SFX Makyaj

Tekrardan merhabalar herkese. Bir önceki yazımda, Sanayi Devrimi’yle birlikte hemen her şeyin farklı bir boyutta etkileşim içerisine girdiği bir düzlemde kozmetik dünyasının, bitki özlerinin primitif kullanımından tüm dünyayı saran bir endüstri hâline gelmesinin hikâyesini anlatmış ve bu bağlamda makyajın ne olduğuna ve nasıl uygulanması gerektiğine dair uzun uzun tüyolar vermiştim. Şimdiyse, kaldığımız yerden kısaca devam edip, lafı fazla uzatmadan asıl konumuza geçmek istiyorum:

Makyajın önemli bir türü olan ve yurt dışında son derece yaygın bir şekilde yoğun ilgi gören, ülkemizdeyse ne yazık ki sinema ve dizi sektörleri dışında pek rastlayamadığımız, şu an üretim ve uygulama bakımından benim de üzerinde çalışmakta olduğum “SFX” makyajından söz edeceğim sizlere. (Bu arada yeri gelmişken şunun da altını çizmeliyim ki; günlük makyaj, gece makyajı, porselen makyaj, şov/sahne makyajı, kalıcı makyaj gibi, gündelik hayatın ya da iş dünyasının ayrılmaz bir parçası olan makyajın diğer türlerine de elbette ki sırası geldiğinde değinecek, bilgilerimi sizlerle paylaşacağım.)

Peki, nedir SFX makyaj? Nasıl uygulanır, nerelerde kullanılır?

Orijinal açılımı “Special Effect Make Up” olan SFX’i kısaca özel efekt makyajı olarak tanımlayabiliriz. Yer yer plastik makyaj ve film makyajı gibi tanımlamalarla karşı karşıya kalsak da, yaygın ve doğru kullanımı SFX’tir. SFX’in salt kendisi bile öylesine derinliklidir ki, kendisini kollara ayırmak icap etmiştir. Bunların en başındaysa, çoğu kere ağızları açık bıraktıracak ölçüde hayretle karşılanan ve bir o kadar da hayranlık uyandıran protez makyaj gelmektedir. Gerek protez gerekse silikon ve bloody-gore gibi diğer alt türler olsun, uygulama açısından asıl işin sizin hayal gücünüzde bittiğini, el becerisinin neredeyse ikinci planda kaldığını önemle belirtmek isterim tam da bu noktada.

Başta Hollywood olmak üzere, yurtdışındaki sinema sektörünün yapımcı şirketlerinde (Warner Bros, Paramount, Universal, vs.) prodüksiyonu gerçekleştirilen filmlerde gördüğümüz/rastladığımız makyaj uygulamalarına çoğumuz aşinayız aslında. Bazen bunlar arasında öylesine başarılı uygulamalar göze çarpıyor ki, insan “Hadi be; o kadar da olamaz!” demekten kendini alamıyor. Kendi kişisel perspektifimden uyandırdıkları etki açısından bunlar arasında bir liste yapmaya kalksam, listede sırasıyla şunların yer almasını isterim:

Listenin başında ilk sırada “Wrong Turn” adlı film serisi yer alıyor… Gerçekten de filmin tüm serileri, beni benden alan bir makyaj uygulamasına sahip; hani, kelimenin tam anlamıyla bayılıyorum desem yeridir. Ve hemen ardından elbet ki Hellraiser adlı film serisi geliyor. Serilerin her biri de makyaj ustalarının sanatlarını konuşturdukları yapımlar ve gönlümde ayrı bir yere ve öneme sahipler. Konu sinema sektörü ve makyaj uygulaması olur da, Lord Of The Rings serisini bu listeye eklememek olmaz herhâlde: Oradaki makyaj uygulamalarının en az filmler kadar büyüleyici olduğunu, en azından kendi adıma önemle belirtmek isterim. Listenin dördüncü sırasında, özellikle “Valak” karakteriyle ön plana çıkan ve makyaj uygulaması açısından kişisel olarak da deneyimlediğim ve bundan büyük keyif aldığım “The Conjuring” adlı sinema filmi var ve iyi ki de var. İzlerken tüylerimi diken diken yapmış olması da cabası tabii. Ve aynı liste, sırasıyla Pan’s Labyrinth, The Fly ve Batman serileriyle devam ediyor ki, her biri de gönlümde taht kurmuş yapımlar.

Anlatımın bu kısmında aynı listeyi bu kez dizilerle inşa etmek istiyorum. Ve bu isteğim hiç vakit kaybetmeden karşısında ilk olarak “The Walking Dead”i buluyor; tabii kaçınılmaz olarak da. Tek bir makyajın yapımında en az beş makyaj uzmanının görev aldığı, televizyonların en bloody/kanlı dizisi olarak buradan Frank Darabont’a hayranlık dolu sevgilerimi göndermeyi bir borç bilirim (Kan severiz neticede). Listenin ikinci sırasında gönlümün efendisi “Vikings” var. Kanada-İrlanda ortak yapımı bu müthiş dizi için de Michael Hirst’e sevgilerimi göndermeden edemeyeceğim. Ve son olarak sırasıyla “Fear The Walking Dead” ve “American Horror Story”i ekleyerek şimdilik sonlandırmak istiyorum listeyi.

Peki, ben nereden tutuldum bu sevdaya? Nasıl oldu da SFX makyaj hayatıma girdi?.. Anlatayım efendim: Küçüklüğümden beri bilimkurgu, korku ve gerilim filmleri izleyerek büyüdüm. Özellikle daha çocuk denecek yaşta izlediğiniz film, insanların kanlar içinde kaldığı şiddet içerikli sahnelerle doluysa, bu durum çocuk bilinçaltınıza kalıcı olarak yerleşiyor ve gittikçe merak uyandırmaya başlıyor. Kanlar içindeki oyuncunun rol icabı şiddete maruz kaldığını biliyorsunuz ama, bir yeriniz kesildiğinde akan kanla ekranda gördüklerinizi karşılaştırdığınızda, o kadar kan akmaması gerektiğini düşünüyor ve bu kadar nasıl abartılabildiğini merak etmeye başlıyorsunuz istemsizce. Bu da sizi peşi sıra daha fazla film seyretmeye ve sürekli sorular sordurmaya itiyor. Merak merakı doğuruyor anlayacağınız. Bu filmleri izledikçe, geçen her yılda korku filmlerine olan merak ve ilgim katlanarak artmaya başladı. Ve en başta da makyaj olmak üzere korku ve gerilim filmleri benim için doyumsuz bir araştırma alanı hâline geldi. Makyaj malzemelerinin nasıl ve ne şekilde üretilip yapıldığından tutun da, uygulama alanlarına kadar hemen her türlü şeyi araştırmaya başladım. Araştırdıkça öğrendim, öğrendikçe de uygulamaya başladım. İlk başlarda ortaya koyduğum işler yerlerde sürünse de, zaman geçtikçe ve el becerisi kazandıkça yaptıklarımın kalitesi artmaya başladı. Gündelik yaşamın en az 6-7 saatini bu işlere ayırıyordum ve zamanla her şey yerli yerine oturdu diyebilirim. Evet, yaptığım işte iyi olduğumu ve bundan da büyük bir haz ve zevk duyduğumu rahatlıkla ifade edebilirim artık. Dördüncü yılını doldurduğum ve gönülden bağlı olduğum bu işte ortaya koyduğum bazı çalışmalarımı burada sizinle paylaşmaktan da ayrı bir kıvanç duyuyorum.

Başka bir yazıda görüşene dek iyi bakın kendinize.

Hazal Tanrıverdi

Etiketler

0 yorum “SFX Makyaj”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest