Sen mi Evren mi?

Herkesin duyduğu ve herkesin istisnasız onayladığı bir karar verme yöntemi vardır. “Kalbinin sesini dinle.” Evet tüm insanlar bir şey yapmaya karar verdiklerinde ya da bir sorunu çözmek istediklerinde en son başvurdukları yer kalpleridir. Ve artık oradan hangi sesi duyarlarsa ona göre hareket ederler. O kadar emindirler ki kararlarının kendilerine ait olduklarından. Bunun hazzı ile tarif edilemeyecek bir gurur yaşarlar.

Şöyle bir düşündüğünde kalp dediğimiz organ belki bize ait. Ama ya içindeki duygular ve bu duygular sonucu oluşan hisler de bize mi ait? Her gün milyonlarca reklama maruz kalıyoruz, binlerce düşünce ile karşılaşıyoruz, yüzlerce film izliyor, kitap okuyoruz ve en sonunda kendi kararım deme cesaretini gösterebiliyoruz. Bu kısır döngü içinde insan nasıl oluyor da kendi kararımı verdim diyecek kadar çılgınlaşabiliyor?

Etkilendiği o kadar olgu içinde bir tek kendisiyle yüzleşme cesaretini gösteremez insan. Korkar hem de çok. “Kalbinin sesini dinle” derlerken bile en popüler olanı yap, tüm insanlar ne yapıyorsa sen de ona doğru yönel derler ve bizde garip bir şekilde bunu anlayıp kalbimizin sesini dinlemek yerine kendimizden vazgeçip toplumun esiri oluruz.

Hayal et dediler ve kendi hayallerinin baş kahramanı bizi yapıp önümüze altın tepside muazzam bir dünya sundular. Ve bizi yakıştırdıkları konumda kendimizi görünce heyecanlandık. Evet işte bu dedik ben buyum ve onlar için onların kurdurduğu hayali yaşamaya bir ömrü adadık. Ama eksikti hem de çok. Tamamlanamıyorduk. Gün geçtikçe eksilen yanımız daha da belirginleşip bizi içine çekmeye devam etti. Ve bir sabah ben bu değilim diye uyandık. İlk yüzleşme, ilk acı, ilk kıvranış ve için için seni kavuran o pişmanlık. Sanki dönülmeyecek bir akşamdaymışsın gibi geleceğe değil de kendine baktın. Bunun için mi kendimden vazgeçtim diyerek büyük bir şaşkınlıkla sadece geçmişini izledin.

Yeni bir yol ayrımındasın ya kendini seçecektin ya da onları. O kadar sıkışmışsın ki tıpkı koca bir labirentin ortasında kalan ve çıkış kapısını arayan bir çocuk gibi. Ama bu labirent bildiğimiz tek bir çıkış kapısı olan kıvrımlı yollardan değil de dört tarafı da kapalı, iç içe geçmiş, çıkışı olmayan beton duvarlardan oluşan hapishaneler gibi. Yolu ise bizim yapmamızdan başka çare de yok. Çünkü yol yok. Her duvarı yıkınca bir huzur gelir ve sen kendimi buldum dersin ta ki diğer duvara çarpana kadar. Yeni bir macera, yeni yol yapımları ve yeni arayışlar başlar. Her aştığın duvardan sonra sadece içtekinden biraz daha geniş bir alana sahip olan hapishanede olduğunu ancak onun sınırlarına çarptığında anlarsın. En sonunda da evrenin sen olduğunu anlayıp başladığın noktada görürsün kendini. Ama bir farkla, tek ve bir olarak.

İlknur Kayacan

Etiketler

0 yorum “Sen mi Evren mi?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest