Spotify Türkiye: İnceleme, İddialar ve Müziğin Algoritmik Yüzü

Spotify Türkiye Rekabet Kurulu incelemesi ve editör söylentileriyle gündemde. Platform hep eleştirilen şeffaf olmama sorununu çözmeden müzik krizi devam edecek.

0
Spotify Türkiye incelemesine atıfta bulunan yeşil arka planlı görsel çalışma

Türkiye’nin dijital müzik sahnesinin en güçlü oyuncusu, bu kez listeler ya da yeni özellikleriyle değil, hakkında açılan incelemeler ve tartışmalı iddialarla gündemde. Rekabet Kurulu’nun resmi adımı, editörlere dair söylentiler ve küresel çapta süregelen “ghost artist” tartışmaları, platformun şeffaflık ve güven sorunlarını yeniden masaya yatırıyor.

Rekabet Kurulu’nun radarında

Rekabet Kurulu, 28 Haziran 2025’teki toplantısında Spotify hakkında inceleme başlatma kararı aldı; karar 4 Temmuz’da kamuoyuna duyuruldu. Dosya, platformun pazardaki davranışlarının rekabeti bozup bozmadığına, ayrımcılık iddialarına ve pazar gücünü nasıl kullandığına bakıyor. Türkiye’de benzer dijital platform dosyalarında gördüğümüz sonuçlar genellikle idari para cezası, davranışsal yükümlülükler ya da taahhütler etrafında şekilleniyor.
Bu resmi süreç ilerlerken bazı haberlerde “Türkiye editörleri” hakkında rüşvet iddiaları ortaya atıldı; kimi haberlerde merkezden (İsveç) denetim yürütüldüğü öne sürüldü. Spotify ise bu kısmı açıkça reddetti ve Rekabet Kurulu süreciyle uyum vurgusu yaptı. Kısa özet: “editör soruşturması” hattı haber kaynaklı, “rekabet incelemesi” ise resmî bir süreç.

Listelerin gölgesi

Spotify listelerinin nasıl çalıştığı, Türkiye’de uzun süredir sektörün tartışma konusu. Çalma listelerine girmek, görünürlüğü doğrudan etkileyen bir eşik; şeffaf olmayan bir eşik.
Bot dinlemeler, çifte hesaplar, “bu kimin adamı?” soruları… Bunlar müziğin kendisinden daha fazla konuşulmaya başlandığında, kan kaybeden müzik oluyor.

Koridor’da daha önce yazdığım gibi, liste sadece şarkıları yan yana getirme işi değil; başlı başına bir anlatı. Bu anlatı görünür olmadığında, duygu yerini matematiğe bırakıyor. “Spotifycore” dediğimiz yüzeyselleşme, özellikle bağımsız sahneyi sessizleştiriyor.

Asıl mesele şu: Sistemin içinde olmaya gerek yok yanlışları görmek için. Ama içinde olup kendi çıkarları lehine davrananlar, bu yangına su yerine ateş taşıdılar. Çıkarcı olanlar ya da bir şekilde susanlar, asıl kötülüğü kendilerine yaptıklarını hatırlamalı. Zira birlik olunca ses çıkıyor; ne var ki haksızlıklarda birleşmeyi, bireysel çıkarlar ya da korkular yüzünden hep unutuyoruz.

Tüm bu tablo, “çağ atlatan” diye anılan bir platformun geldiği noktayı düşündürüyor; sanatın yitirildiği, ses kalitesinin tartışmalı, gelir dağıtımının muğlak olduğu ve listeleriyle algoritmasının sürekli şikâyet aldığı bir yapı…

Haklar, hileler ve “ghost artist”ler

Spotify’ın görece “temiz” çizgisini tartışmaya açan bir dizi vaka var. Kuzey Karolina’da Michael Smith isimli biri, yapay zekâyla ürettiği yüzbinlerce şarkıyı bot hesaplarla dinleterek yaklaşık 10 milyon dolar telif dolandırıcılığı yapmakla suçlandı. Bu, müzik endüstrisindeki AI destekli ilk büyük skandal olarak kayda geçti.

Bunun yanında Liz Pelly’nin “The Ghosts in the Machine” incelemesi, Spotify’ın “Perfect Fit Content” adlı sistemle anonim ya da sahte sanatçı adları altında içerikler üretip algoritmik listelere yerleştirdiğini öne sürüyor; platform ise bu uygulamayı tüketici talebiyle açıklamaya çalışıyor. Burada “ghost artist” (hayalet sanatçı) terimi, gerçek kimliği bilinmeyen veya şirket tarafından üretilerek sahte bir isim altında yayımlanan, genellikle telif maliyetini azaltmak amacıyla oluşturulan içerikler için kullanılıyor.

Dahası, Beyoncé, SZA ya da Playboi Carti gibi isimlerin “resmî olmayan” parçalarının sahte yüklemelerle platforma sızdığını biliyoruz; bunlardan elde edilen telif gelirleri gerçek hak sahiplerine ulaşmıyor. Hepsi bir arada, bu yapı hâlâ neden bu kadar kutsallaştırılıyor, insana sordurtuyor.

Yani sorun, yükleme sisteminin distribütörlere güven esasına dayanması, metadata denetiminin zayıf olması. Bu örnekler ve dahası da sistemin istismara açık olduğunun kanıtları adeta…

Türkiye’den yükselen taleplerin başında şeffaflık var. Listeleme kriterlerinin, çıkar çatışmasını önleyecek adımlar ile itiraz mekanizmalarının açıkça paylaşılması bekleniyor. Bunun yanında yerelleşme ihtiyacı öne çıkıyor; Türkiye’de güçlü bir muhataplık yapısının kurulması; düzenli paydaş toplantılarının yapılması isteniyor. Üçüncü başlık ise manipülasyonla mücadele. Bot dinleme, yayın çiftlikleri ve yapay trafik gibi sorunların önlenmesi için platform, meslek birlikleriyle dağıtımcılar arasında ortak denetim protokollerinin hayata geçirilmesi gerektiği özellikle vurgulanıyor.

Bütün bu karmaşanın ortasında akla basit bir fikir geliyor: Editörlüğün tüm dünya müzik sektörü için yapay zekâya devredilmesi. Böyle bir sistem rüşvet almaz, çıkar ilişkisine girmez, “hak neyse o”yu uygular. Üstelik kriterler açık kaynaklı olabilir ve herkes nasıl işlediğini görebilir.
Teknoloji bu adımı atmaya fazlasıyla hazır. Geriye, gerçekten müziğe hizmet etmek isteyip istemediklerini soran o basit ama yakıcı soru kalıyor.

Önceki içerikZeytinli Rock Festivali İstanbul’a taşındı, katılımcılardan tepki!
Sonraki içerikBu Hafta Vizyona Giren Filmler (15 Ağustos 2025)
Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments