Faziletin Adı: Laiklik

Atatürk İlke ve İnkılaplarını birbirinden ayrı tutmak ve değerlendirmek mümkün olmasa da bu altı ilkenin içinde üzerinde en çok tartışılan ve en büyük saldırıya maruz kalan, birçoğumuza göre de diğerleri üzerinde birleştirici anlamı göründüğünden çok daha büyük olanı ‘LAİKLİK’ ilkesidir. Bunu diğerlerinin arasından çıkardığınızda geri kalanların kendiliğinden çökmesine engel olunması neredeyse olanak dışıdır.

                             Bugün tanımı biçimsizleştirilmiş, bütün işlevi ‘Din ile devlet işlerini ayırma’ cümlesine indirilmiş olsa da sanatla da iç içedir eğitimle de yazma hürriyetini de sağlar okuma hürriyetini de düşünme özgürlüğünü de kapsar konuşma özgürlüğünü de. Bir dini inancın ya da inançsızlığın, günlük hayatın üzerinde yaratacağı olası baskıyı absorbe eden, her an her kesim tarafından yakasından çekiştirilen ‘Laiklik’ ilkesidir. İbadetin hürriyetini sağlar ki bundan kasıt, ibadetini yapma özgürlüğü kadar yapmama özgürlüğüdür de! Laiklik, dinin devleti yönetenler tarafından kullanılarak toplumu etkilemenin hatta baskılamanın önüne geçtiği gibi devleti yönetenlerin de dinî kuruluşlar, kişiler, tarikatlar, cemaatler tarafından kullanılmasına olanak vermez. Yazılarını takip ettiğim, düşüncelerine ve yorumlarına değer verdiğim yazar Özdemir İnce, bir yazısında şöyle diyordu; “Dini bireylerin saldırısına karşı gelenek ve görenekler, yasalar korur. Laikliğin bu bağlamda herhangi bir koruma görevi yoktur. Laiklik hakem değil, sa­vunma avukatıdır!”

                             Yani laikliğin dini, devletten ve vatandaştan korumak gibi bir yükümlülüğü yoktur ancak, devleti ve vatandaşı teokratik bir yönetime karşı koruma görevi vardır. Bu ilkeyi çıkarırsanız rahatlıkla milleti ümmete, devleti İslam Cumhuriyetine hatta şeriatla yönetilen herhangi bir Orta Doğu ülkesine dönüştürmenin yolunu açabilirsiniz.

                              Belki de bu nedenle üzerinde en çok konuşulan, tartışılan, tanımı deformasyona uğratılan ‘Laiklik’ ilkesidir. Şu herkesin bildiği ama kimsenin tanımadığı, sorsan kimsenin parmağıyla gösteremeyeceği ya da ait olduğu gruba, eğitimine, kültürüne, yetiştiği çevreye göre değişecek olan, kim oldukları meçhul olan ama herkesin dilinde gezen hem meşhur hem gayrimeşhur ‘İç ve dış mihraklar’ın üstünde tepindiği de bu ilkedir. Biz eğer ATATÜRK Devrimlerini ve İlkelerini iyice belleyip sindirmiş olsaydık herhangi bir ‘mihrak’ın bizi etkileme olasılığı var mıydı? Bugün hali hazırda laiklik ilkesini tartışıyor olur muyduk? Her mahallede/semtte bir caddeye, herhangi bir binaya -stat, opera salonu, hava limanı, köprü vb.- ‘ATATÜRK’ ismi vermek ya da her yana büstünü dikmek yerine, her evden demiyorum bakın, hiç değilse her sokaktan bir tane ATATÜRK çıkmasına vesile olunsaydı, bugün çok başka şeyler konuşuyor olmaz mıydık? Fakat sözde ‘Atatürkçü’ler, ATATÜRK’ü cisimleştirmek için ellerinden geleni yaptılar.

                             İç mihraklarla dış mihraklar nedir, kimdir? Nasıl sızdılar da bizi kukla gibi oynatıyorlar?

– Sızdırma!

– Oynattırma!

– Oynama!

                             Biz kendi içimizde bile bu ilkeyi anlamaktan çok uzağız, ne yazık ki! Zaman zaman sosyal medya üzerinden tartışmalara denk geliyorum, ilke olarak bu çeşit tartışmaların içinde bulunmam, sadece okur ve üzerinde düşünürüm. En çok da ait olduğum toplum üzerinde düşünürüm: Ne olabildik ne olamadık, neye dönüşüyoruz, devrimlerin neresindeyiz, ilerledik mi yoksa geriliyor muyuz? Bir rakı kadehine indirgenen laiklik, bazen üzerimize giyilen kumaşın metre karesiyle değerlendiriliyor, bazen ATATÜRK’ün dindarlığı veya dinsizliği üzerinden yürüyor. Bir kısım dindarlığını ispata çalışırken diğeri dinsizliğinden bahsediyor. Bu tartışma ‘LAİKLİK’ ile ilgili herhangi bir cümlenin yahut haberin altında yapılıyor. Acı, değil mi? ATATÜRK’ün dinini tartışanlar, üç cümle önce de ‘Laiklik din ve vicdan hürriyetidir,’ diyor halbuki… Madem ki böyle bir tartışmanın içinde bulunacaksın, madem ATATÜRK’ün dinini konuşacaksın bari üç cümle önce onun sözlerini kullanmasaydın! Hem ATATÜRK bu hürriyetten yoksun muydu ki tartışılıyor?

                             Bugün tanımı ve içeriği kısırlaştırılan devrimler ve ilkeler arasında başı çeken laiklik üzerine tartışmalar bitmeyecek. “Kemalistim ben!” diye bağıranlar bile ATATÜRK’te ve ilkelerinde birleşemiyor. Herkes kendini en iyi ‘Kemalist’ addediyor. Herkes haklı. Herkes en iyiyi biliyor. Herkes doğru. Herkes çalışkan. Bence herkes, herkes gibi; biraz haksız, biraz bilgisiz, biraz yanlış, biraz tembel.

                             Bütün bunları bir yana bırakıp ATATÜRK’ü, kurduğu Cumhuriyet’i, ilkelerini ve devrimlerini -gerçekten- anlamaya çalışmalıyız. ATATÜRK, binlerce ya da bir heykelden ibaret değildir. ATATÜRK, bu ülkenin nezdinde tarihe ve dünyaya atılmış bir imzadır. ATATÜRK tarihtir. ATATÜRK, yıkıcı değil kurucudur. ATATÜRK, tapılacak bir beden yahut ardında miras bıraktığı put değil, ezberlenip söylenecek birkaç cümle değil, vatanına, milletine ve bayrağına harcanmış bir ömürdür. Bir ülkenin kuruluş düşüncesidir. Milli egemenliği esas almış, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler yetiştirecek bir idare şeklidir. Devrimleri ve ilkeleri ne dündür ne bugün, yarındır.                            

                             Laiklik ilkesi, devrimlerin bölünemez bir parçası, temel taşıdır. Laiklik Tevhid-i Tedrisattır, millî eğitimdir, Türk kadınının özgürlüğüdür; çağdaşlıktır, teknolojidir, bilimdir, sanattır; haktır, hukuktur. Laiklik demokratik sistemdir, seçme ve seçilme özgürlüğüdür. Hepsinin altını kazıdığınızda laiklik ilkesi ile ilgili bağı bulmak mümkündür.

                             “Cumhuriyet fazilettir”: bizi koruyup huzur içinde yaşamamızı sağlayan evimizin duvarları değil cumhuriyetin faziletidir.

Deniz Kılıç

Etiketler

0 yorum “Faziletin Adı: Laiklik”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam

Istanbul Art Show 2018

Pin It on Pinterest