Geç Kalanlar

“Geç Kalanlar”, ilişkilerdeki çatışmaları, ertelenmiş yüzleşmeleri ve insanın kendi gerçeğiyle karşılaşmasını etkileyici bir dille anlatan sarsıcı bir tiyatro oyunu.

0
Geç Kalanlar tiyatro oyunundan bir kare

Bazı hikayeler vardır, kapının aralığından sızan ışık gibidir. Bir odanın tümünü aydınlatamazlar lakin karanlığın içinde aydınlığın nerede olduğunu bilirsiniz. İşte doğruları ve yanlışları görebileceğiniz bir oyunun hikayesini getirdim sizlere.

Pervin Ünalp’ın kaleme almış olduğu “Geç Kalanlar” yaşamın içinden bir ayna sunuyor bizlere.

İnsan olarak herkesin vardır geç kaldığı sözcükler, geç kaldığı özürler…

Geç kalınmışlıkların dünyasında yaşıyoruz sonuçta. Lakin bazı geç kalınmışlıklar var ki bir daha “keşke” deme ihtimali olmayan.

Birilerinin sizi terk etmesini düşünmek mi yoksa terk edenlerin geride bıraktıklarını izlemek mi? Oyun bu çelişkili hayatın harika bir yansımasını sunuyor bizlere.

İlişkilerde kopukluk yaşayan, birbirine olan saygısını kaybedenler, eşler arasında kıskançlığın ne demek olduğunu görmek isteyenler için harika bir deneyim olacağı kesin diyebiliriz.

Geç Kalanlar tiyatro oyunundan bir kare

Bir gece evinizin ortasında bir yabancı buluyorsunuz ve aslında sizin gerçekliğinizin nasıl da yerle yeksan olduğunu seyretmeye başlıyorsunuz. Bir tanrı misafiri nasıl derinden sarsabilir ki insanı demeye başladığınız an hayatınızın birçok köşesinde yaptığınız hataları ve yanlışları görmeye başlıyorsunuz.

Oyun, sürprizlerle dolu devam ederken bir taraftan gülüyor bir tarafta hayatın o acı gerçeklerini aralama imkânı buluyorsunuz.

“Geç kalmak” adından anlaşılacağı gibi aslında, insan sevmeye geç kalmamalı, anlamaya, affetmeye geç kalmamalı diyoruz. Lakin müşterek hayat güllük gülistanlık değil ne yazık ki. Bir akşam saati bir kavga öfkeyle çıkılan bir yol ve sonra paramparça olan hayatlar…

Oyuncuların ritmi ise adeta sizleri sürüklüyor. Ümit Erlim oyunun başında terk edilmiş bir koca rolünde. Lakin o kadar samimi bir şekilde karakteri yansıtıyor ki oyunu beraber izlemeye geldiğim arkadaşıma biz erkekleri anlatıyor dedim.

Çiçek Dilligil ise eve gelen misafir rolünde. Oyunun başından itibaren sanki bir eğitici rolü üstleniyor. Sözleri, bize anlattıkları ile hayatta neleri kaçırdığımızı görme imkânımız oldu diyebilirim.

Ece Özdikici ise bir eş olarak karşımıza çıkıyor. Burası kadınlar için çok önemli. Eşleri tarafından hor görülmüş, aldatılma ihtimali yaşamış lakin yine şefkatten vazgeçmeyen kadınların sesi oluyor adeta.

Sahnede bulunan samimi ev ortamı, terk edilmiş birinin boş buz dolabı bize o duyguların yansımasını ve hayal gücümüzün harekete geçmesini sağlıyor. Bir fırtına kopuyor sonra gerçekler gün yüzüne çıkıyor.

Bir anda sahnenin havası değişiyor; ışıklar, karakterlerin yüzündeki gerilimi daha belirgin kılıyor. İşte tam o an anlıyorsunuz ki sahnede dönen şey yalnızca bir aile içi mesele değil; yılların biriktirdiği kırgınlıkların, söylenmeyen cümlelerin, ertelenmiş yüzleşmelerin topyekûn patlaması. Oyun, bir yandan hayatlarımızdaki o görünmez kırılma anlarını temsil ederken diğer yandan “gerçekliğin” ne kadar ince bir perdeyle örtülü olduğunu hatırlatıyor. Bir fırtına gibi başlıyor ve önce evdeki sessizliği, sonra izleyicinin içindeki suskunlukları yerle bir ediyor.

Geç Kalanlar tiyatro oyunundan bir kare

Oyunun ritmi tam da bu yüzden canlı, tam da bu yüzden rahatsız edici biçimde tanıdık. Kimi zaman karakterlerin aynı frekansta buluşamaması, izleyicinin iç sesini tetikliyor: Biz nerede yanlış yaptık? Ne oldu da birbirimizi duyamaz hale geldik? Tiyatro tam da bunu yapar; insanın kendine, kendi ilişkisine, kendi “geç kalmışlıklarına” dönüp bakmasını sağlar.

Ve elbette oyunun en vurucu kısmı, herkesin kendi hayatından bir parça buluyor olması. Kimimiz bir eşin suskunluğunda kendi yorgunluğumuzu görüyoruz, kimimiz terk edilen adamın gözlerindeki buğuda kendi kırgınlıklarımızı. Bazı sahneler öyle keskin bir aynaya dönüşüyor ki, izleyici bir anlığına bile başını çeviremiyor; çünkü anlatılan yalnızca bir hikâye değil, hepimizin yarım bıraktığı cümleler.

“Geç Kalanlar” yalnızca ilişkilerin çözüldüğü bir hikâye sunmuyor; aynı zamanda insanın kendisiyle yüzleşme cesaretini de sahneye taşıyor. Her karakter, hayatta bir kez olsun hepimizin rol aldığı bir sahnenin izdüşümü gibi. Bir kadın olarak ihmal edilmişliğin ağırlığını, bir erkek olarak kendini anlatamamanın acısını, bir yabancı olarak tam kalbinize dokunan o sarsıcı gerçeği hissediyorsunuz.

Oyun ilerledikçe anlıyorsunuz ki sıradan görünen hiçbir hayat aslında sıradan değil. Her evin kapalı kapılar ardında savaşları, barışları, kaybedişleri ve bazen de umut kırıntıları var. Tiyatro bu yolculuğu görünür kılıyor. İzleyici olarak yalnızca tanık olmuyorsunuz; aynı zamanda yargılıyor, affediyor, anlamaya çalışıyor ve bazen de yeniden sevmeyi hatırlıyorsunuz.

Her oyundan sonra izleyiciler kendilerine bir ders çıkarmaya ve bir şeyler öğrenmeye çalışırlar. Benim bu oyundan sonra yaptığım ise sevdiğim insanlar gidip onlara koskocaman “Seni Seviyorum” demek oldu.

Emekleri geçen tüm arkadaşlarımıza sevgilerimi sunuyorum.

Esenlikler.

Önceki içerikBir Adım Var Vakfı desteklediği sanatçılarla BASE’te
Sonraki içerikİsrail’de bulunan 12 bin yıllık figürin büyük sırrı açığa çıkardı
Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments