Seksist Lahana Paradoksu

Ne tuhaf!

Seni çözdüğümü sanıyordum; yanılmışım: Kafaca değil, giysi babında. Çünkü 1800’lerin bağrındasın ve lahana gibisin. Eminim onları giymek bile, benim çözmemden çok daha uzun sürmüştür.

“Bu çözmek lafı da nereden çıktı?” diyeceksin. De. Senle sevişmeyi dile getirmeye nasıl ki yüzüm kızarıyorsa, seni soymak demeye de o derece yüzüm varmıyor işte. En fazla çözmek; o da giysilerini çıkarmayı temsilen.

Tanrım!

Sevişmek ne kadar zahmetli olabilir ki?! Biz insan soyu üremeyi abartalıdan bu yana geçen onca sürede, sevişme denen öneke olmadık anlamlar yükledik, biliyorum… Geçen onca zamanın ardından gelinen 19. yüzyılın eşiğinde durup, şöyle bir tekledikten sonra tam sevişmeye karar verdik ki, “vermez olaydık”ı bizlere yaşatman o kadar kısa sürdü ki, henüz bu çöküntüyü idrak edebilmiş değiliz.

Eğer ki insan soyunun çırılçıplak ve de püfür püfür dolaşabilmenin evrimsel sürecine ulaşabilmesine daha çok yolu varsa, teni saran tüm kumaş zımbırtıları bırakalım da bi’ zahmet yerlerinde yurtlarında kalsınlar. Zira tene dokunma ve hisleri ayyuka çıkarma zırvalıkları katlanarak devam edeceğe benziyor. Hele ki yalnızca bedenimiz değil, ruhumuzu da sarmalayan şu içinde bulunduğumuz yüzyılda.

Şu içinde bulunduğumuz yüzyılı son yirmi yıldır 21 yüzyıl olarak algılamak bir hastalık değildir de nedir, sorarım size. Ha, “Buna zaman belirleyicileri karar veriyor, bizler de kuzu kuzu kabullenip uyum sağlıyoruz.” diyorsanız, o başka. Zira bal gibi de 19. yüzyıldayız ve bu sıkışmışlığın içinde defalarca sıkışıp sıkışıp yeniden patlamak bile 19. yüzyılın ruhumuza işleyen bastırılmışlığını ve bastırmalarını kapatmaya yetmiyor.

Evet, her zamanki gibi tüm sevişmeler yine bir başka yüzyıla ertelendi az önce. “Bir başka bahara kalmak” eylemi ne yazık ki zamanın sündükçe sündüğü bu yüzyıl için geçerli değil. Haddinden çok fazla bir zaman akışı var bu yüzyılda. Ve ne kadar kullanırsanız kullanın, fazlasıyla artıyor zaman. Dünya kadar katmanı vücuttan sıyırmanın tutacağı tonlarca zaman bu yüzyılda ancak gramlara tekabül edebiliyor. Ama gelin görün ki, tek bir Allah’ın kulu bile sevişmeye yeltenmiyor. Hele ki deist, agnostik ve ateistler. İdealize edilmiş olası evrimsel bir sürecin en nadide parçaları olabilirlerdi oysaki; yazık.

Ve hangi gelişmiş bir beyin, aymış bir üst bilinç üremeye takar ki?! Soy sürdürme içgüdüsü her zaman tek tip üreten fabrikaların onmaz müdavimlerinin işi olmuştur. Ve onlara emekçi bile diyememek ne kötü. Her ne kadar “seksin emekçisi mi olurmuş!” söylemi, çok havada kalan ve gereksiz yere iddiasını sürdüren bir söylem olmaya devam etse de.

Seksin yalıtıldığı bir yüzyılda atların bele kuvvet üremeye devam etmelerini takdir etmemek elde değil. Elbette ki müstakbel atım için de geçerli bu durum. Her at gibi, potansiyel yavrularına sperm sağlama garabetine kapılalıdan beri yüzüne hasret kaldım kendisinin; hele ki sırtına. Tonlarca basan toplu taşım atlarını da dinozorlar döneminde ardımızda bırakmak da, atsızlıktan kıvranılan şu zor günlerde hiç de iyi olmadı açıkçası. Ah, şu boyutların gözü kör olsun! Kararsızlıklarının hele ki!

“İnsan ırkını kusursazlaştırma yolunda başka türlerle yapılan çiftleşme çabaları az önce olumlu sonuç verdi” bilimsel cümlelerine aç bir yüzyılda rastladım sana. Ve yazının tam da bu noktasında bir şekilde tekrar geri dönmem gerekiyordu çünkü sana. Dönüp dolaşıp tekrar tekrar geri dönmelerin kadınıydın ve seni kutsamak her boynu büküğün naçizane görevi olmalıydı.

Abartılar kadar cümleleri de yakışmıyor bizlere. Cinsiyetin de hiçbir önemi yok ayrıca. Tanrılar ve tanrıçalar yaratmak halen en berbat hastalığımız. Elbette ki güzel bir şey aşk. Elbise altı kadar üzerinden de her şeyi hissedebildiğimiz ve temaslı temassız bunu daimî kılabildiğimiz tek hastalığımız belki de. Yerlerde süründürdüğü demlerde bile son derece heyecanlı ve eğlenceli olabiliyor üstelik. Ve fakat bu yüzyılda romantizme boğulup gitmesi ne acı. Kelime öbekleri kusmuklar hâlinde kendini açımlamaya çabalarken, nasıl da tercih ederdi oysa anlatılmayı.

Eylemi öldürüp, yapış yapış gözyaşı akışkanlığını etrafa bulaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksin 1800’ler?! Ve romantizmin aşka uzanan bir bataklık olduğunu ne zaman fark edeceksin 1800’ler?

Ve…

Tanrıların kaydetmeye tenezzül bile etmediği boktan bir Word belgesisin ve hâlâ kurtarma programlarıyla soyunu sürdürmeye çabalamaktan kendini alamıyorsun insan… Hadi uza şimdi 1800’lere! Uza ki anakronizmalardan  anakronizma beğensin, seni anlara sıkıştıran belleğin.

Kenan Yaşar

Etiketler

0 yorum “Seksist Lahana Paradoksu”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kenan Yaşar | Takip Et

Reklam

Kenan Yaşar | Instagram

No images found!
Try some other hashtag or username

Kenan Yaşar | Twitter

Pin It on Pinterest