarak sesine en uygun, gönlüne en çok yatan ve hitap eden şarkıları seçti. Ekim ayında kayıtlara başladık. Hepsi arkadaşım olmasına rağmen handikap olarak hiçbiriyle stüdyoda beraber çalışmamıştık. Beni en çok mutlu eden şey herkesin oldukça profesyonel hareket edip albümü fazlasıyla ciddiye alarak çalışmalara katılması oldu. Arkadaşlar albüme sahip çıktılar. 16 kişi benim şarkılarıma fikirler, projeler üzerinden kayıtlara gelmesi beni çok mutlu etti. Bu sayede de albüm oldukça hızlı bir şekilde ortaya çıktı.

– Bu bağlamda birbirini bilen tanıyan sanatçı arkadaşlarınızla çalışmanızın da doğal olarak faydasının dokunduğunu görüyorum.

Sabih Cangil: Elbette. Bunun yanında Gizem Saatçi ile yeni tanışmıştık. Ogün Sanlısoy ile tanışmamıza rağmen bir prodüksiyona daha önce girmemiştik. Gür Akad, Tibet Ağırtan benim albümümde daha önce söyleyen insanlardı. Zaten Gizem ve Ogün dışında geriye kalan isimler benim çok eski arkadaşlarım ve uzun yıllardır iletişim halinde olduğum insanlar. Bu da doğal olarak verimli bir albüm çalışmasının ortaya çıkmasına olanak sağladı.

© Aptülika

– Aptülika’nın 50.yıl albümü için hazırladığı albüm kapağı oldukça dikkat çekici.

Sabih Cangil: Katılıyorum. Kendisini uzun yıllardır biliyorum fakat son 3-4 yıldır sohbet edip görüşüyoruz. Kaderin bizi bir şekilde bir araya getirdiğine inanıyorum. Karikatür sergilerine ve söyleşilerine de elimden geldiğince katılmaya gayret ediyorum. Dr. Skull için büyük bir afiş hazırlamıştı. Orada ondan bir şey isteme ışığı yandı. Sonrasında kendisine bu fikrimi ilettim seve seve kabul etti. Ortaya çıkan sonuç beni fazlasıyla memnun etti.

– Sizinle buluşana kadar 15 şarkı albümde yer alıyordu. Sizden az önce sürprizinizi de öğrendik 16.şarkı da geliyor. Yeni çalışmanızdan biraz bahseder misiniz?

Sabih Cangil: Geçmişi bir hafta öncesine dayanan oldukça taze bir çalışma. Kendi kendime bu kadar insanın yer aldığı bir çalışmanın içinde ben de bir parça söylemeliyim diyerek bu kararı aldım. Eski parçalardan birini değerlendirmek istemedim. Çünkü onlar benim sesimle zaten dinleyicilere ulaşmış çalışmalardı. Albümün özel dokusuna katkı sağlamazdı. Yeni bir parça yapmaya karar verdim. Ben parça yaparken özel bir yer aramam. Bazen uyurken, bazen yemekte, bazen sokakta, bazen araçta... Metroda iken ben o şarkıyı zihnimde yavaş yavaş üretmeye başladım. Bu kadar insan benim albümüme gelmişler hoş gelmişler. Parçanın ismi “Hoş Geldiniz”. Onlara ve tüm müzik kariyerimde beraber olduğum insanlara ithafen böyle bir çalışma yaptım. “Hoş geldiniz dünyama hoş geldiniz hayatıma” diye. Yine rock bir parça.

Sabih Cangil - Sabahattin Taşdöğen
Serdar Çokuslu - Sabih Cangil

– Enerjinizi hissediyorum. Şunu söylemek istiyorum. Bunun son albüm olmadığına eminim. Mutlaka geleceğe dair planlarınız olduğunu düşünüyorum. Bu planlardan konuşmak gerekirse neler söylersiniz?

Sabih Cangil: Şu anda zor soru. Mutlaka olacak. Beynim çalıştığı, ellerim gitar çaldığı sürece ben bu işi yapacağım. Şu anda 50.yıl albümü çıktıktan sonra büyük ihtimalle 2021’e kadar olsa olsa belki bir single olur fazla bir şey olmaz. Ben bu ara yapımcılığa yoğunlaştım. Ama elbette ki uzun bir mesai gerektiriyor. Yeni yapımlar ortaya çıkarmak için çalışıyoruz. Sersem diye gümbür gümbür bir grup geliyor. Yeni iki tane sanatçımız var. Sesleri oldukça güzel. Bir grup var belki şu anda isimlerini söylemem doğru olmaz, onların da yeni albümüne aranjör olarak başlıyorum. Elimizdeki imkanlar elverdiği sürece bu kulvarda devam edeceğim. Konserler devam edecek. Konser diyorum bizim her çaldığımız canlı performans bir konser. Biz bar veya cover grubu değiliz. Bu sebeple çok çalamıyoruz. Beni yeni tanıyan insanların ilk yönelttiği soru nerede çalıyorsunuz oluyor. Burada bir mekan ismi beklentisi oluşuyor insanlarda yanıt olarak. Ama bizde böyle bir durum yok. Her hafta düzenli çaldığımız bir mekan yok. Her hafta çalsak insanlar hep aynı parçaları çalarak bunaltmış oluruz. Dolayısıyla biz ayda bir çalıyoruz. Bizim lansmanda sonra Mayıs ayında bir tane konser var bildiğim kadarıyla. Canlı çalmaya devam edeceğiz. Biz canlı çalmaya alışmış insanlarız. Bütün Sabih Cangil Band olarak. Ra döneminde de böyleydi. Grubun albümü olmasa da halen bilinir olmasının sebebi de sahnelerde yer almasıdır. Festivallerde çalmayı da çok istiyoruz ama o işler de pek kolay değil tabii ki. Bağlantıları yapabilmek kolay değil. Ne olursa olsun müziğe devam. Hem mutfağında hem sahnesinde devam edeceğim.

– Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Son olarak röportajın okurlarına ne söylemek istersiniz?

Sabih Cangil: Müzik dinleyicisi artık hiçbir şekilde araştırma yapmıyor. Onlara ne sunulursa onunla yetiniyorlar. Birazcık daha sevdiği müzik tarzında bilinenlerin dışına çıkmalarını herkese tavsiye ederim. Araştırdıklarında o kadar çok gizli kalmış o kadar güzel yapımlar var ki. Onlara önerim biraz daha araştırmacı olsunlar. Az önce de belirttiğim gibi bir dakikada 400 saatlik içerik Youtube’a yükleniyor. Bunun için de sadece önerilenlere bakılmamalı. Şu anda her şeye çok kolay ulaşılıyor. Ama kolay ve ucuz ulaşılan şeylerin insan beyninde değeri de düşük oluyor. Eskiden bir LP alabilmek için harçlık biriktirilir, plakçıya gidilir gelmesi heyecanla beklenirdi. Şimdi bir kulaklık ve cep telefonu yeterli... Ortaya koyulan şarkılarda büyük bir emek var. Elbette nihai karar dinleyicidedir. Onlardan illa ki emeğe karşı bir beklentiyle hareket etmiyoruz. Sonuçta tüketicinin beğenip beğenmeme lüksü vardır. Biraz daha bazı şeylere sahip çıksınlar. İlla ki bana sahip çıkmalarına gerek yok. Müziğe dair bir şeylere sahip çıkmaları yeterli olur.

Sabih Cangil - Uğur Hakan Hacıoğlu
Uğur Hakan Hacıoğlu

Etiketler

0 yorum “Sabih Cangil: “Size önerilenlerin dışına çıkın””

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uğur Hakan Hacıoğlu’nu Takip Edin

Reklam

Uğur Hakan Hacıoğlu | Instagram

No images found!
Try some other hashtag or username

Uğur Hakan Hacıoğlu | Twitter

Pin It on Pinterest