300 yıllık “Ankara Manzarası” tablosu, Piano Turca’nın yeni albümünde canlanıyor

Ankara’nın resmedildiği en eski tablo olan “Ankara Manzarası”, müzikle hayat bularak, Piano Turca’nın 3. albümü “Bir Ankara Manzarası” ile dijital platformlardaki yerini aldı.

Ressamı bilinmeyen, 1700’lü yıllarda yapılmış ve Hollanda’daki Rijksmuseum envanterine kayıtlı olan tablonun, 1970 yılına kadar Halep şehrini tasvir ettiği düşünülmekteydi. Prof. Dr. Semavi Eyice, Türk Tarih Kurumu tarafından 1970 yılında düzenlenen bir konferansta sunduğu “Ankara’nın Eski Bir Resmi” başlıklı bildirisinde, yapmış olduğu analizlere yer vererek, tablonun Ankara’yı tasvir ettiğini belgeledi. Yeni albümünü bu tablo için yapma fikriyle yola çıkan Piano Turca, Hollanda Amsterdam Rijksmuseum’dan tablonun telif izinlerini alarak, Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’nin yönlendirdiği akademisyen ve danışmanlarla tablo üzerine görüştü ve albüme yön verecek noktaları belirledi. 12 parça için 12 konsept belirleyerek, “Hacı Bayram”, “Augustus’un Mirası” parçaları gibi Ankara’da bulunan ve tabloda da yer alan tarihi eserlerin yanı sıra, “Sof Feraceli Kadın”, “Tiftik” parçaları gibi tabloda resmedilen figürlere atıfta bulundu. Albümün tabloyu, tablonun Ankara’yı anlattığı projedeki tüm besteler ve piyano düzenlemeler Piano Turca’ya, senfonik düzenlemeler Emanuel Abrudean’a ait. Albümün mix ve mastering’i Dave Weckl ve Claudio Passavanti, kapak tasarımı Sabir Shah ve tablo animasyon videoları KnockKnockEstudio tarafından yapıldı. Albüm fotoğraflarını Veysel Aslan çekti, metin yazarlığını Nilay Toğrul üstlendi. Her bir parçanın senfonik versiyonlarının da yer aldığı albüm, müzikseverleri tarih ve müziğin iç içe geçtiği bir yolculuğa davet ediyor. 

Piano Turca’nın yeni albümüne ilham olan tablo, Hacı Bayram Veli Camii, Augustus Tapınağı, Karacabey Hamamı, Julianus Sütunu gibi Ankara’da yer alan tarihi eserlerin yanı sıra, dönemin sosyal ve ticari yaşantısına da ışık tutarak tiftik keçisinden, giyim tarzına, kadınların üretime katılımından, yabancı tüccarlara kadar pek çok detayı da içinde barındırıyor. “Bir Ankara Manzarası” albümündeki tüm parçalar, tablodaki bu detayların sesi olarak bu kez müzikseverlerle buluşuyor. Albüm parçaları içerisinde alan Çengelhan, Vehbi Koç’un iş yaşamına başladığı dükkan ve şu an Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor.

Piano Turca’nın yaratıcısı Necati Şekkeli, Anadolu kültürünü piyanoyla anlatmak amacıyla, internet ve sosyal medya üzerinden yolculuğuna başladı. Sanatçı sadece bilinen şarkıları piyano ile yeniden yorumlamakla kalmadı, ulusal ve uluslararası alanda, film, belgesel ve reklam filmlerinde kendi besteleriyle yer aldı. Piano Turca’nın, 300 yıllık bir tablonun sesi olan yeni albümü “Bir Ankara Manzarası” tüm dijital platformlarda yayında! Meraklıları, tabloyu, 2022 Ekim ayına kadar, Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’nde ziyaret edebilir.

PIANO TURCA “BİR ANKARA MANZARASI”

1- Bir Ankara Manzarası

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean   

2- Sof Feraceli Kadın

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean

3- Çengelhan

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean

4- Köprü

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean

5- Tiftik

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean

6- Pazar Yeri

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean

7- Hacı Bayram

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean

8- Hıdırlık Tepesi

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean

9- Karacabey Hamamı

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean

10- Namazgah Tepesi

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean

11- Julianus Sütunu

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean

12- Augustus’un Mirası

Müzik & Düzenleme: Piano Turca

Senfonik Düzenleme: Emanuel Abrudean 

“BİR ANKARA MANZARASI”NIN HİKAYESİ

Bir Ankara Manzarası: Albüme adını veren şarkı, 18. yüzyıl Ankara’sının kapılarını dinleyicilere açıyor. Şehrin kendine has akışkan yapısından esinle bestelenen parça, dönem Ankara’sının üretime dayalı, çok kültürlü ve dinamik yaşantısına da vurgu yapıyor. Şarkı, üretim ve ticaret odaklı bir şehrin canlılığını korurken sahip çıkabildiği özgün düzeni ve dinginliğinin hikâyesini anlatıyor.

Sof Feraceli Kadın: Üç yüz yıllık bir tabloya sof feraceleri ile parlayan yıldızlar gibi yayılan kadınlar, Piano Turca’nın notaları ile günümüze taşınıyor. Tablo içinde iş gücünün önemli bir parçası halinde görünür olan dönemin kadın figürü, bu eserle ölümsüzleşiyor. Dönemin güç koşullarına rağmen güçlü ve yaygın bir figür olarak resmedilen kadınları yumuşak ama net bestesi ile anlatan Piano Turca, bir var oluş öyküsünü günümüze aktarıyor. Dinleyicilerine hareketli ve coşkulu bir pazarın ortasında var olabilen ve düzenin akışkanlığını sağlayan kadınların varlığını ritimleriyle hissettiren besteci, bu doğal düzeni tüm olağanlığıyla yaşatıyor.

Çengelhan: Parça ilhamını, 18. yüzyıl Ankara’sı ticari yaşamının canlı bir temsili olan ve aynı adı taşıyan Çengelhan’dan alıyor. Çengelhan, Vehbi Koç’un iş yaşamına başladığı dükkan ve şu an Ankara Rahmi M. Koç Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor. Ankara’ya özgü ticaretin merkezi olan alanın canlı yapısına ve otantik dokusuna vurgu yapan çalışma, yabancı tüccarlarla aktif iletişimin izlerini de taşıyor. Çok kültürlülüğün temsili olan bu parça, akışkan ve yumuşak melodisiyle süreğen bir harekete işaret ediyor.

Köprü: Günümüzde halen kullanımda olan ve tablonun yapıldığı 1700’lü yıllarda şehrin çıkışında yer alan Akköprü’den ilhamla bestelenen parça, notalarında bir veda anının hüznünü taşıyor. Eser, İpek Yolu üzerinde yer almasıyla, bir uğrak merkezi olan dönem Ankara’sının uğurlama alanı olan Akköprü’de tarih boyunca yaşanan veda ve ayrılıkların ağırlığını sahipleniyor. Hüzünlü yanıyla birlikte köprünün hareketini ve uzakları yakın edişini de notalarında taşıyan parça, dinleyiciye hüzün dolu bir vedanın ruhunu yaşatıyor.

Tiftik: Ankara’ya has, önemli bir kültürel ve ticari motif olan tiftiğin emek dolu serüvenini dinleyiciyle buluşturan sanatçı, bu parçayla üretim sürecinin zorluklarına rağmen şehre dinamik bir yapı kazandıran tiftik ve sof üretiminin meşakkatini notalarında canlandırıyor. Şehrin neredeyse tüm yükünü sırtlayan tiftik üretiminin ekonomiyle birlikte halkı da şekillendirişini yükselen bir melodiyle aktaran eser, güçlü vuruşlarıyla zorluklar içinde ilerleme olgusuna da vurgu yapıyor.

Pazar Yeri: Üretimin ve ticaretin şehre getirdiği canlılığa odaklanan parça, ilhamını “Ankara Manzarası Tablosu”nda yer alan kuvvetli pazar yeri vurgusundan alıyor. Çalışma, dönem ticaretinin sosyal yaşama taşıdığı sıcaklığa vurgu yaparken, coşkulu ritmiyle dönemin tanıdıklık heyecanını dinleyicilere taşıyor. Parça, pazar yerinin farklı kimlikleri bir araya getirme ve tanışık kılma halini notalarına yansıtıyor, iniş çıkışlı ve coşkulu enerjisiyle zihinlerde gerçek bir pazar yeri canlılığı yaratıyor.

Hacı Bayram: Parça, Tanrı’nın, yaşamın her zerresinde yer aldığı anlayışına odaklanan Hacı Bayram’ın bu bakışından esinleniyor. Hayat içindeki eylemlerin doğuşu, serpilişi ve olgunluk içinde var oluşuna benzer şekilde ilerledikçe olgunlaşan ve daha güçlü bir anlatıma kavuşan parça, yumuşak geçişlerinin yanında keskin vuruşları ile tüm iyi ve kötüleri tek bir potada süzerek insana taşıyor. Dönemin cesur seslerinden olan Hacı Bayram’ın güçlü ama yumuşak bakışını notalarında harmanlayan çalışma, merkezine insanlığın her eyleminin yaşamının ve yaradılışının bir parçası oluşunu alıyor.

Hıdırlık Tepesi: Hıdırlık Tepesi, yalnız ve kime ait olduğu bilinmeyen bir türbenin şehri tepeden izleyişinden ilhamla hazırlanmış bir beste olarak hayat buluyor. Parça, kimse tanımasa da var olmuş, yokluğa 1920’lere kadar türbesiyle direnmiş bir yaşamın, çok sevdiği şehrine ancak uzaktan bakabilmesini anlatan hikayesi ile hüzünlü ancak güçlü bir ümit duygusunu harekete geçiriyor. Melankolik yapısı ile dinleyicilerin gözlerinde sisli bir Ankara manzarası oluşturan çalışma, senfonik versiyonuyla da özlem duygusunu, somut, yaşayan bir forma büründürüyor.

Karacabey Hamamı: Parça, hamamın nahif duruşundan ilham alıyor. Toplumsal yaşamı halkı bir araya getirişiyle eşitleyen ve toplumun arınması için bir mekan sağlayan hamam, bu yönüyle eserin duru anlatımına yön veriyor. “Bir Ankara Manzarası” albümünün en duygusal eserlerinden olan “Karacabey Hamamı”, bu özelliğini şehrin keskinliği içinde zarafetini ve yumuşaklığını korumuş olan tarihi yapıdan alıyor. Küresel çatı yapısı ile çevresinden ayrılan özel bir mimariye sahip olan tarihi eser, parçanın dinleyicinin kulaklarına bir fısıltı gibi ulaşan özgün tınılarına da ilham veriyor.

Namazgah Tepesi: Albümün, duygusal ağırlığı en yüksek parçalarından biri. Ulusal duyguları yükseltmek amacıyla 1919’da bu alanda büyük bir miting düzenleniyor. Kurtuluş Savaşı öncesinde, işgal altındaki toprakların özgürlük mücadelesini anlatan eser, bir aradalığın gücünü ve haklı bir reddedişin öyküsünü anlatıyor. Tepenin bulunduğu yerde şu an Etnoğrafya Müzesi yer alıyor.

Julianus Sütunu: Albümün seçkin parçalarından olan eser, şehrin merkezinde yer alan ve çevresinde bulunan modern yapılara rağmen tarihi dokusunu koruyan Julianus Sütunu’ndan ilham alıyor. Çevresinde akıp geçen zamana rağmen yalnız kalmayı göze alarak zamana direnen ve bu şekilde kendine özel bir alan yaratan sütunun öyküsü, modern ve hızlı yaşamın ortasındaki yalnızlığı ve dirayeti ile notalara nakşediliyor. Geçmişin melankolik bir temsili olan Julianus Sütunu’nun bu yönünü dinleyicilere sakınmasızca sunan beste, tarihin yalnızlık ve zamana direnme gücü kokan etkileyici ruhunu günümüze taşıyor.

Augustus’un Mirası: Albümün güçlü bir eseri olarak, imparatorun bir devlet adamı ve etkili bir askeri lider oluşu ile tarihe bıraktığı önemli imzasına odaklanıyor. Augustus’un yüksek iradesi, karizmatik bir lider oluşu ve katılımcı bir yönetim için net bir tavır sergileyen tutumu, parçanın odak noktasını oluşturuyor. Dünyanın önemli kültürel miraslarından biri olan ve imparatorun tarihte iz bırakan yüksek tesirli eylemlerini yüzyıllardır üzerinde taşıyan Augustus Sütunu’ndan hareketle bestelenen eser, sütunun bulunduğu yer bakımından çok kültürlülükle yoğrulmasının etkilerini de üzerinde taşıyor. Augustus’un Mirası, yaşattığı yoğun duygusal atmosfer ile dinleyici üzerinde tıpkı imparatorun kendisi gibi güçlü bir iz bırakıyor.

Etiketler

0 yorum “300 yıllık “Ankara Manzarası” tablosu, Piano Turca’nın yeni albümünde canlanıyor”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest