

2025 yılının sonlarına doğru Netflix’in 82,7 milyar dolarlık Warner Bros. hamlesi çok konuşuldu. Bu hamle, daha 2026 yılına girmeden yılın en önemli konularından biri oldu. Bu konuyla ilgili her yeni gelişme de konunun uzun bir süre gündemde kalacağını bizlere gösterdi.
Warner Bros.’un film ve televizyon stüdyolarının yanında HBO ve HBO Max’i de satın almaya hazırlanan Netflix, bu satın alma işlemini “güç birleştirme” olarak tanımlıyor ve birleşmenin sinema sektörü için olumlu bir gelişme olacağını savunuyor.
Bir kere bu birleşmenin masum bir birleşme olmayacağının altını çizmek gerekir. Birleşmenin ardından Netflix, sinema sektöründe yeni bir dönemin kapılarını aralamış olacak. Netflix’in koyacağı kurallara göre şekillenen bir sinema sektörü göreceğiz. Netflix’in alacağı kararların sinemaya yansımalarından ve “tekelleşme” kavramından daha fazla bahsedeceğiz.
Aralık ayından bugüne baktığımızda sinema sektörü, zaman zaman sektörü aşan ciddi konuları konuşmaya başladı. Bu konuların anahtar sözcüğü yine “tekelleşme” oldu.


Peki neler oluyor?
Ocak ayının başlarında Netflix’in Warner Bros. imzalı filmleri sadece 17 gün gösterimde tutacağı ve sonra kendi platformuna alacağı söylendi. Netflix’in insanları kendi platformuna çekme amacıyla sinemayı yok edeceği görüşü hızla yayıldı ve birleşmeyi öven yorumların hiçbir önemi kalmadı. Bunun üzerine Netflix’in eş CEO’su Ted Sarandos, The New York Times’a verdiği röportajda, şirketin 45 günlük gösterim süresi planladığını açıklayarak endişeleri gidermek istedi fakat pek başarılı olamadı. Sarandos’un yaptığı bu açıklama biz gazeteciler için önemli olsa da gerek sinema sektöründe gerek ABD siyasetinde gerekse sinemaseverlerde karşılık bulmadı.
Aynı tarihlerde sinema salonlarının Netflix’in baskılarına maruz kalacağı ve platformun reklam alanlarına dönüşerek tekelleşmeye hizmet edeceği iddiaları ortaya atıldı. Bu da daha şimdiden birleşmeye yönelik endişelerin artmasına neden oldu.
Bu gelişmeler sadece sinema salonlarında değil, ABD ve İngiltere siyasetinde de endişeyle karşılanıyor.


Kimler endişeli?
ABD siyasetinin süreci yakından takip ettiğini biliyoruz. ABD Başkanı Donald Trump, 2025’in Aralık ayında Netflix’in pazar payının artmasına dikkat çeken bir açıklama yapmıştı ve süreci yakından takip ettiğini belirtmişti. Bu açıklamadan bir ay sonra Hükümet Etik Ofisi tarafından yayınlanan mali açıklama raporunda Trump’ın iki şirketten de tahvil satın aldığı ortaya çıkmış ve Trump’ın birleşme sürecindeki rolü sorgulanmıştı. Trump dışında ABD Kongresi de konuyu takip ediyor. Hatta Kongre, Trump’a kıyasla daha sert bir tavır alıyor. Bazı senatörler, tekelleşme karşıtı sert açıklamalarıyla gündeme gelmiş ve birleşmeye karşı çıkmışlardı.
Ocak ayında İngiltere siyaseti de bu konuyla ilgilenmeye başladı. Financial Times’ın haberine göre aralarında bakanlık yapmış eski siyasetçilerin de bulunduğu 10’dan fazla isim, rekabet incelemesi başlatılması için Rekabet ve Piyasalar Kurumu’na çağrıda bulundu. İlerleyen günlerde bu konuyla ilgili yeni gelişmelerin gündeme gelmesi bekleniyor.
Bu gelişmelerin ardından birleşme süreci, ABD Senatosu’nun radarına takıldı. Netflix’in eş CEO’su Ted Sarandos ve Warner Bros.’un Gelir ve Strateji Direktörü Bruce Campbell, 3 Şubat 2026 tarihinde ABD Senatosu’nda ifade verdi. İki yetkili de temelinde “tekelleşme” olan rekabetin azalması, sinema salonlarını bekleyen tehdit ve üyelik ücretlerinde artış gibi suçlamaları reddetti. Sarandos, “45 günlük gösterim süresi” sözünün altını çizdi ve içerik zenginliğinden bahsederek birleşmeye dair olumlu ifadeler kullandı. Campbell ise Warner Bros.’un Paramount gibi çeşitli şirketlerden teklifler aldığını ve Netflix’in en iyi seçenek olduğunu belirterek tekelleşme tehdidi için hiçbir gerekçe olmadığını savundu. Böylece ABD Senatosu’nda durum berabere bitmiş oldu. Konuyla ilgili son sözü ABD Adalet Bakanlığı söyleyecek ve bu son söz birleşmenin kaderini belirleyecek.
Sektörün içinden de tepkiler var. James Cameron ve Christopher Nolan, bu birleşmenin sektöre fayda sağlamayacağını açıklamışlardı. Özellikle Cameron, Netflix’in sinemaya bakış açısını sert ifadelerle eleştiren bir açıklamasıyla gündeme geldi. Aynı tarihlerde oyuncu Jane Fonda, birleşmeyi “anayasal kriz” olarak değerlendirdi ve ABD Adalet Bakanlığı’na seslendi. Ocak ayında Leonardo DiCaprio, sinemanın geleceği için endişeli olduğunu söyleyerek dolaylı yoldan tepkisini gösterdi. Bu isimlerin dışında Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ve Amerika Yönetmenler Birliği (DGA) de birleşmeye karşı açıklamalarda bulunmuşlardı.


Sonuç…
Senato’nun radarına takılan ve geleceği soru işaretleriyle dolu olan bir süreç var. En başta dediğim gibi masumiyet aramamak lazım. Ortada pek iç açıcı olmayan bir tablo var.
Birleşme olmadan veya herhangi bir yetkiliden son söz gelmeden kesin bir şey söyleyemeyeceğimiz bir döneme girdik. Birleşmeden sonra daha kontrollü, daha sığ bir sinema anlayışıyla karşı karşıya kalabiliriz. Sinema kültürünün zayıflaması, bağımsız sinemacıların ezilmesi, üyelik ücretlerinde artış ve içeriklerde kalite düşüşü gibi sorunları tekrar konuşmak durumunda kalabiliriz. Senato’da bütün bunların tersi söylendi diye endişeler giderilmedi. Bugün hâlâ sinemanın yok olma ihtimali konuşuluyor. Bu yüzden Ted Sarandos gibi süreci yöneten isimlerin birleşmeye yönelik bütün endişeleri samimi bir şekilde gidermesi ve açıklamalarının karşılık bulması gerekiyor.
Bu konu hassas bir konu. Bizlerin bugün olduğu gibi bugünden sonra da bu konuyu takip etmesi ve doğru yorumlaması gerekiyor. Endişelerin zamanla giderildiğini de konuşabiliriz, söylemlerden farklı eylemler görüp daha karanlık bir senaryoyu da konuşabiliriz. Bu yüzden söylemlere ve eylemlere çok dikkat etmek gerekiyor. Çünkü bugün atılan her adım, alınan her karar ve yapılan her açıklama yarın nasıl bir sinema dünyası göreceğimizi belirliyor. Bu yüzden bu konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Günün sonunda sinemanın, sanatın ve yaratıcılığın kazanması dileğiyle…










