Direnen, Hatırlanan ve Yenilenen Şarkılar

Mavi Sakal’ın dijital dönüşü, Ezgi İrem Mutlu, Meltem Taşkıran, Leyan ve HAUSER… Zeytinli Rock Festivali, Manifest ve Limp Bizkit konseri MüziKoridor'da...

0
MüziKoridor yazısında geçen şarkı kapaklarının kolajı

Müzik sahnesi bir yandan eski albümlerin yeniden dijitalde buluşması, bir yandan da yeni üretimlerin dinleyiciyle buluşmasıyla sürekli devinim içinde. Kimi zaman nostaljik bir şarkı geri dönüyor, kimi zaman bambaşka bir ses karşımıza çıkıyor. Ama her seferinde sahnenin değişmeyen gücü, özgürlükle ve direnişle iç içe varlığını sürdürmeye çabalıyor. Bu yazıda hem geçmişin izlerini hem de bugünün üretimlerini takip ederken; aynı zamanda gündemin ağır başlıklarının sanata nasıl yansıdığını da ele almaya çalıştım.

Mavi Sakal – Eski Albümler Spotify’da

Türk rock tarihinin unutulmaz gruplarından Mavi Sakal, nihayet hayranlarının yıllardır dillendirdiği özlemi giderdi. “Çektir Git” ile tanıştığımız, “Mavi Sakal 2” ile zirveye çıkan yolculuğun önemli halkalarından “Kan Kokusu” albümü ve “İki Yol” maxi single’ı artık dijitalde.

Türkiye’de rock müziğin en sert, en sahici kayıtlarından bazılarıyla yeniden buluşurken arşivin de tamamlanması hissini yaşatıyor. Yıllar boyunca kaset ve CD’lerde saklanan, kimi zaman ikinci el raflarında avlanan bu albümler şimdi tek tıkla yanımızda.

Bir dönemin ruhunu taşıyan şarkıların bugün hâlâ aynı gücü hissettirmesi, Mavi Sakal’ın neden hâlâ özel bir yerde durduğunu kanıtlıyor. Rock sahnesinin hem agresif hem de şiirsel tarafını aynı anda gösteren bir grup için bu geç kalmış buluşma, hayranları için hak edilmiş bir sevinç.

Çok bekledik, çok seviyoruz. Ve şimdi tekrar dinleyebiliyoruz.

Ezgi İrem Mutlu – Camélé

Ezgi İrem Mutlu’nun “Camélé”si, Fransızca başlayıp Türkçe’ye açılan iki dilli yapısı ve şiirsel anlatımıyla dinleyeni farklı bir dünyaya davet ediyor. Şarkının Borges ve Desnos’tan dizelerle örülmüş edebiyatla kurduğu bağ ve deneysel tınılarıyla onu bağımsız sahnede ayrı bir yere koyuyor. Klibindeki görsel dil de yalnızca estetik değil; kaybolan kültürler ve doğaya dair ince bir mesaj taşıyor. Ben de tam da bu özgün ve büyülü anlatımı nedeniyle listeme “Camélé”yi alıyorum.

Sanatçının son teklisi “Aşk Tutuşması” ise üretimlerinde istikrarı yakaladığını gösteriyor. Her şarkısında Ezgi İrem Mutlu’nun farklı yönlerini ve müzikal tarzını hissetmek mümkün. Eğer şarkılarını tanımlayacak tek bir kelime seçmem gerekseydi, bu kesinlikle “tutku” olurdu. Son şarkısı da olmak üzere Ezgi İrem Mutlu’nun tüm üretimlerini dinlemenizi özellikle öneririm.

Meltem Taşkıran - Süreyya

Meltem Taşkıran’ın, Vedat Sakman’ın klasikleşmiş bestesi “Süreyya”ya getirdiği yorum, bu unutulmaz eseri pop tınılarla yeniden hayatımıza taşıyor. DJ Batuhan Karaman’ın düzenlemesiyle 2025’te yayımlanan şarkı, modern bir dokunuşla nostaljiyi buluştururken, İdil Dizdar ve Said Dağdeviren imzalı Galata siluetli klibiyle İstanbul’un büyüsünü de yansıtıyor. “Deniz durgun, gökte dolunay” gibi güçlü imgeler, Meltem’in sesinde yeniden canlanıyor ve geçmişle bugünü aynı duyguda buluşturuyor.
Meltem ile 90’larda Egoist için birlikte çalıştığımız günlerden bu yana aramızda yürekten bir bağ hep var oldu. Onun bu sektörde kalitesiyle ayakta kalmasını her zaman büyük bir takdirle izledim. “Süreyya” da bu kalitenin, yıllar içinde hiç eksilmeyen özeninin bir yansıması. Şarkı, yapılan düzenlemeyle bugünün ruhunu da taşıyan bir zamansızlık kazanmış; Meltem’in o muhteşem sesiyle yeni bir hayata bürünmüş.

Emre Çakmakoğlu – Tam da Yeri

Bazı şarkılar duygularını hemen ortaya dökmez. Sessizce yaklaşır, sana yer açar. Emre Çakmakoğlu’nun yeni teklisi “Tam Da Yeri” de tam böyle bir şarkı.

Akustik gitardan başlayan sade ve samimi anlatım, şarkı ilerledikçe derinleşiyor ama hiçbir zaman abartıya kaçmıyor. Melankoliyle umut arasında gidip gelen bir tonda, iki insanın sözcüklere gerek kalmadan anlaştığı o anı anlatıyor. Ne fazlası var, ne eksiği.

Şarkının ortaya çıkışı da en az kendisi kadar içten. Emre, üzerinde çalıştığı bir öyküde tıkandığı bir sahneden bu şarkının doğduğunu söylüyor. Yazıyla ifade etmekte zorlandığı duygular, farkında olmadan bir melodide karşılığını bulmuş. Belki de bu yüzden, şarkı fazladan hiçbir dramatik katmana ihtiyaç duymadan doğrudan dinleyiciye ulaşıyor.

Bu şarkı üzerine yazmak benim için ayrı özel. Çünkü Emre’yle On Air çatısı altında birlikte yol alıyor, aynı müzikal mücadelelerin içinden geçiyoruz.

Emre Çakmakoğlu’nun yeni şarkısı “Tam Da Yeri” tüm dijital platformlarda yayında. İçten bir karşılaşmanın müziğini duymak isteyen herkese.

Leyan – Afterlife

Leyan Senay’ın “Medusa” temalı çalışması, mitolojik bir anlatı. “Afterlife” adıyla yayımlanan bu enstrümantal eser; dubstep, rock ve oryantal tınıların dikkat çekici birleşimiyle dinleyiciyi çölün ortasında bir yolculuğa çıkarıyor. Usta perküsyoncu Okay Temiz’in özel enstrüman katkılarıyla derinleşen ritimler, görsel dünyada da Medusa imgesiyle buluşuyor. Kumlar, epik sahne tasarımları ve güçlü görsel anlatılar, parçayı sıradan bir kayıt olmaktan çıkarıp bütünlüklü bir deneyime dönüşürüyor.

Leyan’ın müzik yolculuğunda uluslararası sahnelerde dikkat çeken önceki üretimi “Bluetiful”, Metal Hammer tarafından “Haftanın Şarkısı” seçilmişti. Şimdi ise “Medusa” ile kendi ritim dilini daha da ileri taşıyor.

Sektörde kadın olmak başlı başına zorken, kadın bir davulcu olarak yol almak çok daha zor. Leyan, bu alandaki ilerleyişiyle sadece kendi kariyerini büyütmüyor; aynı zamanda gençlerimize de cesaret veren bir örnek oluyor. Bu yüzden hem müzikal hem de toplumsal olarak yaptığı işler çok değerli.

Ardından yine bir enstrümanist ve yeni projesi ile devam edelim.

HAUSER – Music Unites the World

Dünyaca ünlü çellist HAUSER, “Music Unites the World” adını verdiği projesiyle müziği küresel ölçekte birleştirici bir dil olarak sunuyor. Proje kapsamında, dünyadaki her ülkeden bir şarkıyı çello ile yorumlamayı hedefleyen sanatçı, bu girişimin bir müzik performansı ötesinde aynı zamanda evrensel bir bağ kurma çabası olduğunu ifade ediyor. Her köşeden bir şarkıyı yorumlayana kadar durmayacağını belirten HAUSER, böylece müziğin ulus, kültür ve dil farkı gözetmeksizin nasıl birleştirici olabileceğini göstermek istiyor.

Bu kapsamda Türkiye için seçilen eser, 2003 yılında yayımlanan Tarkan imzalı “Dudu” oldu. Türkçe pop müziğin sevilen örneklerinden biri olan şarkı, HAUSER’in çello yorumu ile yeniden hayat buluyor. Hareketli ritmiyle tanınan “Dudu”, bu kez sözlerden arınmış bir enstrümantal forma bürünerek projeye dâhil edilmiş. Sanatçı bu performansı sosyal medya hesapları üzerinden sahne arkası görüntüler ve yolculuk hikâyeleriyle birlikte paylaşıyor.

“Music Unites the World”, türler ve dönemler arasında genişleyen bir repertuarla, antik halk ezgilerinden çağdaş pop hitlerine uzanıyor. HAUSER, bu parçaları kendi çello tekniğiyle yeniden yorumlayarak farklı kültürlerin müziklerini bir araya getiriyor. Proje, izleyicilere farklı coğrafyaların melodilerini tek bir enstrüman üzerinden dinleme imkânı sunuyor.

“Dudu” yorumu dijital platformlarda yerini almadığı için HAUSER’in son dönem çalışmalarından Mission: Impossible yorumunu listeye dahil ediyorum. HAUSER, bu parçada çellosuyla melodinin gerilimini, temposunu ve o ikonik casus hissini neredeyse tek başına sahneye taşıyor. Klasik müzik eğitimiyle Hollywood gerilimini buluşturan bu yorum, hem teknik hem de atmosfer açısından dinleyiciyi içine çekiyor. Listeye, yaylıların taşıdığı bir aksiyon hissi katmak isteyenler için birebir. Ayrıca yazımın soundtrack bölümü için bu yazımda direkt eseri almak yerine ünlü bir soundtrack’in yeniden yorumu olarak selam çakmış olalım.

GÜNDEME DAİR…

Gündemin ağır başlıkları çok. Siyaset vb olanları hepimiz hayatımızda hissederek yaşıyoruz. Ama bunların sanata yansıyanları da bitmiyor. Gündeme dair kısa kısa birkaçına değineceğim bu konulardan yazık ki çokça var.  Çözümleri belli ama çözülmüyorlar inatla…

Taciz İddiaları Magazinleştirilmemeli

Sanat dünyasında son günlerde yeniden gündeme gelen taciz iddiaları sessiz kalamayacağımız büyük bir mesele. Bu tür ifşalar ardı ardına gündeme gelirken, bir yandan mağdurların sesini duyurma çabaları, diğer yandan kanıtsız söylenti ile gerçek suç arasındaki çizginin bulanıklaştırılması tehlikesi var.

Burada en çok dikkat etmemiz gereken şey, bu meselelerin magazinleştirilmesi. Manşetlere malzeme olmak, toplumun sorumluluğunu gölgeleyen bir kolaycılık. Oysa bu hikâyelerin ardında, sistemli bir güç istismarı ve çoğu zaman sessiz bırakılmış insanlar var.

Sanat dünyasında bu durum daha da çetrefilli. Çünkü yapımcı–sanatçı, yönetmen–oyuncu gibi güç ilişkileri mağdurun sesini bastırabiliyor, kariyer kaygısı yüzünden şikâyetler susturulabiliyor. Eğer ifşaların ardından yasal soruşturmalar açılmaz, suçlu ile suçsuz birbirinden ayrılmaz ve suçlu olanlara toplumsal yaptırımlar uygulanmazsa, “bir şey olmuyor, olmayacak” algısı bu hastalıklı yapıları daha da cesaretlendirecektir.

Taciz karşısında salt konuşmaya değil; yaptırıma da ihtiyaç var. Hukuki yolların yanında sektör içi mekanizmalar, meslek birlikleri ve bağımsız dayanışma ağları da devreye girmeli. Ancak o zaman sanatın ve hayatın gerçekten arınabileceği bir zemine yaklaşabiliriz.

İkiyüzlülüğün Yeni Hedefi: Manifest

Manifest’in +18 konserine açılan soruşturma, yalnızca bir etkinliği hedef almakla kalmıyor; toplumsal ikiyüzlülüğün ne kadar kökleşmiş olduğunu da gösteriyor. Çünkü herkes kendinden az daha açığın mutaasıbı aslında. Çarşaflı tesettürlüye, tesettürlü başı açığa, başı açık mini giyene, mini giyen daha da açığına… Bu zincir hiç bitmiyor. Bugün parmak sallayanların sosyal medya hesaplarında yarım kollu, V yakalı, başı açık fotoğraflar görmek mümkün. Yarın bir başkası çıkar, aynı “açıklık” üzerinden onları hedef alır.

Bu tablo bize gösteriyor ki mesele ne kıyafet, ne yaş sınırı, ne de konser. Asıl mesele, özgürlüğün sürekli daraltılması ve sanatın varoluşuna müdahale edilmesi. Bir sahnede dans eden, şarkı söyleyen kadınların hedef haline getirilmesi, toplumdaki kadınlık algısının hâlâ baskı ve denetimle şekillendiğini gösteriyor.

Manifest’in müzikal açıdan kusursuz ya da benzersiz olmadığını açıkça söylemek gerek. Onları savunmamızın nedeni, şarkılarının olağanüstü olması değil; gericiliğin dayattığı dar yaşam alanlarına karşı sahnede var olmaya çalışmaları. Genç kadınların müzikle, dansla kendilerine yer açması, sanatın özgürlükle iç içe kalabilmesi için bu destek gerekli. Çünkü mesele yalnızca müzik değil; yaşam hakkı ve özgürlük alanı.

Bu aslında yeni bir tablo da değil. Geçmişte de bu konu üzerine değindiğim bir yazımda, Madonna benzeri sahne gösterileri “show” diye karşılanırken, aynı şeyi Gülşen yaptığında linç kültürünün devreye girdiğini hatırlatmıştım. Orada da vurguladığım gibi, “fazla iyiyseniz bu toplumda yeriniz yok” anlayışı, eleştirinin ötesine geçip hakarete varıyor.

Yazının tamamı:

Madonna yapınca show! Peki Gülşen yapınca…?

Festivallerde Dayanışma ve Dağınıklık

Belçika’da Tomorrowland’in ana sahnesi tamamen yandı. Metallica, Avrupa turnesinden kalan dev sahnesini festival ekibine vererek birkaç gün içinde festivalin planlandığı gibi yapılmasını sağladı. Dayanışma ve çözüm odaklı kültürün en çarpıcı örneklerinden biri tarihe böyle geçti.

Türkiye’de ise Zeytinli Rock Festivali’nin hikâyesi bambaşka bir tablo çiziyor. 2025’te önce Muğla Ortaca’da planlandı, izin çıkmadı. Ardından Marmaris’e taşındı; bu kez “Özel Çevre Koruma Alanı” gerekçesiyle iptal edildi. Son durak İstanbul Kilyos oldu; Sarıyer Kaymakamlığı “orman yangınları genelgesi”ne dayanarak festivali yasakladı. Bir gün içinde yürütmeyi durdurma kararı alındı, ertesi günse iptal edildi. Yani Zeytinli, bir yıl içinde üç farklı şehirde üç kez iptal edildi. Redd sahneye çıkmak için soundcheck yaparken iptal haberiyle karşılaştı. Bilet iadeleri duyuruldu ama pek çok katılımcı gecikmelerden hâlâ şikâyetçi…

Bir yanda sorun karşısında “nasıl devam ederiz” diyen bir kültür; diğer yanda “nasıl engelleriz” mantığı. Bu fark, sadece iki festival arasındaki organizasyon becerisini değil, aslında müzik ve özgürlük kültürünün geleceğini de belirliyor.

Gündeme dair iyi şeyler de var:

Limp Bizkit İstanbul Konseri ve Türk Rock’ın Etkisi

Limp Bizkit’in 14 yıl aradan sonra Ataköy Marina Arena’da verdiği konser, binlerce kişiyi bir araya getirdi. Ama geceyi asıl özel kılan, sahneye çıkan sürpriz isimlerdi. Görkem Karabudak, Burak Gürpınar ve Da Poet’in buluşmasıyla Çilekeş’in “Y.O.K.”u 15 yıl sonra yeniden söylendi. Burak’ın Kurban’la, Görkem’in Çilekeş’le geçmişte kurduğu bağ, 2000’lerin Türk rock sahnesinin özlenen enerjisini bir anda geri getirdi.

Bu karşılaşmayı daha da anlamlı kılan, 2011 Rock’n Coke festivalinde aynı sahneyi Limp Bizkit ile paylaşmış olmalarıydı. Aradan geçen yıllar içinde Kurban ve Çilekeş dağıldı, müzisyenler yollarına farklı projelerle devam etmiş olsalar da, o dönemin şarkılarının bıraktığı iz hâlâ canlı. Üstelik bu iz, bugün yeni kuşakların sahne enerjisine ve bağımsız müzik üretimine de yansıyor.

Çilekeş, Kurban ve Da Poet’in aynı sahnede buluşmasını özel kılan bir başka nokta da geçmişte On Air Music bünyesinde yollarının kesişmiş olması. Benim de parçası olduğum bu oluşumda, prodüktörümüz sevgili Burak Demirsaran’la birlikte üretimlerimiz sürüyor. Böylece bir dönemin efsaneleriyle bugünün bağımsız müziğini yan yana getirmeye devam ediyoruz.

Bu konser, Türk rock’ının unutamadığımız gruplarını yeniden hatırlattı. O yüzden sahnedeki en güçlü yankı Limp Bizkit’ten çok, Kurban ve Çilekeş’in bıraktığı izdi.

Albüm arşivlerinin dijitalde yeniden açılması, yeni şarkıların sahneye çıkışı, festivallerin karşılaştığı engeller, cesaret veren kadın müzisyenler… Tüm bunlar bir arada, müziğin hâlâ hayatın en güçlü ifade biçimlerinden biri olduğunu kanıtlıyor. Müzik bazen hatırlatıyor, bazen yeni yollar açıyor; ama her defasında direnç ve özgürlükle yan yana yürüyor. Bir sonraki MüziKoridor’da buluşuncaya kadar yazıma kaynak şarkılardan derlediğimiz Spotify ve YouTube listelerine göz atmayı, beğenirseniz kaydetmeyi unutmayın. 🙂

SPOTIFY

YOUTUBE

Önceki içerikKülleri Ebediyen Birlikte Anılacağı Manzaraya Serpilen Bir Kadın Ressam
Sonraki içerikBu Hafta Vizyona Giren Filmler (12 Eylül 2025)
Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments