Sanatçı Mehveş Beyidoğlu ile “Geçirgen” sergisi üstüne söyleşi

"Pas, kahve lekesi, kurumuş boya gibi malzemeler zamanın, bozulmanın ve dönüşümün izlerini taşırken, doğadaki veya sanayi bölgelerindeki metal parçaları keşfetmek, araba garajlarını, marangoz atölyelerini ve kaynakçı dükkanlarını karıştırmak bana hem ilham veriyor hem de üretim sürecine sürprizler katıyor."

0
Sanatçı Mehveş Beyidoğlu, Geçirgen sergisinde.
Mehveş Beyidoğlu

Sanatçı Mehveş Beyidoğlu ile Girne’de Art Rooms Galeri’de sanatseverlerle buluşan “Geçirgen” adlı sergisi, sanat pratiği ve Kıbrıs’ın çağdaş sanat ortamı üstüne keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Mehveş Beyidoğlu, geçmişin izlerine yer veriyor işlerinde. Pas, kir ve leke sanatçının yapıtlarında göre çarpıyor. Günümüzde mükemmelliyetçiliğin dayatıldığı, kusursuzluğun hakim olduğu dünyada, doğallığı estetize ederek, geçmişin izlerini de görünür kılıyor.

Elif Hopyar: Geçirgen adlı kişisel serginiz Art Rooms’ta sanatseverlerle buluştu. Sergiye dair konuşmadan evvel resme yeteneğiniz nasıl fark edildi, başa dönecek olursak, sizi güzel sanatlar eğitimi almaya yönelten etmenler nelerdir? Resimleri, sanatla kurduğunuz ilk bağdan bahsedebilir misiniz?

Mehveş Beyidoğlu: Kendimi bildim bileli renkler, özellikle soyut biçimler ve canlı tonlar beni çok etkilerdi. Belki de bunun nedeni çocukken Joan Miró’nun Red Sun tablosuydu. Anneme ve babama bir dostları tarafından hediye edilmişti bu tablo ve salonun en güzel yerinde asılıydı. Küçükken karşısındaki yeşil koltuğa oturup uzun uzun o tabloya bakardım; sanki dünyayı algılayışım orada şekillendi. Yıllar sonra Avrupa’da modern sanat galerilerini gezmeye başladığımda bu ilgimin tesadüf olmadığını anladım; soyut işler karşısında nefesim kesiliyordu. Sanat eğitimi almaya başladığımda da aynı heyecan yeniden açığa çıktı; sanki yıllardır beklediğim dönüşüm birden başlamıştı. Sanat teorisinin ve pratiğinin birleşimi, hem üretimimi hem de düşünce biçimimi besliyor.

Sanatçı Mehveş Beyidoğlu’nun Geçirgen sergisinden seçilmiş eser fotoğrafları. Pas, kir ve lekelerin izlerini sanatında estetize eden sanatçının yapıtlarından detaylar.

Elif Hopyar: Geçirgen adlı serginizdeki eserler son dönem işlerinizden oluşuyor. Neden Geçirgen, duygusundan, hikâyesinden ve serginin çıkış noktasından söz eder misiniz?

Mehveş Beyidoğlu: “Geçirgen” aslında son dönemdeki içsel arayışımın ve üretim biçimimin en doğru ifadesi oldu. Çalışmalarımda zamanın izlerini, yaşanmışlıkların bıraktığı katmanları görünür kılmaya çalışıyorum. Yüzeyler birer taşıyıcı olmaktan çıkıp, geçmişin, belleğin ve şimdinin birbirine sızdığı geçirgen alanlara dönüşüyor.
Bu serginin çıkış noktası da buydu: sınırların aslında ne kadar geçirgen olduğuna, mekânlar ve zamanlar arasında sürekli bir geçiş olduğuna dair bir sorgulama. Katı gibi görünen şeylerin aslında çok kırılgan ve geçirgen olması, bana hem kişisel hem toplumsal bağlamda çok tanıdık geliyor.
Kısacası “Geçirgen”, hem malzeme seçimlerimde hem de kavramsal düzlemde, görünmez olanı görünür kılmaya, izleri ve geçişleri ortaya çıkarmaya yönelik bir sergi.

Elif Hopyar: Mükemmelliğin kişisel gelişim düsturu olarak dayatıldığı günümüzde sizin yapıtlarınızda lekeler, yara izleri ve doğallık dikkat çekiyor. Buradan yola çıkarak sanat anlayışınızı nasıl özetlersiniz?

Mehveş Beyidoğlu: Benim için sanat, kusursuzluğu aramak değil; tam tersine kusurların, yaraların, lekelerin bize anlattıklarını duyabilmek. Çünkü hayatın kendisi de öyle; pürüzsüz değil, katmanlı ve izlerle dolu. “Geçirgen” sergisinde bu daha görünür oldu belki ama sanat anlayışım tek bir estetik kalıba bağlı değil. Kimi zaman izler, yaralar, kırılganlıklar öne çıkıyor; kimi zaman bambaşka temalarla bambaşka malzemelere yöneliyorum. Benim için önemli olan, çalıştığım konuya en uygun malzeme ve dili bulmak. Yani her sergide, her işte yeni bir araştırma, yeni bir arayış söz konusu. Sanat benim için bir tür düşünme biçimi; her seferinde başka bir yol açıyor.

Elif Hopyar: Pas, kahve lekesi, kurumuş boya… Malzeme seçiminiz hakkında neler söylemek istersiniz?

Mehveş Beyidoğlu: Malzeme seçimim çoğu zaman çift yönlü ilerliyor. Bazen kafamda şekillenen bir fikri somutlaştıracak malzemeyi özellikle arıyorum; bazen de karşıma çıkan bir nesne ya da malzeme yeni çağrışımlar uyandırıyor ve düşüncelerimle birleşerek görsel bir dile dönüşüyor.

Pas, kahve lekesi, kurumuş boya gibi malzemeler zamanın, bozulmanın ve dönüşümün izlerini taşırken, doğadaki veya sanayi bölgelerindeki metal parçaları keşfetmek, araba garajlarını, marangoz atölyelerini ve kaynakçı dükkanlarını karıştırmak bana hem ilham veriyor hem de üretim sürecine sürprizler katıyor. Oradaki nesneler kendi karakterlerini ortaya koyuyor; ben de onları işlerimde kullanırken hem kontrole hem de rastlantıya alan bırakıyorum, böylece malzeme ve fikir arasında sürekli bir diyalog oluşuyor.

Elif Hopyar: Bazı yapıtlarınız, muğlaklık, tekinsizlik hissi de veriyor izleyiciye. Üretim pratiğinizden söz eder misiniz?

Mehveş Beyidoğlu: Üretim sürecim çoğu zaman keşif ve denemeye dayanır. Bir fikirle başlarım ama malzeme ve süreç işleri bambaşka bir yöne götürebilir. Bazı anlarda işler kendi yolunu bulur ve ortaya çıkan muğlaklık, tekinsizlik izleyicide farklı bir his uyandırabilir; belki de bu, eserle izleyici arasında hafif bir gerilim ve merak hissi yaratıyor olabilir. Öte yandan, bazen kafamda ne yapmak istediğim çok nettir ve bu sefer rastlantılardan kaçınarak tamamen planlı bir şekilde ilerlerim, adım adım hedefe ulaşmaya çalışırım.

Elif Hopyar: Fernando Botero, “Sanat, bir anlamda deformasyondur” sözü hakkında ne düşünürsünüz? Sanatın tarihsel bağlamında estetik kavramının dönüşümünü nasıl yorumlarsınız?

Mehveş Beyidoğlu: Fernando Botero’nun “Sanat, bir anlamda deformasyondur” sözü bana çok tanıdık geliyor. Sanat artık gerçeği taklit etmek değil; algıyı, duyguyu ve deneyimi dönüştürme, hatta bükme biçimi. Fotoğraf makinesinin icadıyla birlikte, gerçeğin birebir çoğaltılması gerekliliği ortadan kalktı ve sanat, yorum ve deneyim alanına yöneldi. Tarih boyunca estetik de değişti; klasik dönemde ideal ve kusursuz form önemsenirken, modern ve çağdaş sanat, sürecin, izlerin, hataların ve rastlantıların değerini göstermeye başladı. Benim işlerimde de güzellik, mükemmellikten ziyade izlerin, kusurların ve malzemenin kendiliğinden ortaya çıkışında bulunuyor. Sanat, deformasyonla bir bakıma dünyayı yeniden yorumlama ve şekillendirme aracı hâline geldi.

Elif Hopyar: Kıbrıs’ın önemli sanat kurumlarından ARUCAD’ın ilk mezunlarındansınız. Kıbrıs’taki çağdaş sanat ortamı hakkında neler söylemek istersiniz?

Mehveş Beyidoğlu: Kıbrıs’ta çağdaş sanatla uğraşan çok değerli sanatçılar var. Sanatçıların daha fazla alan bulması, eleştirel tartışmaların ve nitelikli sergilerin çoğalması gerekiyor. Yine de yeni çağdaş sanatçıların ortaya çıkmaya başlaması ve bu alandaki hareketliliğin artması umut verici. Bu süreçte ARUCAD’ın katkıları büyük; hem okulun altyapısı hem de en önemlisi çok değerli hocaların mentörlüğü paha biçilmez.

www.mehvesbeyidoglu.com

Önceki içerikBu Hafta Vizyona Giren Filmler (19 Eylül 2025)
Sonraki içerikSertab Erener’den yeni single: Böyledir Benim Ayrılıklarım
Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments