Yolculuğumuzdaki Duraklardan: Bireysellik

Tek Dünya Devleti. Ne kadar heyecanlı, ne kadar düşündürücü, ne kadar ilham verici ve bir o kadar da korkutucu, farklılıkları, zenginlikleri ve bireyselliği yok eden bir kavram. İçinde yaşadığımız yüzyıla özgü olmayan, sürekli duyduğumuz ‘Tek Dünya Devlet’i bireyselliği hiçe sayıp toplumu ön plana çıkararak, hiçbir farklılığı olmayan, birebir aynı fabrika ürünü gibi insanlardan oluşan bir dünya istiyor. Belki de sadece kuru bir gürültüden ibaret olan ‘aynı tip’ bireyler. Düşünsenize hepimiz birbirimize benziyoruz, sahip olduğumuz farklı özelliklerle dünyamıza zenginlikler katarak yaşamak yerine, karşımızdaki insanın türeviyiz sadece. Peki bu dediğim gerçek olsaydı Galileo nasıl yetişecekti, ya Euler, Madam Curie, Nikola Tesla, Einstein, Mevlana, Yunus Emre hatta Atatürk. Daha birçok özel ve dünya çapında nam salan, köklü değişikliklerin temel taşı olan birçok insan nasıl yetişecekti? Sorulan bu soruya cevap ararken bizim gibi kendini arayan, kendi yolculuğunda kendini yaşayan bilgelerin sözlerindeki satır aralarına bırakalım cevapları.

1 – Yunus Emre ‘Bir ben vardır bende, benden içeri.’

İlk bakışta tasavvufla ne alakası var bireyselliğin diye düşünebilirsiniz. Öncelikle şunu bilmek gerekir ki tasavvuf klasik tanımlardan öte kişinin kendini bulma yolculuğunda bir adımdır sadece. Kendini bulma yolculuğu da toplumdan sıyrılarak bireysellikle devam etmek değil midir? Elbette ki her insanın bulmak istediği, aramak istediği, ulaşmak istediği şeyler birbirinden farklıdır. Ancak kişi toplumun fedaisi değil de toplumun mimarı olduğunu fark ederek, bireysellik kanalıyla hem kendini bulur hem toplumu imar eder. Ve Yunus Emre ‘Bir ben vardır bende, benden içeri’ diyerek bunu kısa, öz ve hakiki bir şekilde dile getirmiştir.

2 – Osho ‘Her şeye bireysellik getir. Taklit etmek, hayatı ıskalamaktır. Taklitçi olmak, nevrotik olmaktır. Bu dünyada aklı başında olmanın tek yolu, bireysel, özgün olmaktır. Kendine özgü ol!’

Kendimiz olmayı, özgün olmayı hem kendimize hem de toplumumuza, yaşadığımız dünyaya, evrene borçluyuz. Her insan farklı özelliklere, farklı niteliklere, farklı becerilere, farklı zeka yapısına sahiptir. Ve biz bu farklılıklarımızı inkişaf ettirmezsek, onları kullanmadan hayatı gördüklerimizi taklit ederek yaşamaya çalışırsak ne hayattan lezzet alır ne kendimize yararımız olur ne de topluma faydamız. Taklit ettiğimiz şey her neyse zaten yapılıyor. Onu yapmaya gerek yok. Kendinize dönüp kendinizi fark ederek neden bu çağın Einstein’ı olmayasınız.

3 – Nietzsche ‘Birey her zaman sürü tarafından yutulmamak için mücadele etmelidir.’

Sert yaklaşmış Nietzsche. Ama katılmamak elde değil. Çünkü isterler ki onların elinde kukla olalım ve istedikleri zaman istekleri doğrultusunda, kendi idaremiz dışında hareket edelim. Ve bu düzen o kadar yaygın bir hal almış ki, fark etmek bir o kadar maharet ister. Bizleri içine çeker ve yutar. Anlayamayız da kolay kolay. Bu uğurda mücadele vermediğimiz takdir de hep yutulan olmaya mahkumuz. Sürü sadece atalardan gelen aktarımlarla devam eder hayatına ve yeni olana, değişime, güncel olana kısaca bireye karşıdır. Ancak birey olmadan ne sürüler olur ne de toplumlar. Yutulmamak, onları uyandırmak, sürüyü dağıtıp insanı inşa etmek için mücadeleler vazgeçilmezdir.

4 – William Shakespeare ‘Ne kadar acıdır başkasının gözüyle bakmak, mutluluğa bakmak.’

Tek kelimeyle etkileyici. Aynı zamanda düşündürücü. Bir başkasının gözüyle mutluluğa bakmak, mutluluğu hissetmek ve mutluluğu yaşamak…  Atalarımız, akranlarımız, hocalarımız, okuduğumuz kitaplar biz farkında olmadan bizi kendileri gibi yapmaya çoktan başlamışlar bile. Bütün kavramları, sahip olduğumuz her duyguyu onlardan nasıl aldıysak öyle tanımlayarak kullanıyoruz hiç fark etmeden. Ve onların toplu bir kopyası olmaktan öteye gidemedik hal böyleyken. Ve tüm bunlarla ‘Ne kadar acıdır başkasının gözüyle bakmak, mutluluğa bakmak.’ İçten içe hak versek de çoğu zaman kabul etmeyiz biz olmadığımıza, toplumu taklit ettiğimize.

5 – Fyodor Mihayloviç Dostoyevski ‘Ben, gürültülü sosyete hayatını değil, yalnızlığı, sessizliği severim.’

Hayatımız hızlanmışken, sürekli bir yerlere yetişme telaşı içindeyken, storyler, snapchatler, durumlar almış başını giderken, Dosto’nun bu sözü nerden çıktı karşımıza. Garip, değil mi? Mükemmel yazılar yazıyorsun, döneminin parlak konuşmacılarından birisin ve yalnızlığı, sessizliği tercih ediyorsun. Bir bakıma haksız da sayılmaz içinde yaşadığımız yüzyılı baz alırsak. Her şeyin hızla tüketildiği, haz odaklı yaşanılan, desinler, görsünler diye yapılan ama aslında yapılmayan aktivitelerle dolu story paylaşımları içinde topluma kurban gitmemek için başka ne yapılabilir ki. Dostoyevski toplum fedaisi değil de toplum mimarları arasında yerini almasını bireyselliğine, özgünlüğüne borçludur.

6 – Oscar Wilde ‘İnsanların çoğu, kendileri değil başkalarıdır; düşünceleri başkalarının düşünceleridir, yaşamları başkalarını taklittir ve tutkuları ise alıntılardır.’ 7. yüzyılın oyun yazarı ve şairi olarak döneme damgasını vuran Oscar Wilde. Hem yaşadığı dönem itibarıyla hem de yazmış olduğu çarpıcı oyunları ve şiirleriyle kendisi olmayı başaran nadir yazarlarımızdandır. Bir bakıma düşünceleri Shakespeare ile oldukça örtüşmektedir. Belki de Shakespeare’in izinden giderek taklit bir yaşam sürmek yerine, kendi gözleriyle baktığı, kendi kulaklarıyla duyduğu, kendi hisleriyle hissettiği, kendine ait olan bir hayat yaşamak istemiştir. O’nun özgün olması çağları aşmasının en büyük sebebi belki de.

7 – Arthur Schopenhauer ‘Başkalarına benzemeye çalışarak benliğimizin dörtte üçünü kaybederiz.’

Başkalarına benzemeye çalışmak, onlar gibi olmak. Bizim deyimimizle topluma ayak uydurmak, toplumun kabul ettiği insan olmak. Neden yapalım bunu? Neden onlar gibi olalım ki. Onlar gibi olmamız demek süre gelen devranı devam ettirmemiz demek. Kendimizi keşfetmeden, kendimizi anlamadan, sadece bize verilen kalıplar içinde yaşa sonra öl. Amacımız kollektif bilince hizmet etmek mi ki biz onları taklit ederek benliğimizin %75’ini onlara kurban edelim. Bu kendimize yaptığımız acımasızlık, haksızlık değil de ne? Neyse ki Schopenhauer bu konuda bizlere ilham olmaktan vazgeçmemiş.

8 – Jean Jacques Rousseau ‘Bireysel aşkım için dünyayı veririm, özgürlüğüm için de aşkımı veririm.’

İddialı. Sadece aşk olarak bakmayın ve aşkım kelimesinin yerine tutkularınızı, ihtiraslarınızı yerleştirin. Diğer bir deyişle tutkularımız için dünyayı karşımıza alırız ama özgürlüğümüz için tutkularımızı bile feda ederiz. Ne kadar derin ve insanı kendinden bile özgürleştirip ferdiliğin en üst noktasına çıkaran bir bakış açısı. Evet bireysellik Rousseau’da öyle bir nokta da ki ancak özgür olduğu takdirde sonuna kadar özgün, ferdi bir şekilde yaşayacağını bilir. Ve bunu engelleyen her neyse aşkı dahi olsa hayatından çıkmaya mahkumdur.

9 – Mahatma Gandhi ‘Toplum hayatı için bireysel özgürlük ve bağımsızlık şarttır.’

Büyük başarılarıyla, grevleriyle, sevgi felsefesiyle bilinen muazzam karakterlerden biridir Gandhi. O’na göre bireyde başlar her şey ve silsile olarak devam eder. Ve bir bireyin değişmesiyle neler olabileceğinin kanıtıdır Gandhi. Tıpkı denize atılan bir taşın denizle birleşme anında meydana gelen halkalar gibi. İlk önce hızlı bir yayılım olur ardından yavaşlar ama durmaz, her halükarda en uzak noktaya kadar gider bu titreşim. Ve bireyde başlar topluma yayılır. Birey bireyselliğini yakaladıkça, özgürleştikçe, bağımsızlaştıkça toplum da o denli yükselir ve bağımsızlaşır.

10 – Paul Gauguin ‘Sanat = bireyselliğin çılgınca arayışı.’

Paul Gauguin gibi çığır açan bir ressam, bireyselliği, özgünlüğü, kendi olmayı resimlerle anlatan değerli insanlardan biri. Ne kadar latif ve ince bir zariflikle beyan etmiş ‘Sanat = bireyselliğin çılgınca arayışı.’ Hepimiz bir parça sanatın içinde değil miyiz? İster sanatın dallarıyla uğraşalım ister uğraşmayalım. Dinlediğimiz bir müzik, okuduğumuz bir şiir, baktığımız bir resim… Kolektif baskılardan, bize dayatılan düşüncelerden, sıkışıp kaldığımız bu gürültülü kalabalıktan kendimize giden bir yol değil mi? Kendimize, özgünlüğümüze, bireyselliğimize belki de en çok sanat yakışır.

İlknur Kayacan

Etiketler

0 yorum “Yolculuğumuzdaki Duraklardan: Bireysellik”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest