Metal’den Klasik Müzik’e Uzanan Konser İptalleri

Türkiye’de artan konser iptalleri, rock ve metalden klasik müziğe uzanıyor. Sürecin sektöre ve izleyiciye etkileri MüziKoridor’da.

0
Konser iptallerini temsili bir sahne görseli

Son dönemde art arda gelen konser iptalleri artık tekil olaylar olarak açıklanamayacak bir noktaya ulaştı. Rock ve metal sahnesinden alternatif gruplara, oradan klasik müziğe kadar uzanan geniş bir alanda benzer sonuçlarla karşılaşıyoruz: Planlanan konserler iptal ediliyor ya da belirsiz gerekçelerle erteleniyor.

Bu ne tür meselesi ne de tek bir sahneye ait bir sorun.

Bir dönem “sert” bulunduğu için hedef alınan türlerdeki iptaller karşısında yeterli ortak tepki gösterilememesi, bugün benzer uygulamaların klasik müziğe kadar uzanmasına zemin hazırlamış görünüyor.

Bruno de Sá konseri etrafında ortaya çıkan tartışmalar, karar süreçlerinin şeffaflığını yeniden gündeme getirdi. Rock ve metal konserlerinde kullanılan “toplumsal hassasiyet”, “güvenlik”, “kontrol dışı koşullar” gibi muğlak ifadeler ise iptallerin gerekçelerini daha da tartışmalı hâle getiriyor. Bruno de Sá konserine ilişkin iptal kararı, uluslararası basında da yankı buldu. Bu gelişme, Türkiye’nin kültürel ortamına dair dış algının nasıl şekillendiği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Bruno de Sá

Bir konser iptal edildiğinde genellikle şu açıklama yapılır:
“Bilet ücretleri iade edilecektir.”

Ancak mesele sadece bilet bedeli değildir.

Şehir dışından gelen izleyici ulaşım ve konaklama için ödeme yapmıştır. Bu harcamaların tamamı çoğu zaman geri alınamaz. Aynı şehirde yaşayan biri için bile konser, haftalar öncesinden planlanan bir deneyimdir. Zaman, motivasyon ve beklenti bir yatırıma dönüşür.

İade edilen para, oluşan belirsizliği ve güven kaybını telafi etmez.

En görünmez kayıp çoğu zaman sahnenin arkasındadır.

Bir konser iptali; ses ve ışık teknisyeninin, sahne kurulum ekibinin, roadie’nin, güvenlik görevlisinin, mekân çalışanının o günkü yevmiyesini kaybetmesi demektir. Backline kiralama şirketlerinden lojistik firmalara uzanan zincirde her iptal doğrudan gelir kaybı yaratır.

Kültür ekonomisi sanatçıdan ibaret değildir; yüzlerce emekçinin sürekliliğine dayanır.

Türkiye’de müzik sektörü kriz anlarında ortak tavır alabilecek güçlü bir yapıya sahip değil. Meslek birlikleri, organizatörler ve sanatçılar çoğu zaman ayrı ayrı hareket etmek zorunda kalıyor.

Bu kırılgan yapı, keyfi olduğu düşünülen kararlar karşısında sektörü savunmasız bırakıyor. Organizatörler risk almaktan kaçınıyor, mekânlar geri adım atıyor, sanatçılar sessiz kalmayı tercih ediyor.

Uzun vadede programlar daha düşük riskli görülen isimlerle şekilleniyor. Çeşitlilik azalıyor, repertuvar daralıyor.

İptallerin dayandırıldığı “toplumsal hassasiyet” ya da “kamu güvenliği” gibi ifadelerin hukuki sınırlarının belirsizliği, kararların denetlenebilirliğini de tartışmalı hâle getiriyor. Şeffaf olmayan süreçler  o anki etkinliğin dışında gelecekteki planlamaları da belirsizliğe sürüklüyor.

Bir ülkede konser takvimi sanatsal kriterlerden çok siyasi risk hesaplarıyla belirlenmeye başlarsa, uluslararası sanatçılar o pazarı riskli görür. Turne planlamaları buna göre revize edilir. Şehirler küresel kültür haritasında geriye düşer. Genç kuşak daha az sanatçıyla temas eder. Yerli üretim de bundan etkilenir.

Fiziksel mekânların kullanım alanı kısıtlandığında sanatçılar dijital platformlara yöneliyor. Ancak canlı performansın ekonomik ve kültürel etkisi, çevrimiçi yayınlarla tam anlamıyla karşılanamaz. Konser, mekânsal ve kolektif bir deneyimdir. Aynı anda, aynı mekânda bir araya gelerek ortak bir duygu üretme imkânıdır. Bu temas zayıfladığında toplumsal bağ da zayıflar.

Yapay zeka ile oluşturulmuş bir konser ve kalabalık kitle

Sürekli iptal edilen etkinlikler izleyicide şu duyguyu üretir:
“Nasıl olsa iptal olur.”

Bu duygu zamanla davranışa dönüşür. Bilet alımları son dakikaya bırakılır. Ön satışlar zayıflar. Organizasyonların nakit akışı kırılgan hâle gelir. Risk arttıkça program çeşitliliği daha da azalır. Güvensizlik, ekonomik döngüyü besleyen bir faktöre dönüşür.

Bugün yaşananlar salt iptal edilen konserler değildir.
Sorgulanması gereken, karar süreçlerinin hangi ölçütlere dayandığı ve bu ölçütlerin ne kadar şeffaf olduğudur.

Eğer bu tablo normalleşirse, kayıp birkaç konser olmayacak. Uzun vadede kaybedilen şey kültürel alanın genişliği olacaktır.

Bu nedenle sektör bileşenlerinin meslek birlikleri, organizatörler, mekânlar ve sanatçılar ortak bir şeffaflık ve dayanışma zemini oluşturması bir gerekliliktir. Örneğin iptal kriterlerinin yazılı ve kamuya açık hale getirilmesi, ortak bir hukuki danışma platformunun kurulması ya da sektörel bir ilkeler deklarasyonunun hazırlanması, belirsizliği azaltacak somut adımlar olabilir. Net kriterler, açık iletişim ve hesap verilebilirlik; kültür hayatının sürdürülebilirliği için temel koşullardır.

Önceki içerikVenüs’ten yeni single: “Barlarda Öpersin Birini”
Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments