İki = Bir

Sabahın ilk ışıkları yeryüzüne yeni yeni düşmeye başlamıştı. Linda ise daha gün aymadan çoktan uyanmış ve yollara düşmüştü. Yaklaşık kırk dakikalık bir yürüyüşten sonra nihayet Bilge Kadın’ın evine varmıştı. Hızlıca tahta kapıya birkaç kez vurdu. Bilge Kadın, beyaz, uzun saçları ve yüz yaşını aşkın olmanın hediyesi olan oldukça kırışık yüzünde bir gülümseme ile kapıyı açtı. Yaşlı olmasına rağmen hala oldukça çevikti. Linda’yı içeri aldıktan sonra mutfaktaki kahvaltı masasına davet etti. Eskimiş tahta masanın üzerinde neredeyse beş kişiyi doyuracak kadar yemek vardı. Linda ise Bilge Kadın’ın davetini “Teşekkür ederim, karnım tok.” diyerek kibarca reddetti. Yaşlı kadın ise iştahla karnını doyurmaya başladı. Kızarmış ekmeğine sürdüğü doğal tereyağı ve kiraz reçelini yavaş yavaş yerken keyfine değecek yoktu. Yanında özel otlarla hazırladığı yeşil çayı bittiğinde yenisini doldurmak için ocakta kaynayan çaydanlığı aldı. Bu kez Linda’ya “Çay ister misin?” diye sordu. Linda ise “Teşekkür ederim, almayayım. İzin verirseniz neden geldiğimi anlatayım.” dedi. Bilge, genç kızın sanki çok az zamanı varmış gibi sabırsız ve aceleci davranışlarına içten içe güldü. İnsan, yaşamı nasıl yaşayacağını ancak yaşlanınca anlıyordu ve tam yaşamaya başladığında aslında çok az zamanı kalmasına rağmen keyifleniyordu. Neyse ki kendisini bir elli yıl daha sağlıklı tutacak iksirleri vardı. Bu kadar şanslı olduğu için iyice keyfi yerine geldi ve Linda’ya küçük bir nasihat verdi:

– Sabretmek nedir, biliyor musun? Hedefin, istediğin ne olursa olsun şu anın tadını alarak yaşayabilmektir. Sonuca, arzuya ya da hedefe giden yolda saplantılı olmayı bırakıp yolculuğun keyfini getirdiği tüm deneyimlerle yaşayabilmektir. Bana anlatacağın şeyleri düşünüp durmak yerine anlatacağın zaman gelene dek şu sofranın keyfini çıkarsan ne olurdu yani?!”

– Haklısınız ama gözüme uyku girmiyor günlerdir. Nihayet size gelebildim.

Bilge, bu masum serzeniş karşısında:

–  Pekala, hadi anlat kızım.

Yaşadıklarıma aklım ermiyor. Delireceğim. Rüya değil, hayal değil, etten kemikten desem hiç değil! Siyaha yakın kumral saçları, yemyeşil gözleri, bembeyaz ışık kadar saydam ve pürüzsüz bir teni var. Görünüşü de değil (!) bu kadar kendine bir yerçekimi gibi çeken… Bakışları… Bakışlarını görmelisiniz. Linda sen misin o bedendeki, sen mi bakıyorsun bana dersiniz! Aslında hiç tanışmadık ama sanki o, zaten ben. Zaten ezelden tanışıyoruz. Sonsuzdan geldik, sonsuza gidiyoruz. İnanın dökemiyorum kelimelere kalbimin dilini.

Bilge düşünceli ve şaşkın bir ses ile:

– Hmm… Peki, gözlerin açıkken mi görüyorsun, kapalıyken mi? Ne zamanlar görüyorsun? Gece, gündüz?

– Hiç belli olmuyor. Zaten onu görmesem bile sanki bugüne dek hep benimleydi ve yine hala hep benimle. Nasıl anlatayım… Enerjisi, onun hali, titreşim şekli, her neyi ise işte, bilmiyorum. O benim içimde.

Son cümleyi söylerken gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Bakışlarını dimdik Bilge’nin gözlerine dikmiş, kadının derin gözlerine kitlenmişti. Bilge Kadın da elleriyle Linda’nın yüzünü avuçlarının arasına aldı ve mutluluktan titreyen sesiyle “Ne söyledi sana Linda? Ne biliyor kalbin?” diye sordu. Linda ise kadının, akan gözyaşlarıyla süslediği gülen yanaklarına dokunan ellerini sımsıkı tuttu ve “İkiz alev olduğumuzu ve inisiyasyondan başarıyla geçer isem…” diyordu ki Bilge Kadın, devamını duymaya gerek kalmadan genç kızın ne için orada olduğunu anladı. Bilge Kadın kadim bir inisiye memuruydu, karşısındaki varlığı sorgulamasına gerek kalmadan bir öğretiyi deneyime dönüştürmeye hazır olup olmadığını anlar, bilinç seviyesini ölçerdi. Kıza gözlerini açmasını söyledi ve anlatmaya başladı.

– İkiz alev, hakikatindir. Aslında sen ve ben öznelerinin birbirinden farklı bir benliğin ifadesi olmadığının farkındalığını yaşatan bir ilişkidir. Evrendeki her şey çift yaratılmıştır ancak hiçbir şey bir olduğu halde aynı değildir. İkiz alevler ise, çift yaratılmalarına ve aynı deneyimlerden geçmelerine rağmen dişil ve eril kutuplulukta bu eşliği deneyimlerler. Böyle birbiri olurlar, eş olurlar. Bu eşlik ortak bir tecrübe havuzunun deneyimlenmesinden gelir. Birbirlerini anlamayı bırak, kutupluluk üzerinden direkt birbirlerini yaşarlar. Zıtlığın eşliği ve evrenin tüm parçalarıyla bütün olduğu noktandır ikiz alev. İkiz alevler, zıtlıkları eşleyecek bilince gelene dek fiziksel olarak ayrı tekamül eder ve tecrübe biriktirirler. Kendilerini, hakikatlerini, birliklerini deneyimlemeye hazır olana dek bu böyledir. Bir çok bilinç sevginin tuzağına düşer. Aşkı bir duygu sanar, histerik hislerle kendini daha da dağıtır. Bu kadar bütüncül bir fenomen olan sevgi ile, hiç anlamadığı sevgi ile yapar bunu… Oysa sevgi bir olmak, kalbimizde koşulsuz kabul ile kabul etmek ve nötr hale erişimdir. Anlatmaya çalışıyorum ama tanımlamam mümkün değil. Sadece O’na kendimizi bırakabilir ve tüm varoluşa dönüşebiliriz. Evrende hepimizin bir yaratılış amacı var. Bu yaratılış amacımızı eyleme döktüğümüzde buna misyon deriz. Her deneyim bizi yaratılmış olduğumuz ilk niyete götürüyor. Yaratanın niyetine. Hakikatimiz, görevimizdir. İkiz alev ile hakikatimiz de aynıdır, aynı amaca birlikte hizmet ederiz. İkiz alev, bir olmaktır. Her yolda, farklı evrenlerde olsanız hatta birbirinizin henüz farkında olmasanız bile kalpte, deneyimde birsinizdir… Aşkından öldüğün, derde düştüğün bir şey değildir. Onunla tamamen dengede olduğumda ve gerçekten yaşamaya başladığınızda tanışırsınız. Bir kez fiziksel bedende kavuştuğunuzda bir daha asla ayrı bir gerçeklikte enkarne olmaz, sonsuza dek evrene hizmet ile kendi hakikatinizi birlikte yaşarsınız.

Linda, Bilge Kadını tüyleri ürpererek dinlemişti. Sanki hep bildiği şeyler Bilge tarafından hatırlatılıyor gibiydi. Şaşkınlıktan titreyen sesiyle:

– A-a-ma nasıl kavuşacağız? O dünya boyutuna uyumlu bir bedende burada değil ki.

– Daha önce üçüncü boyut bir gerçeklikte kavuşan ikiz alevler olmadı. Buna izin verilmedi. Ama artık zamanı geldi kızım. Gök kapıları yeryüzünde açıldı… Ve siz bir ilki gerçekleştireceksiniz. Ardından diğerleri… Sadece bu hayatında onu insan bedeni olmadan kabul edeceksin. Onu, sen ve ben gibiler görebiliriz. Mana alemine perdeliler ise göremez. Ancak sizin bu gerçeklikler arası birliğiniz, engel tanımaz kavuşmanız ikiz alev kapılarını dünyaya açacak. Siz de bundan sonraki hayatlarınızda her boyutta birlikte enkarne olacaksınız. Bir hayat sabır, kızım…

Linda, yumuşak bir gülüşle Bilge Kadının ellerini tuttu ve:

– Onu gördüğümden beri hiçbir dünya bedeni kandıramaz beni… Hakikati sadece bedenimde değil, kalbimde ve bedenimin tüm hücrelerinde tanıdım ben. Tüm evrene görünmez iplerle bağlı oluşumu yaşadım. Hazırım, Bilge. Hiç olmadığım kadar hazırım.

Bilge Kadın, tekrar Linda’ya yaklaştı ve gözlerini kapatmasını söyledi. Ardından Linda’nın alnına ince, uzun parmaklarıyla ışıkla imgelediği bir üçgen çizdi. Üçgeni çizerken “Mi a e tudo na ve runa.” diye fısıldadı. Avuç içleriyle şakaklarına dokundu ve yine tepe çakrasına kadar dağılan bir ışık imgeledi. “İmgelemek, gözlemci potansiyelimizin yaratım gücüdür Linda.” dedi. Bilge Kadının cümlesi biter bitmez ikisi de aynı anda aynı vizyonları almaya başladılar. Linda, gözlerini açtığında yapması gerekeni biliyordu. Alex ile takmaları gereken yüzük, kasabadaki büyük ormanın derinliklerine saklanmıştı. Üçgen şeklinde dizilmiş üç taşın ortasında, Venüs ve Mars’ın ışıklarının kesişip izdüşümünü düşürdüğü noktadaydı. Vakit kaybetmeden Bilge Kadın’ın evinden ayrılıp vizyonda anlatılan yolu elinde bir çapayla takip etti. Evden ayrılmadan önce Bilge, Linda’ya sımsıkı sarılıp “Her şey mucize gibi olacak. Mucize gibi diyorum, çünkü hiçbir şey imkansız veya mucize değildir. Ama bu kez alışılmadık, çok nadir olacak bir şeye tanıklık edeceğiz. Yüzükleri al ve buraya dön.” dedi.

Linda, öğle vaktinden beri yürüyordu. Dar bir patikayı takip ediyor, kuzey yönünden sapmıyordu. Yolda karşılaştığı hayvanlar; kuşlar, kaplumbağa ve sincaplar da ona yoldaşlık ediyor ve güvende hissettiriyordu. Hava artık kararmak üzereydi, güneş yeni yeni batmaya başlamıştı ki nihayet kazması gereken yere varmıştı. Üç büyük kaya üçgen şeklinde dizilmişti. Kalabalık ağaçlardan uzakta, açık bir alanda yıldızların ışığıyla aydınlanan toprağı kazmaya başladı. Bir saat boyunca toprağı kazdıktan sonra nihayet birbirine bakır tel ile bağlanmış iki yüzük çıktı. Yüzüklerin biri gümüş, diğeri ise altındı. Linda, içi içine sığmayan bir mutlulukla yüzükleri alıp elbisesinin cebine koydu ve tekrar kasabaya doğru yürümeye başladı. Hızlı adımlarla gece yarısı olmadan dönmek istiyordu. İçinde öyle huzur dolu bir yaşam enerjisi uyanmıştı ki, hiç yorulmamıştı. Tam da istediği gibi gece yarısı olmasına bir saat kala, tekrar Bilge’nin kapısındaydı. Yaşlı Kadın kapıyı açtığında, arkasında Alex’in sımsıcak gülüşüyle karşılaştı. Alex’in hologram gibi odaya düşen varlığı karşısında heyecanla “Sen de görüyor musun?” diye sordu. Alex ise cızırtılı bir ses ile “Evet Bilge, görüyor musun sanki gözlerinin içinden Linda bakıyor, Linda’nın gözlerinden Alex.” dedi şakayla karışık. Linda ise Alex’in düşüncelerini okuyup sözlere dökmesine tatlı bir kahkahayla yanıt verdi. İkiz alevler birbirlerinin düşüncelerini okumak da değil, aynı yayını dinleyen bir bilinç gibi bilirlerdi ne zaman hangi veriyi işlediklerini… Bilge Kadın da tutamadı kendini ve hep birlikte gülüştüler. Linda, cebindeki yüzükleri çıkarttı. “İşte, buradalar.” dedi. O anda sanki tüm evrenler, tüm varlıklar odanın içindeydi. Bilge Kadın yüzükleri aldı ve “Ni hamae simae dumeo e ni sahida ea.” diyerek Alex’in parmağına gümüş yüzüğü taktı. İçindeki öz’ün gücünü eşine akıt.” diye ekledi. Ardından altın yüzüğü Linda’nın parmağına takarak “İçinde parlayan öz’ün ışığını tüm varoluşa bahşet.” dedi. Alex ve Linda’nın boyunlarının arkasından geniş bir ışık kanalı açıldı. Sonsuza kadar akacak ışıklar, birliğin harmonik iletişimi onların kavuşumuyla tüm evrende dalga dalga yayıldı…

Nur Gençoğlu

Etiketler

0 yorum “İki = Bir”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Nur Gençoğlu | Takip Et

Reklam

Nur Gençoğlu | Instagram

No images found!
Try some other hashtag or username

Nur Gençoğlu | Twitter

Pin It on Pinterest