

K-Pop’un yükselişi, küresel popüler müzikte özellikle son on yılın en belirgin kırılmalarından biri. Apple TV+’ın yeni dizisi KPOPPED, bu kırılmayı sahneye taşıyan iddialı bir deneme olarak sunuldu. Sekiz bölümden oluşan yapım, Batı müziğinin starlarını K-Pop gruplarıyla bir araya getiriyor ve “şarkı düellosu” formatlı gösteriler sunuyor. Tüm bölümler Apple TV+’ta aynı anda yayımlandı ve izlemek için platform aboneliği gerekiyor.
Programın sunuculuğunu Koreli-Amerikalı oyuncu Soojeong Son üstleniyor. Megan Thee Stallion ve PSY ise şovun öne çıkan isimleri arasında yer alarak, daha baştan farklı müzik ekollerini aynı çatı altında buluşturan bir enerji yaratıyor. PSY, K-Pop’un en bilinir simalarından biri; Megan Thee Stallion ise günümüz hip-hop sahnesini yansıtıyor. Yapımcı kadrosunda Lionel Richie ve Megan Thee Stallion’un bulunması da projeye hem pop müziğin köklü geleneğini hem de çağdaş hip-hop’un canlılığını katıyor; böylece türler arası bir gösteri ortaya çıkıyor.
Serinin en çok konuşulan anlarından biri beşinci bölümdeki ATEEZ performanslarıydı. Grup, iki farklı performansa bölündü. Seonghwa, Jongho, Yunho ve Wooyoung’un Kylie Minogue ile seslendirdiği “Can’t Get You Out of My Head”, 2000’lerin elektronik pop atmosferini K-Pop’un teatral görselliğiyle buluşturdu. Hongjoong, Mingi, San ve Yeosang’ın J Balvin ile sahnelediği “Mi Gente” ise Latin ritimlerini ATEEZ’in keskin koreografisiyle birleştirdi. Bu sahneler sosyal medyada “ikonik” ve “tarihî” olarak nitelendirildi.
Nostaljiyi ve genç enerjiyi aynı anda sahneye taşıyan bir başka buluşma ise Spice Girls ve ITZY arasındaydı. Spice Girls grubundan Emma Bunton ve Mel B, ITZY ile birlikte “Wannabe” ve “Say You’ll Be There” şarkılarını seslendirdi. Spice Girls, bir neslin hafızasını canlandırırken, ITZY’nin de sahneye çağdaş bir dinamizm getirdiği performans dikkat çekti. Şov, geçmişten günümüze yer etmiş starlarla bugünün genç idollerini aynı çizgide buluşturmuş oldu. Gönül elbette Spice Girls’ü sahnede tam kadro görmek isterdi; fakat bu buluşma bile izleyiciye özel bir an sundu.
Elbette KPOPPED yorumladığım bu iki örnekle sınırlı değil. Program kadrosunda STAYC, JO1 ve Kep1er’in; Kesha, Eve, Vanilla Ice, Taylor Dayne gibi isimlerle kurduğu eşleşmeleri de içeriyor. Bu buluşmalar kimi zaman beklenmedik, kimi zaman uyumsuz olsa da programın asıl amacı zaten bu çarpışmadan yeni bir enerji yaratmak.
Şovun güçlü yanlarının yanı sıra tartışmalı noktaları da var. Batılı hitlerin merkeze alınması, K-Pop gruplarını zaman zaman “eşlik eden” konumuna itiyor. Ancak performansların enerjisini çoğunlukla K-Pop gruplarının sürüklediği de bir gerçek. ATEEZ’in J Balvin ve Kylie Minogue performansları ya da ITZY’nin Spice Girls sahnesi, K-Pop’un sahne disiplini ve görsel hakimiyetini en açık şekilde ortaya koyuyor.


Batı müzik endüstrisi aslında uzun süredir K-Pop’un küresel gücünün farkında; ortak projeler, düetler ve festival buluşmaları bunun en bilinen örnekleri. Ancak KPOPPED’u ilgi çekici kılan şey, zamana yenilmeyen Batı şarkılarının, çoğu artık kolay kolay sahneye çıkmayan ya da yeni nesillerle yan yana görülmeyen sahiplerini yeniden görünür kılması. Kylie Minogue, Spice Girls ya da Patti LaBelle gibi isimlerin K-Pop idolleriyle aynı sahnede buluşması, kuşakları ortak bir gösteride bir araya getirirken; J Balvin’den Megan Thee Stallion’a uzanan sahneler de müziğin sınırları aşma potansiyelini bir kez daha hatırlatıyor. Belki de serinin asıl başarısı, K-Pop’u küresel müzik tarihinin merkezinde konumlandırması.
Apple TV+, prestij odaklı orijinallerinin (ör. Severance, Silo) ödül ve izlenme görünürlükleriyle güçlenen stratejisini, KPOPPED gibi kültürlerarası projelerle genişletiyor; bu yapım, platformun erişimini küresel izleyici kümelerine açan güçlü bir adım olarak yorumlayabiliriz. Ayrıca, Apple’ın KPOPPED gibi bir projeye yatırım yapması, platform içerik kütüphanesini genişletmekle kalmıyor, aynı zamanda küresel popüler kültürün kalbine temas etme isteğini de gösteriyor. Bu nedenle akla şu soru geliyor: “Bundan sonra benzer işler olacak mı?” Apple’ın bugüne kadarki stratejisi, az sayıda ama özenle seçilmiş içerik üretmek üzerine kurulu. Dolayısıyla KPOPPED’un aldığı ilgi, Apple TV+’ı yeni müzik-odaklı işlere yönlendirebilir. Apple’dan sonra; Netflix, Disney+ veya Amazon gibi rakiplerin de benzer konseptlerde adım atma ihtimali yüksek. K-Pop’un küresel yükselişi ve kültürlerarası programların yarattığı görünürlük, bu tür içeriklerin artık niş olmaktan çıkıp stratejik bir vitrin haline geldiğini kanıtlıyor.
Bugün için bu performanslar yalnızca seriden izlenebiliyor; dinlenebilir kayıtlarının yayımlanması ise henüz gündeme gelmiş değil. Oysa düşününce, bu şarkılar Apple Music’e özel olarak yayımlansaydı, platforma ciddi bir fark katabilirdi. Zira önümüzdeki dönemde müzik servislerinin, tıpkı dijital dizi ve film platformlarında olduğu gibi, platforma özel yayınlarla rekabet etmeleri kaçınılmaz görünüyor. Geçmişte Tidal ve Apple Music’in denemeleri, bugün Spotify’ın ve diğer servislerin yeni hamleleriyle daha da görünür hale geliyor. Bu açıdan böylesi küresel projeler, hem platformların marka değerini artırabilir hem de dinleyiciye benzersiz bir deneyim sunabilir. (Belki ilerleyen dönemde KPOPPED kayıtlarının albüm olarak yayımlanması gündeme gelebilir; ancak şu an için resmi bir açıklama yapılmadı.)
KPOPPED, Apple TV+ için bir işaret fişeği olduğu kadar, Türkiye’de neden bu ölçekte bir müzik programı yapılamadığı sorusunu da gündeme getiriyor. Global Müzik Endüstrisi projeleri sonrası ülkemize bakıldığında Türkiye için tablo ne yazık ki çok düşündürücü. Türkiye’de uzun zamandır kayda değer bir müzik programı üretilmiyor. Televizyon kanalları yarışma formatlarına sıkışmış durumda, dijital platformlar ise müzik odaklı içerik üretmeye yanaşmıyor. Apple Music ve Spotify’ın yurtdışında canlı performans serileri, özel kayıt stüdyosu programları ya da editoryal projeler geliştirdiğini görüyoruz; fakat Türkiye için benzer yatırımları “gereksiz” görmeleri dikkat çekici. Bunun ardında hem pazarın görece küçüklüğü hem de müzik endüstrisinin kurumsal altyapı eksiklikleri var. Türkiye’de müzik endüstrisi hâlâ büyük ölçüde bireysel çabalar ve bağımsız yapımcıların dinamizmiyle ayakta duruyor. Uluslararası platformlar için cazip bir iş ortaklığı ortamı oluşmadıkça, bu projelerin ülkemize uğraması da zor görünüyor.











