

Pazar gününün hengamesinde bir tiyatro oyununa gittik. Gökhan Erarslan’ın kaleminden çıkan ve Devlet Tiyatosu sanatçısı, usta yönetmen Murat Sarı’nın yönetmeliğini yaptığı bu oyunda “Bi’ Değişik Tiyatro’’nun oyuncuları yer
alıyordu.
Yaşadığımız zamanın içinde kapitalizmin bize dayattıklarını fark ederken ölüm ve ayrılıklar ile sınanmış bir ailenin hikayesini izledik. Hüzünlenip bir taraftan ağlamaklı olurken bir taraftan zamanın bize dayattıklarını ile karşılaştığımız bir oyundu.
Oyuncularımız ile de güzel bir şöyleşi yapmadan duramadık tabii ki!
Tarık Taşören: Oyunun hikayesi sizi nasıl etkiledi? Oyuncu olarak ilk okuduğunuzda neler hissettiniz?
Bilal Ataş: Oyun, genel itibarı ile iletişimsizliği anlatıyor. Yaşadığımız çağda iletişimsizliğin, speseifik olarak bu oyundaki gibi olmasa da, herkesin yaşadığı bir sorun olduğunu düşünüyorum. O yüzden ilk okuduğumda herkesin bu oyunda kendinden bir şeyler bulacağını düşündüm.
Tarık Taşören: Oyunda bir abiyi canlandırıyorsunuz, oyun dışında da bir abi olduğunuzu söyleyebilir miyiz?
Bilal Ataş: Gerçek hayatta pek de oyundaki gibi bir abi olduğum söylenemez 🙂


Tarık Taşören: Oynadığınız karakter ile kişisel bir bağ kurdunuz mu?
Mert Kaan Azın: Tabii ki bir oyuncu olarak, oynadığım karakter ile elimden geldiğince bağ kurmaya çalışıyorum. Ancak hayatım, oynadığım karakterin yaşadıklarıyla pek örtüşmüyor. Kayıplar olsun, yazarlık olsun… 🙂 En azından şimdilik.
Tarık Taşören: Bir yazarı canlandırmak size nasıl hissettirdi? Özellikle güzel sözleri not alan bir yazarı…
Mert Kaan Azın: Burada Murat Hocamı anmadan geçemeyeceğim. Provalar sırasında, karakterimi aynı zamanda oyunu yazan kişi haline getirmesi, metnin zenginliğini birkaç adım öteye taşıdı bence. Kendi şekillendirdiğim bir oyunun parçası olma hissi çok farklı kesinlikle. Etrafındaki herkesten duyduğu sözlerle yaratıcı sürecini birleştiren bir karakter oynamak özel bir deneyim.


Tarık Taşören: Bu oyunda yer almak sizde bir sorumluluk hissi yarattı mı? Çünkü karakteriniz ile beraber hepimizin alışveriş kültürünü ortaya döktünüz. Mesleğimiz ne olursa olsun, o son model telefonu almak ve oyun oynamak…
Hacer Sönmez: Ben özel hayatımda popüler kültür ve tüketim çılgınlığından uzak yaşıyorum. Bu anlamda bir sorumluluk hissim var ve herkesin benzer şekilde davranılması gerektiğini düşünüyorum.
Tarık Taşören: Kendi karakterinizin bu hikayedeki yerini nasıl anlatırdınız?
Hacer Sönmez: Kapitalizmin tuzaklarına karşı koyamamış ve sistemin parçası olup, içerisinde debelenip duran bir karakter diyebilirim. Günümüz insanı gibi ayağını yorganına göre uzatmayı bir türlü beceremeyen biri.


Tarık Taşören: Oyun sırasında içsel bir çatışma yaşadığınız bir sahne oldu mu ve sizce karakterinizin en baskın duygusu nedir?
Sinemis Tokmak: Karakterin hayatı algılama şekli benimkinden çok farklı. Çocuk yaşlardan itibaren yaşadığı sağlık sorunları onun hayata tutunma korkularıyla dolu olmasına sebep oluyor. Ama en çok zorlandığım yer aile evindeki sahne. Büyük bir heyecanla gittiği evde orada istenmediğini fark etmesi gurur kırıcı ve çok utandırıcı geliyor bana. Karakterimin en baskın duygusu yaşama arzusu ve umudu.
Tarık Taşören: Oyunda geçen metaforları ilk okuduğunuzda neler hissettiniz?
Sinemis Tokmak: Oyundaki metaforların bazıları toplumsal bazıları da çok kişisel. İzleyiciler bu metaforların pek çoğunun bir yapbozun parçaları gibi kendi hikayelerine uyduğunu görecektir. Mesela benim en sevdiğim o radyo 🙂


Tarık Taşören: “Beyaz Adam’’ bir kızılderelinin tabiri ve karakterinizin o tanıma uyduğunu söyleyebilir miyiz?
Görkem Baytekin: Beyaz Adam’ın bu oyundaki karşılığı kapitalizm ve sömürü olduğu için bunu kesinlikle söyleyebiliriz.
Tarık Taşören: İntihara kalkışan bir kişiyi canlandırdınız? Bu anı sahnelemek için nasıl bir hazırlık yaptınız?
Görkem Baytekin: Buradaki durum aslında bir insanın intiharından ziyade, kapitalizmin çöküşünü ifade ediyor. Mevcut sistem, kapitalizmin çökmesine zaten izin vermeyeceği için, bunu bir intihar olarak değerlendiremeyiz.


Tarık Taşören: Belki bu özel bir soru olacak ama, oynadığınız karakterin analinizi yaparken beslendiğiniz sizi etkileyen bir yönü oldu mu, kendi hayatınızda böyle bir karakter ile tanıştınız mı?
Yeşim Özol: Özel hayatımda, oynadığım karakterle özdeşleştirebileceğim biriyle tanışmadım. Ancak makyaj, kostüm ve peruğun etkisiyle en az annem yaşında bir karaktere hayat vermek çok farklı bir deneyim oldu.
Filiz Çolaklar: Bir yandan hayatı için savaşırken bir yandan da annelik duygusunu hiçbir zaman kaybetmemiş olmasından çok etkilendim.
Tarık Taşören: Buruk bir kadın ve sorumluluk duygusu olan bir anneyi oynamak size neler hissettirdi?
Yeşim Özol: Açıkçası bu kadar acı çeken bir karakteri canlandırmak oldukça yorucu. Bir yandan da oynarken gerçek anlamda içime büyük bir hüzün çöktüğünü söyleyebilirim.
Filiz Çolaklar: Annelik içgüdüsünün gücünü gösterdi diyebilirim. Hayatta başına ne gelirse gelsin anne olmaktan asla vazgeçmeyen bir karakter oluşundan etkilendim.
Usta bir kalemin, usta bir yönetmenin ve azimli tiyatrocuların ortaya koyduğu bu eser beni gerçekten etkiledi diyebilirim.
Zaten hayatımızda o “Beyaz Adam’’ları bazen görüyor bazen ise biz onlar oluyoruz.
Oyundan bir cümle ile bitirelim: “Dostlar! Bu beyaz adamlara dikkat edin topraklarınızı almaya geliyorlar.’’
Esenlikler …
Talha Tarık Taşören

















