

4 Şubat 2026 tarihli yazımda Netflix’in Warner Bros.’u satın alma süreci başlattığından, olası birleşmenin sinemaya yansımalarından ve gelişmeleri takip etmenin öneminden bahsetmiştim. O yazıdan sadece birkaç hafta sonra masadaki kartların yeniden dağıtıldığını, aktörlerin değiştiğini ve akla en son gelecek gelişmelerin yaşandığını gördük.
Netflix’in geri çekildiği, Paramount Skydance’in yeniden ön plana çıktığı birleşme sürecinin bugün geldiği noktayı daha iyi anlayabilmek için şubat ayındaki o kırılma dönemine bir göz atmak gerekiyor.
Şubat ayında ne oldu?
4 Şubat tarihli yazımda üzerinde durduğum birleşme sürecinin kaderi 17 Şubat’ta Warner Bros.’un Paramount ile yeniden masaya oturacağını duyurmasıyla tamamen değişti. Netflix’in izniyle gerçekleşen bu görüşme, yaklaşık bir hafta kadar sürdü ve aylardır pusuda bekleyen Paramount’a nihai teklifini gerçekleştirmesi için bir şans yaratmış oldu.
Warner Bros.’un normalde Netflix’le yaptığı anlaşma gereği başka bir şirketle görüşmesi yasaktı. Hatta bu yasak, Paramount’un 108,4 milyar dolarlık teklifinin defalarca reddedilmesindeki nedenlerden biri olmuş ve zamanında Netflix’in elini güçlendirmişti. Bu durumdan Warner Bros.’un hissedarları pek memnun değildi. Warner Bros.’un hissedarları, Paramount’un teklifini finansal olarak daha üstün görüyorlardı. Bunun farkında olan Warner Bros. yönetimi de hissedarlarının çıkarlarını korumak için anlaşmadaki boşluklardan faydalandı ve şubat ortasına doğru Netflix’e Paramount ile görüşmek için baskı yaptı. Ortağının baskısını gören Netflix ise birleşme sürecine zarar verecek hukuki süreçlerle karşılaşmamak ve ortaklığı sorunsuz sürdürmek için görüşmeye izin vermek zorunda kaldı.
Belki görüşmelerden bir şey çıkmayacağının getirdiği rahatlıkla belki de süreci mahkeme köşelerinde süründürmemek için böyle bir karar alan Netflix, burada sadece sürecin değil, sektörün kaderini değiştirecek bir karar vermiş oldu.
Bir hafta süren görüşmelerin sonunda Paramount, reddedilemeyecek tekliflerle masaya oturmuş ve sürecin bütün dengelerini altüst etmişti. Warner Bros.’un açıklamasına göre:
- Paramount, hisse başına 31 dolar teklif vererek Netflix’in 27,75 dolarlık teklifini geride bıraktı.
- Netflix, Warner Bros.’un sadece film ve televizyon stüdyoları için 82,7 milyar dolar teklif verirken Paramount, şirketin tamamı için 111 milyar dolar teklif vermişti.
- Paramount, Warner Bros.’un Netflix’le olan anlaşmasını feshetmesi halinde fesih bedeli olan miktarı ödeme sözü de vermişti.
Warner Bros. aynı açıklamada teklifi üstün bulduklarını belirtmiş ve Netflix’e son bir şans tanıyarak teklifi artırması için 4 gün süre vermişti. “Tekelleşme” iddiaları yüzünden hem sektörden hem de düzenleyici kurumlardan baskı gören Netflix ise zor durumdaydı. Teklifi artırması durumunda çok maliyetli bir dönemin dışında uzun ve belirsiz bir hukuki sürecin de kapılarını aralamış olacaktı. Bu riskleri almak yerine Paramount’un karşı hamlesini görmezden gelmeyi tercih eden Netflix, teklifi artırmayı reddetti ve şubat sonunda Warner Bros. ile yapılan birleşme anlaşmasının feshedildiğini duyurarak mimarlarından biri olduğu birleşme projesinden çekildi.


Paramount ile yeni dönem
Şimdi gelelim bugüne…
Aylar süren mücadelenin ardından Paramount, 23 Nisan’da Warner Bros. hissedarlarının birleşme anlaşmasını onaylamasıyla sektörün yeni patronu olmaya bir adım daha yaklaştı. Bir yıl önce sektörde %6-8 aralığındaki pazar payıyla dikkat çeken Paramount, Warner Bros.’u satın alması durumunda bir yıl içinde bu oranı yaklaşık %20-25 civarına çıkarmış olacak ve Disney’den sonra en güçlü ikinci aktör olacak.
Peki, şu an neler oluyor?
Paramount’un birleşme sonrası için hazırladığı planlar, başlangıçta birleşmeye dair umut verse de zamanla korkutucu bir senaryo yazmaya başladı. Paramount’un eğlence ve medya sektörleri üzerinde kuracağı bu hakimiyet, sürecin bizlere hediyesi olan “tekelleşme” kavramını yeniden hatırlattı. 2025 yılında Skydance Media, 2026 yılında da Warner Bros. ile birleşme süreci yürüten Paramount; rekabeti azaltacağı, haber bağımsızlığını ve sinemanın yaratıcılığını tehdit edeceği gibi gerekçelerle bugün tekelleşme suçlamalarının odağında yer alıyor.
Bunun dışında Paramount’un Paramount+ ve HBO Max’i tek bir yayın platformu altında toplama planı yine çok eleştirilmişti. Birleşmeden sonra ortaya çıkacak yeni platformun Disney+ ve Netflix’in karşısına üçüncü bir alternatif olarak dikilmesi durumunda sektörün kendini güç savaşlarının ortasında bulacağına dair söylentiler var.


Nedir bu güç savaşları?
Bakıldığında bu güç savaşları, Paramount ile Warner Bros. birleşmesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak görülüyor ve şirketlerin rekabet uğruna birbirleriyle birlikte sektörü de ateşe atacağı yeni bir kaos dönemi olarak yorumlanıyor. Başlangıçta ben bunu birleşme karşıtı basit bir karalama kampanyası olarak görmüştüm ama zamanla fikirlerim biraz değişti. Çünkü Paramount genişleyen pazar payıyla tekelleşme endişesinin vücut bulmuş hali olarak sektörün karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Bir de hem rakiplerine hem de sektörün mevcut düzenine karşı sert bir savaş verirse sektör bunun bedelini ağır yaralar alarak ödeyebilir. Öyle ki olası bir savaş senaryosunda çok köklü stüdyoların, büyük başarı yakalamış veya yakalamaya aday yapımların ve hatta dev şirketlerin çöküşüne tanıklık edebiliriz.
Ben bu kadar ağır ve korkunç bir senaryonun gerçekleşmesine ihtimal vermiyorum. Kimsenin de böyle bir risk alacağını düşünmüyorum. Paramount’un da Disney, Universal, Sony ve Netflix gibi rakiplerinin de henüz buna hazır olmadığını düşünüyorum. Denildiği gibi bir savaş olursa ben bunun dolaylı yoldan yaşanacağını ve ağır sonuçlar doğuracak büyüklükte olmayacağını savunurum. Yüksek ihtimalle de dediğimde haklı çıkarım çünkü tersi bir senaryo sinemanın hayati bir tehlikeyle karşılaşması demek. Ben bu yüzden bu konunun birleşme olmadan konuşulmaması ve az sonra bahsedeceğim konuların bu konuya kıyasla daha fazla konuşulması gerektiği görüşündeyim.


Siyaset ve sektörün bakışı
Sürecin yeni ortağı Paramount Skydance’in CEO’su David Ellison, “tekelleşme” dahil bütün endişelerin yersiz olduğunu vurgulayan açıklamalar yapıp birleşme için olumlu bir tablo çizmeye çalışsa da pek inandırıcı bulunmuyor. Netflix’in de böyle bir problemi vardı ama buradaki inandırıcılık sorunu Netflix’in karşılaştığından biraz farklı. Bu inandırıcılık sorunun temelinde Ellison ailesinin sahip olduğu güçlü siyasi bağlantılar yatıyor.
Ellison ailesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefiklerinden biri olarak biliniyor ve sektörün %80-85’inin Trump karşıtı olması sebebiyle büyük tepki topluyor. Ailenin Trump ile olan yakınlığı tepkilerle sınırlı kalmıyor, Paramount’un kontrol edeceği eğlence ve medya sektörünün siyasi müdahalelere açık hale geleceği endişesini de beraberinde getiriyor. Özellikle Trump yönetiminin uzun zamandır hedefinde olan CNN’in birleşmeden sonra baskı altında kalacağı konuşuluyor. David Ellison’dan da Trump ile bu konuda anlaşıp anlaşılmadığına dair bir açıklama bekleniyor. Bunun dışında Paramount’un anlaşma için Körfez ülkelerinden destek alması yine çok tartışılmış ve şirket, Körfez ülkelerinin eğlence ve medya sektörleri üzerinde küresel etkilerini artırma çabasına çanak tuttuğu gerekçesiyle eleştirilerin odağı olmuştu. Bu destek:
- Zaten tartışmalı olan Hollywood’un daha da tartışmalı kimliğe sahip olacağı,
- Sanatsal üretimden ziyade siyasi hesapların görüldüğü ve aşırı sermaye odaklı pragmatist-sağ muhafazakâr bir anlayışın sinemaya hâkim olacağı,
- Eleştirel yaklaşımın ve ifade özgürlüğünün kısıtlanacağı
gibi endişelere neden olmuş ve uzun süre konuşulmuştu. Bana soracak olursanız sürecin en karanlık noktası burası. Trump ve Körfez faktörleri, yukarıda bahsettiğim olası güç savaşlarından daha büyük bir sorun. Çünkü bu faktörler, zamanla Paramount Skydance üzerinde baskı oluşturup istediklerini yaptırabilirler. Örneğin Trump’ın CNN konusunda atacağı adımları konuşabiliriz veya Körfez ülkelerinin yatırım ve yapımcılık gibi işin mali kısmında varlık gösterdiğini görebiliriz. Belki de hiçbirini yaşamayabiliriz. Bu ihtimallerin hepsi Paramount Skydance’in tutumlarına göre değişiklik gösterebilir. Tahmin edilen karanlık senaryo ya da kötünün iyisi gibi bir senaryo, gelecekte bizleri bekliyor olabilir.
Ellison ailesinin ABD Başkanı Donald Trump ve Körfez ülkeleriyle ilişkileri iyi diye şirket çıkarlarını gözetmeyeceklerini düşünmek cahillik olur. Paramount, mutlak zafer elde ettikten sonra sektörle barışık bir yol izlerse bu ilişkilerden tavizler verebilir. “Bu kadar olumsuz konuştuktan sonra ne oldu da böyle dedin?” diyecek olursanız size tek cevabım: “Paramount’un sektördeki varlığı” olur. Paramount, Skydance ile birleşmesinden önce de sektörde saygınlığı olan bir şirketti. 110 yılı aşan köklü geçmişiyle sinemanın bugünlere ulaşmasında önemli rol oynamıştı. Bugün her ne kadar eleştirilse de şirket, izleyeceği yolda başına gelebilecekleri hesaplayamayacak kadar kontrolü kaybetmedi. Şirketin bu olumsuz gidişatı önlemek için her zaman bir şansı olacak. Yeter ki bu siyasi bağlantılar, korktuğumuz senaryoları gerçekleştirmesin ve Paramount Skydance’in sektörle barışık bir yol izlemesine engel olmasın.
Sektöre gelelim…
Sektörde ise durumlar biraz karışık.
Dünyanın en büyük sinema gösterim şirketi olarak bilinen AMC’nin CEO’su Adam Aron, ünlü yönetmen James Cameron ve ünlü yapımcı Jerry Bruckheimer gibi isimlerin Paramount’a destek verdiklerini gördük. Bir de nisan ayında aralarında David Fincher, Denis Villeneuve, Emma Thompson, Jane Fonda, Joaquin Phoenix ve Mark Ruffalo gibi isimlerin bulunduğu binden fazla film ve televizyon yıldızının birleşme karşıtı olduklarını duyuran bir mektubu imzaladıklarını gördük. Mektup içeriği bakımından benim birleşmeyle ilgili bu iki yazımda da anlatmak istediğim temel sorunlara değiniyor ve “tekelleşme” kavramına dikkat çekiyor.
Farkındalık olması güzel bir şey, en azından boşuna dil dökülmüyor. Bu konunun ne kadar hassas olduğunu fark eden duyarlı bütün sanatçıları takdir etmek ve bu mektubu imzalayan binlerce ismi “Sinemanın Son Savunucuları” olarak tarihe yazmak gerekiyor.


Sonuç…
23 Nisan’da Warner Bros. hissedarlarının birleşmeye onay vermesiyle hiç şüphesiz yeni bir dönemin kapıları aralandı. Yeni dönemde yani birleşmeden sonra:
- Rekabetin azalması
- Bağımsız sinemacıların ezilmesi
- Paramount+ ve HBO Max’in tek bir yayın platformunda toplanması durumunda abonelik ücretlerinde görülecek ciddi artış
- İş kayıpları
- İçeriklerde kalite düşüşü
- Sinema salonlarının tarihe karışması
- Siyasi çıkarların ön planda olması
gibi yukarıda da belirttiğim daha bir sürü sorun gelecekte bizleri bekliyor olacak. Paramount, bu sorunları gidermek yerine “yılda yaklaşık 30 film” sözü vererek sinemaseverlerin desteğini kazanmaya çalışıyor. Bu söz, sinema kültürünün henüz yok olma tehlikesiyle karşılaşmayacağını gösterse de güven vermiyor.
Neden güven vermiyor?
Çünkü Paramount, birleşmeden sonra sadece devasa bir içerik kütüphanesine sahip olmakla kalmayacak ve milyarlarca dolarlık bir borcun da altına girecek. Şirket, Netflix gibi sinemayı doğrudan tehdit etmiyor ama borcu kapamak için sinema üzerinden birtakım hamleler yapacağının da sinyallerini veriyor. Daha şimdiden bazı alt markaların satılacağı, borç ödeme telaşıyla kalitesiz içeriklerin üretileceği ve işten çıkarmaların olacağı söyleniyor. Bu da yukarıda sıraladığım sorunların çözülmeyeceğini, sadece vaatlerle üzerinin örtüleceğini açıkça gösteriyor. Yani dönüp dolaşıp yine aynı yere geleceğiz ve kendimizi yine aynı konuları tartışırken bulacağız.
Her şey yolunda giderse ve rekabet kurumlarından onay alınırsa birleşmenin 2026 yılı bitmeden gerçekleşmesi bekleniyor. Farkında değiliz ama şu an tarihi bir geçiş dönemine tanıklık ediyoruz ve ne yazık ki yeteri kadar konuşmuyoruz. Tekelleşme, güç savaşları, siyasi baskılar ve daha bir sürü başlık konuşulmayı bekliyor. Paramount Skydance, sektörü kontrol etmeye hazırlanırken bu konuya ilgisiz kalmak hiçbir sinemasevere yakışmıyor. Bu konuyla ilgilenin, gelişmeleri takip edin, neden bu kadar önemli anlayın ve tepki göstermeniz gerekiyorsa tepki gösterin. Paramount’un izleyeceği yolu ve kapalı kapılar ardında konuşulanları sadece sinemanın, sanatın ve yaratıcılığın kazanmasını isteyenler belirler. Sinemanın yaşam hakkı söz konusuysa her birimizin söz söyleme hakkının olduğunu sakın unutmayın.
Yakında konuyla ilgili yine detaylı bir yazı daha gelecek, o yazıya kadar sinema gerçek sahiplerine yani sizlere emanet… Hoşça kalın, sanatla kalın.










