Tansu Biçer: “Kabullenmeyi, özür dilemeyi becerebildiği zaman, insan düzeltmek üzere harekete geçiyor.”

Rol aldığı Beş Şehir, Küf, Yozgat Blues, Neden Tarkovski Olamıyorum gibi filmler, oyunlar ve dizilerdeki performansıyla bugün Türkiye’nin en iyi oyuncularından biri olarak anılan Tansu Biçer ile yeni podcast dizisi Karanlık Bölge üzerine konuştuk. Yönetmenliğini Tansu Biçer’in, kurgusunu Tülin Özen’in yaptığı ve senaryosunu Özge Satman B.’nin yazdığı Karanlık Bölge’yi Spotify, Apple Podcasts ve Google Podcasts’den dinleyebilirsiniz. Öte yandan Tansu Biçer’in rol aldığı, Ali Aydın’ın Kronoloji filmi de Başka Sinema & BluTV işbirliğiyle 6 Mayıs’a kadar BluTV’de gösterimde olacak.

– Röportajımıza “Nasılsınız?” sorusuyla başlamak istiyorum. Bir buçuk aydır salgın nedeniyle zor bir dönemden geçiyoruz. Daha önce deneyimlemediğimiz bir durumla karşı karşıyayız. Sizin için bu dönem nasıl geçiyor?

Tansu Biçer: Teşekkür ederim. Gayet iyiyim aslında. Şu an benden daha zor durumda olan insanlar var gerek sağlık, gerekse ekonomik yönden bu sürecin sıkıntısını yaşayan. Böyle olunca da insan hep bir kere daha düşünmeli sanki bir şey demeden önce. Yani öyle bitip tükendim gibi bir durum yok. Zaten Karanlık Bölge ile uğraşarak geçirdik aslında büyük bir kısmını. Son bölümün yayınlanmasıyla da şimdilik işimiz bitti. Onun dışında herkesin yaptığı gibi şeyler yapıyorum ama zaten oyuncu olarak aşina olduğumuz bir süreç bu. Bazen işiniz olmayıp evde çok zaman geçirdiğiniz dönemler olur, onlara benziyor biraz ama bu daha tedirgin edici tabii. Yine de geçecek elbet. Ya atlatılacak ya da birlikte yaşamak öğrenilecek ama bir şekilde üstesinden gelinecek bu durumun. Sonrasında da hepimiz yaşayıp göreceğiz neler olacak.

– PodBee Medya’nın ilk podcast dizisi Karanlık Bölge’nin yönetmenliğini yaptınız ve Kuzey karakterini seslendirdiniz. Dizinin hikâyesi, beş yıl önce işlediği bir suç nedeniyle Karanlık Bölge adı verilen rehabilitasyon merkezinde rehabilite edilen Kuzey ve bu bölgeye sürgüne gönderilen dedektif Yaz’ı merkeze alarak temelde insanın değişme, iyileşme ve yanlışlarını tekrarlamama ihtimalleri üzerine gelişiyor. Yaz, insanın karakterinin kolay değişeceğine ve bu nedenle rehabilitasyona inanmıyor. Sizce insanın değişme ve kendinden başka bir canlıya, doğaya zarar verme hakkının olmadığını fark etme ihtimali nedir? İnsana dair umudunuz hep var mı?

T.B.: İnsan doğayı hep yenmesi gereken, üstesinden gelmesi gereken bir engel olarak algılıyor. Onun bir parçası olduğunu, ondan türediğini bir türlü kabul edemiyor. Doğaya boyun eğdirmek için uğraşıp duruyor. Onu sürekli kendi yaşadığı hayatın fonunda canı sıkıldığında bakıp ferahlayabileceği bir manzara, para peşinde koşmaktan yorulduğunda dinlenebileceği bir ortam olarak algılıyor. Kendi malı gibi gördüğü için de yaptıklarının zarar olduğunu düşünmüyor insan bence. Tabii ki kastım bugün geldiğimiz noktadan geri dönelim, yaptıklarımızdan vazgeçelim, yaptığımız her şey yanlış demek değil. Sonuçta bugün eğer korona için bir aşı ya da ilaç bulunacaksa bu geldiğimiz nokta sayesinde de bulunacak. Yani insanın doğayla ilişkisi çok dürüst değil ve ne zaman başı sıkışırsa o zaman çare üretme yoluna gidiyor . Dolayısıyla doğaya ya da bir canlıya zarar verme hakkının olmadığını, tam kaybetmek üzereyken kabul edip, çare aramaya başlayacak. Ayrıca hepimiz zarar verme hakkımız olmadığını da biliyoruz aslında, sadece eyleme geçme cesareti göstermiyoruz.

– Dizinin adı her ne kadar distopik bir içeriği çağrıştırsa da hikâyedeki Karanlık Bölge, dünyadaki tek kurtarılmış bölge. Altı bölümün sonunda karakterlerin ve olayların varacağı yeri de düşündüğümüzde Karanlık Bölge’nin ütopik bir hikâye olduğunu söyleyebilir miyiz? Öte yandan Karanlık Bölge’nin dünyasında dile getirilen, doğaya yapılan her yanlışın bedelinin er geç ödeneceğinin farkındalığına dair mucize, bizim yaşadığımız felaketler sonunda da gerçekleşir mi?

T.B.: Aslında “Karanlık Bölge”, bahsettiğiniz ütopik dünyanın rehabilitasyon merkezinin adı. Onun için dışarıdakiler oraya “Karanlık Bölge” diyor. Dizide dünya büyük bir yıkım yaşamış ve insanlar sonunda bunun böyle gitmeyeceğini anlayıp her şeyi yoluna koymak için seferber olmuş ve bunu başarmışlar da. Bu yüzden evet ütopik bir hikâye. Farkındalığa dair mucize gerçekleşir mi?. Dediğim gibi insan ancak son anda, kaybedeceğinden ve bir daha geri getiremeyeceğinden emin olduğunda harekete geçiyor. Ama bilemiyorum tabii, bu tip felaketler belki de çok küçük de olsa artırıyordur farkındalığımızı

– Karanlık Bölge’nin en sevdiğim yanlarından biri temelde işlediği hikâyenin yanında karakterler aracılığıyla yan hikâyeler de yaratarak farklı meseleleri ele almasıydı. Örneğin, hırs ve korku arasındaki ilişkiyi Kuzey karakteri üzerinden işlerken insanın etrafındaki birçok şeye zarar vermesine neden olan hırsının altında yatan korkuları görmemizi sağlıyor. Kuzey, “İnsanların benim hakkımda ne düşündükleri önemli” diyen bir adam. Bu düşüncesi, aklıma sizin canlandırdığınız başka bir karakteri getirdi. Erden Kıral’ın Yük filminde Cumali’nin de benzer düşünce ve korkularla hareket ettiğini düşündüm. Çevresinin ondan beklentilerine göre davranmaya çalışan ve bu beklentilerle işleyeceği suçun neden olacağı yükün altında kalan bir karakterdi. Bu açıdan siz Kuzey ve Cumali’nin karakter analizini yaparken korkuları, hırsları ve eylemleri arasında nasıl bir ilişki kurdunuz? Bu iki karakter, eylemlerinden ne kadar sorumluydu?

T.B.: Evet ben de hikâyenin o tarafını çok seviyorum. Bugün yaşadığımız bir durum bu. “Korkudan beslenen hırs”, söylerken bile insanı ürkütüyor 🙂 İşin ne kadar tehlikeli bir boyuta ulaşabileceğinin bir örneği Cumali aslında. Kuzey sonunda anlıyor neler yaptığını ve kabulleniyor durumu. Düzeltmek için harekete de geçiyor. Belki de kabullenmeyi, özür dilemeyi becerebildiği zaman insan düzeltmek üzere harekete geçiyor. Tabii burada şunu da atlamamak lazım, Kuzey’in içinde bulunduğu sistem zaten onu suçlu değil vaka olarak adlandırıyor ve suça doğru değil düzelmeye doğru teşvik etmek üzere kurulmuş bir sistem. Cumali ise suça teşvik eden bir sistemin içinde. Kan davası gibi, istemeden evlenmek gibi… Cumali için çalışırken Erden Hoca hep “tamamlanmamış erkeklik” diye tarif ediyordu Cumali’yi ve durumunu. Bu anlamda ikisi için de zaaflı ve kendi fikirleri yerine başkalarının fikirleriyle hareket eden ve sorumluluk almayı bilmeyen karakterler diyebiliriz ama yaşadıkları yüzyılların farkını da çözüm üretme anlamında göz ardı etmemeliyiz.

– Son olarak, istersek verimli değerlendirebileceğimiz epey zamanımız var bugünlerde. Bu nedenle sizden Nouvart okurları için “Arkadaşlar, şu filmleri mutlaka izlemeli, şu kitapları mutlaka okumalısınız.” diyeceğiniz birkaç film ve kitap önerisi alabilir miyiz?

T.B.: Ben pek öyle tavsiye veriyor olmayı sevmiyorum açıkçası. Şu sıra Jared Diamond’ın Tüfek, Mikrop ve Çelik kitabını zevkle okuyorum. Onu söyleyebilirim. Sinema için ise madem zamanımız her zamankinden fazla gibi, şunu tavsiye edebilirim; bir yönetmen seçip araya başka film almadan sadece onun filmlerini sıralı izlemek çok zevkli olabilir. Yönetmenin dilini ve tavrını, yıllar içindeki değişimini gözlemlemek eğlenceli olabilir. O zaman başka bir şeylere odaklanıyorsunuz film izlerken ve iş iyi zaman geçirmeye çalışmaktan çıkıp bir anlatıcıyla ilişki kurmaya dönüşüyor. Bu yüzden bunu tavsiye edebilirim.

Baran Barış

Etiketler

0 yorum “Tansu Biçer: “Kabullenmeyi, özür dilemeyi becerebildiği zaman, insan düzeltmek üzere harekete geçiyor.””

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest