Fırsat mı? Popüler Kültürün Tuzağı mı?

Yeni yıl bir telaş içinde geldi. Gündem yoğun, baskın ve çokça da karanlık. Bu karanlıklar içinde “aydınlık” algısı yaratılan durumlar var ki aslında onlar daha da derinde ve daha da gerçekliğimizin karanlığı…

Böylesi karışık ve çoklu gündemde bu yazımda hemen herkesin dikkatini çeken ”Kuryeci Genç”in piyano çalan bir videosu ile başlayarak gelişen olayları ele almaya çalışacağım. Umarım düşüncelerimi doğru cümleler bularak aktarabilirim. Her zaman dediğim gibi amacım kimseyi kırmak değil ama konu merkezindeki isimlerin zihninde “Biz ne yaptık, bundan sonrası nasıl ilerlemeli” şeklinde biraz dahi olsa soru işareti oluşturabilirsem ne mutlu bana.

Çok temel tanımları sorgulayarak başlıyorum yazıma:
Sanat nedir? Kimler sanatçı tanımına layıktır? Kimler için sanat dalları bir meslektir, kimler için sanat sadece bir hobidir?

Günümüz köpürtmeli sosyal medya soslu basında bu tanımların karşılığı nedir?

Gerçekte olması gereken nedir?

Bu tanımların en temel yanıtına giden yol; yetenek, yaratıcılık, eğitim ve kişinin sanat için hayatından ayırdığı süre ile alakalı.
Uzun uzun tanımlara boğmadan konunun anlaşılır olduğunu umuyorum.

Gence sözüm yok, içindeki müzik aşkına da… Kendi kendine başardığı şey de çok ama çok değerli. Ki aslında olması gereken. Mesleklerimiz ne olursa olsun hobi olarak bir sanat dalı ile ilgilenmek ruhumuza da bize de iyi gelir. Ama her sanatla uğraşanın sanatçı olmadığının ya da yeteneğin tek başına yetmeyeceğinin ayırdına varmak da önemli.

Benim sözüm şartlar elvermedi, verseydi şöyle iyi bir müzisyen olurdu hissi yaratılan ajitasyona. Zira o piyanonun başında bizi alıp uçuran konserlerin sahiplerinin de çoğunun şartları elvermeyerek o yolları aştılar, hatta devamında da bu zorlu yolu aşma savaşlarıyla hayatlarını geçiriyorlar. En rahat seviyede olduklarını varsaysak bile; günde en az 7-8 saatlerini en zor besteleri icra etmek, konserlerine hazırlanmak için piyano başında geçiriyorlar. Ve emin olun bu çalışmalar her ruhun altından kalkabileceği bir şey değil. Yetenek bu nedenle tek başına hiçbir şey zaten…

Sanatçılar, yaratılan algının tersine çok çalışıyorlar. Çünkü nota bilerek enstrüman çalmayı öğrenmek her şeyin en başı. Bizim toplumumuzun anlamadığı şey de bu sanırım; enstrüman çalmayı biliyor ya oh ne âlâ sonrası cümbüş dernek bir daha çalışmasına da gerek yok, çıksın istediğini çalsın her yerde gibi algılanıyor enstrüman çalmak.

Oysa öyle mi bir de o ışıltılı sahne arkasını bilseniz, müzisyenlerin yaşamının çalışma odaklı olmasının zaruretini, zorluğuna inanamazsınız. Bakın maddi sorunlara, konser salonu bulamamaya, basından tanıdığınız yoksa en büyük başarınızın bile duyurulmamasına gibi konulara değinmiyorum bile.

Konuyu çalışmanın zorluklarıyla sınırlayarak şöyle anlatmaya çalışayım: Bir sanatçı için her bir yeni eser, okumayı yeniden sökmek gibidir. Harfleri tanıyıp, okumayı sökünce her şeyi okuyabilen birinin bunu anlaması zor olabilir ama notaları tanımak ve enstrüman çalmayı bilmek; müzisyen için önüne konan her eseri ilk anda takır takır çalabileceği anlamına gelmiyor. O eserin hakkıyla karşılığının olması için, aylarını harcaması lazım. Müziğin harfleri notadır. Yani müzisyen notayı tanısa da her bir kelimeyi tek tek notaları deşifre ederek oluşturmalı, oradan da cümlelere ulaşarak melodiyi ortaya çıkarabilmeli. Bu gerçekten yorucu ve çok çalışma gerektiren bir deşifre işlemi. Ki bu deşifrenin üzerine kendi yorumunu da katabilmesi onu sanatçı yapıyorsa; tekniğini bilgisini de konuşturacak düzeyde esere hakim olması gerekiyor. Dümdüz çalmasın, sanatçılığının gereğini de icra edebilsin diye günlerce saatlerce aynı eseri çalması demek bu.

İşin popüler kanadındaki müzisyenler arasında nota bilmeyenler yok mu, evet çokça varlar hem de. Ama onların da olmazsa olmaz yetenekleri, yeteneklerinden fazlaca emekleri ve yaratıcılıkları yine çok başka seviyelerde olduğu için başarmışlar.

Sanatçılık ayrı bir seviye sevgili okuyan, müzisyenlik de öyle…

Gündeme gelmek için ise günümüzde başarılar değil de, biraz bam teline biraz duygulara basılı bir hikâye gerekli. Ve tüm bu yazdıklarıma ters olarak daha da acı olan ise hikâyeye konu olan kişinin, popülerlikten beslenenler tarafından hemen yalnız bırakılması. Bu hikâyede de böyle olacak diye yazmıyorum bunu ama genelinin bu şekilde sonuçlandığını hepimiz çok iyi biliyoruz.

Tüm bu manzara karşısında duayen piyanistimizin iyi niyetinden hiç şüphem olmasa da yapmaya çalıştığını anlayamadığımı eklemek isterim. Gencin sosyal medyaya düşen “Kuryeci genç” vurgulu ilk performansı kendi kendine öğrenen biri için mükemmel olsa da birçok konuda bilgi olarak çok yetersiz olduğunu net olarak gösteriyordu. Konunun köpürtülmesi bitmeden 2-3 gün içinde onu sahneye çıkarmak, bunu başarıları ülke dışına da çıkmış, birçok piyano öğrencisinin ulaşmak istese ulaşamayacağı biri tarafından yapılması, kendi yaptığı işin algısını ucuzlatmadı mı sizce de? Müzik ve sahne 2-3 gün içinde yetersizlikleri tamamlanacak bir konu mu gerçekten?

Biz toplumun algısını nasıl düzeltip, müziğin zorluğu ve sahnenin ciddi bir konu olduğunu nasıl anlatacağız?

Tüm bu yazdığım yorumlarım bir yana, gence uzanan elin uzun sürecek bir eğitimin ilk hamlesi olmasını, yıllar sonra da hocam diye anarak profesyonel konserler vermesini yürekten dilerim. Yoksa bir gencin belki de hobi olarak tutkusu çok acı sonlanacak onun hobisini bile elinden almış olacaksınız.

Yazıma ek notlar:

1) Yazım, duayen bir ismin böyle bir gence destek olacağı sözünü vermesi, kendi ismini ortaya koymasını takdir etmedim gibi algılanırsa; çok üzülürüm. Böyle bir isim adını ortaya koyduysa eminim uzun yıllar öğrencisi olacak bir genci öğrencileri arasına katmıştır diye düşünüyorum. Benim demek istediğim aman konunun popülerliği kaçmadan sahneye de çıkaralım yerine hem gence hem müzikseverlere bu işin gerçeğini yani sanatın ve icra etmenin bu kadar da kolay bir şey olmadığının mesajını verecek bir şekilde, hakkıyla ve sağlam bir eğitim sonrası ona sahne şansı tanımak olmalıydı. Tabii o zaman konu gündemden çoktan düşmüş olacağı için bu kadar haberi yapılmazdı ama bir gencin uzun zaman gerçek bir eğitim aldığına tanıklık ederdik.

2) Asıl yapılması gereken, denk gelen bir iki şanslı(!) kişiye özel fırsatlar yaratmak yerine, hemen herkesin hobi düzeyinde sanatla ilgilenebildiği bir yaşam düzeni sağlamak. Hem böylelikle bu tarz yazılara da gerek kalmaksızın sanatın ve sanatçının yaptıkları işin zorluğunu toplumca fark eder ve sanatçılarımıza maddi-manevi gereken değeri verirdik.

Beyza Cumbul

Etiketler

0 yorum “Fırsat mı? Popüler Kültürün Tuzağı mı?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beyza Cumbul | Takip Et

Reklam

Beyza Cumbul | Instagram

Instagram requires authorization to view a user profile. Use autorized account in widget settings

Beyza Cumbul | Twitter

Pin It on Pinterest