Kendini Bulmanın Hikayesi: İndexi

Kuruldukları 1962 yılında ilk bir arada fotoğrafları

Celine’in Taksitle Ölümü’nde tanıdım Courtial Des Pereires’yi. Kendi hâlinde bir insandı fakat en büyük sorunu da kendi hâlinde olmasıydı. Çünkü kendisine tahammülü yoktu. İcatlar yapıyor, dergiler çıkarıyor ve bir uçan balonu her ne kadar başaramasa da uçar hâle getirmeye çalışıyordu. Tüm bu birbirinden bağımsız uğraşları aslında tek bir kapıya çıkıyordu: kendinden, kendi zihninden kurtulma isteğine. Ne kadar çok şeyle uğraşırsa, o kadar yük eksiliyordu zihninden ama bu sadece kısa bir zaman sürüyordu. Uğraşı bittikten sonra zihni yine kabus gibi çöküyordu üstüne, yine onu baştan aşağı ele geçiriyordu. Ondan bir şekilde kurtulmak için elinden geleni yapma eylemleri arasındaydı çok okumak ve daha çok öğrenmek. Bu yüzden çok şey biliyordu ve onu rahatlatacak eksilme hissi yine bu yüzden ertesi gün iki kat olarak geri geliyordu. Her şeye rağmen icatlarında, dergilerinde, icatları hakkında hazırladığı küçük kitapçıklarda son derece kararlı olsa da içten içe bir lanet taşıdığının da farkındaydı. Courtial’in kimilerine göre maymun iştahlı, kimilerine göreyse de her şeyi yapabilme kudretinin hâsıl olması kahraman Ferdinand’ın hayattaki belki de tek şansıydı. Çünkü o, Courtial’in dediği gibi, ‘’iyiydi, güzeldi fakat biçimsizdi, şekilsizdi ve babası dahi herkes onun hakkında yanılmıştı’’. Onlarca iş deneyimi sonrası tamamen bir tesadüf olarak onun gibi bir insanın yanında onun küçük icatlarının ve büyük dehasının çıraklığını yapmaya başlamasıyla günden güne değişti Ferdinand. Ve ondan öğrendiklerini, onun dehasından süzerek kendi içindeki gerçek Ferdinand’la tanıştı. Courtial, artık zihninin ona, ‘’daha fazlasını alamam, ne bir bilgiye ne de bir hayale artık boş yerim var’’ dediği anda tek çare olarak bu dünyadan kendi isteğiyle ayrıldığında ise, Ferdinand artık biçimliydi. O artık kafası karışık Ferdinand değildi. Zihnini ve zekâsını bu dünyaya sığdıramayan bir adam belki de hiç farkında olmadan Ferdinand’ı Ferdinand yapmıştı. Sayfalar arasındaki geçişlerde gözlerimi kapayınca Courtial’in yüzünü de gördüm, sesini de duydum. Bu, dünyayı değiştirmeye muktedir ama kendine yenilmiş adamın hikâyesi sona erdiğinde ben de artık bir başkasıydım.

Davorin popoviç solist olarak gruba katıldıktan sonra grubun tüm müzik hatları yerine oturdu.

Ve Taksitle Ölüm’den yıllar sonra, Üsküp’te bir sahafta adı Courtial olmayan ama geriye kalan her şeyi Courtial olan bir adamın hikâyesiyle karşılaştım. Her ne kadar ben karşılaştığımda çoktan ölmüş olsa bile gerçek bir yüzü, gerçek bir sesi vardı. Kendinden bir iz olarak bıraktığı, adları Ferdinand olmayan ama geriye kalan her şeyleri Ferdinand olanlar vardı. Saraybosna’da doğmuştu ve Saraybosna’da ölmüştü. Saraybosna’yla ve Bosna-Hersek’le sınırlı olmayan ülkesini, Saraybosna’dan değiştirmişti. Adı Esad Arnautaliç’ti.

Courtial’in hikâyesi bittikten yıllar sonra başladı Esad’ın hikâyesi. Courtial nasıl ki kendisini unutmak ve yeniden inşa etmek için imbikler arasında saatlerce oturuyorsa, Esad da notaların arasında oturuyordu. 1960 senesiydi. Yirmi bir yaşındaydı. Radyo Saraybosna’da müzik editörüydü. Yugoslavya’da insanlar mutluydu ama her mutluluğun bir noktadan sonra kaçınılmaz olarak getireceği duygu durum hâkimdi; arayışlar vardı. Tüm dünyayı yavaş yavaş etkisi altına alan Elvis Presley adında bir rüzgâr vardı. Yugoslavya’da da esen rüzgârlar vardı ama adları farklıydı. Zagreb’deki Split Festivali ve Opatija Festivali, tarzını İtalya’dan aldığı bir biçimle kurulmuştu. Şarkı sözlerinin Sırp-Hırvat dilinde yazıldığı, aslında yeni olmayan ama yeni gibi gösterilen Akdeniz soslu melodilerle süslenip, adına zabavna muzika dedikleri(popüler müzik) müzikle Yugoslav halkına sunuluyor, onlar için yeni ve modern bir eğlence kültürü oluşturuluyordu. Zagreb festivallerinin organizatörleri her sene daha çok insanı festivallere çekmek için reklam üstüne reklam yapıyorlardı. Bu reklamların teması ağırlıklı olarak Yugoslavya’nın Akdeniz kıyısında olması ve bu yeni müziğin Adriyatik’in pırıl pırıl maviliklerinden beslenmesiydi.

Esad ülkesindeki bu yeni hareketlilikten ve insanların da yeniliklere açık olmasından memnundu ama bu memnuniyetinin içinde huzursuzluk vardı. Aslında zabavna muzika öncesi Balkanların kendine has folklorik yapısından türeyen narodna muzika(halk müziği)’nın gençlik nezdinde artık sıkıcı olmaya başladığını benimseyecek kadar yenilikçiydi fakat bir yenilik olacaksa, bu kendilerine özgün tarzda olmalıydı. Mesela Yugoslavya’nın müziği tüm millete Adriyatik’in kıyılarından gelen ses ya da deniz kültüründen doğan şarkı sözleriyle lanse edilmemeliydi. Çünkü Saraybosna’da, Üsküp’te, Belgrad’da deniz yoktu. Kosova’da deniz yoktu. Adriyatik temalı şarkıların tüm ülkeyi etkisi altına alması güzeldi ve deniz olmayan yerlerde yaşayanların bu şarkıları dinlemesi de güzeldi, hatta bu şarkıları dinleyip ‘’denizli hayaller’’ de kurabilirlerdi ama her şey bunun üzerinden ilerleyemezdi. Çünkü Esad için Zagreb’in kıyıları ne kadar Yugoslavya’ysa, Saraybosna’nın dağları da o kadar Yugoslavya’ydı ve hayaller içinde bir konum edinebilmeyi hak ediyordu. Çünkü Adriyatik kadar, bu da onların bir gerçeğiydi ve ona göre insanlar ancak kendi gerçeğiyle var olurlarsa, gerçekten var olurlardı.

Bu görüşünü açıkça dile getireceği yıl 1962’ydi. Saraybosna’daki Druga Gimnazija yönetimi, bünyesindeki lise öğrencileri kendi çaplarında konserler verebilsin ve eğlenebilsinler diye spor salonunun kullanımına izin vermişti. Orada Eho61 adında bir kulüp yaratılmış ve bir enstrüman çalan neredeyse her öğrenci Eho61 adı altında performanslarını göstermişler, yine yaptıkları İtalyan soslu coverlarla eğlenmiş ve eğlendirmişlerdi.

Fakat her şey Eho61 adı altında konserler vermeyle sona ermedi çünkü bu defa İngiltere’den, adı The Shadows olan yeni bir rüzgâr esmişti ve Radyo Lüksemburg aracılığıyla Yugoslavya gençliğini de etkisi altına almıştı. Saraybosna Üniversitesi’ne kaydını yaptıran iki öğrenci Ismet Arnautaliç ve Şefko Akşamija, kayıttan hemen sonra ayaküstü konuşurlarken birbirlerinin ortak yönlerini keşfetmişler ve müzik yapmak istediklerine karar vererek hemen orada grup kurmuşlardı. Hatta bunu yaparken o kadar acele etmişlerdi ki, grup adı olarak üniversiteye kayıttan sonra ellerine tutuşturulan defterin üstüne bakmış ve orada yazan İndeks(öğrencilerin sınav notlarının yazıldığı defter) kelimesini sonuna i ekleyerek çoğul yapıp, kendilerine İndexi demişlerdi. Sonra kendilerine Corce Uzelac ve Slobodan Misaljeviç de eklenmişti ve tamam olmuşlardı. Fakat tek yaptıkları duydukları The Shadows şarkılarını tekrarlamaktan ibaretti, tıpkı Belgrad’daki ve Zagreb’deki bu şekilde gruplaşan genç müzisyenlerin yaptığı gibi. Ama İndexi, Belgrad’daki ve Zagreb’deki gruplardan şanslıydı, çünkü onların bir Esad’ı yoktu. O dönem imkânları kısıtlı Saraybosna’da stüdyoda çalışabilmelerinin tek sebebi de Ismet’in, Esad Arnautaliç’in kardeşi olmasından kaynaklıydı.

İndexi, 1977

Esad ise kardeşinin var olduğu gruba stüdyoya girmeleri için imkân veriyordu ama iyi potansiyellerinin yanı sıra kafalarının tamamen karışık olduğunu ve yaptıkları tek şeyin kötü bir taklitten ibaret olduğunu da görüyordu. O yüzden onun aklında İndexi diye bir grupla uğraşmak yoktu. O, aynı dönemde Saraybosna’da kurulan Lutalice adlı grupla ilgileniyordu. Çünkü orada Slobodan Bodo Kovaçeviç adında epey yetenekli bir solo gitarist, Fadil Redziç adında da müzik kökeni yaylı çalgılar olan bir bas gitarist vardı. Çünkü ilk kez stüdyoya girdiklerinde ve her ne kadar İtalyan tarzında da olsa kendi amatör bestelerini kaydettiklerinde, kaydı yapan Esad’tı. The Shadows’un rüzgârı o kadar kuvvetliydi ki Lutalice’yi de etkisi altına alması uzun sürmedi. Hatta o kadar etkisi altına aldı ki, Fadil ve Bodo biraz da olsa Shadows’un kayıtlarına yaklaşabilmek için Fender tarzı gitar oluşturmak istiyor ve ellerinden hiçbir şey gelmediği için de gitara, telefon kulübelerindeki telefonlardan çaldıkları kulakların manyetiklerini takıyorlardı. Esad bu durumun aşılabilecek bir şey olduğuna inanıyordu ama yine de emin olmak için Lutalice’deki bu iki yetenekli insanı, İndexi’deki iki insanla değiştirdikten hemen sonra onları karşısına almış ve şu efsane sözleri söyleyerek kendi kumarını oynadı;

‘’Biz Yugoslavya’da yaşıyoruz. Bir kültürümüz ve bir dilimiz var ve yeni bir şeyler yapalım. Ama bize özgü yapalım. Sözleri biz yazalım ve sadece bizi anlatalım. Müziği biz yapalım. Sadece bize özel, bizim kültürümüze özel olsun. ‘Roken rol’ yapalım. Ama kimsenin yapmadığı gibi, kendimizce yapalım. Ya da hiçbir şey yapmayalım. Her şeyi bırakalım. Artık bu stüdyoya ya kendi şarkılarınızı yazarak gelin ya da hiç gelmeyin’’

Sve ova godine, (tüm yıllarımız) 1974

Bir anda olmadıysa da kaybolmuş kişiliklerini Esad’ın bu konuşmasıyla beraber git gide etkisini artıran farklı yönlendirmeleriyle buldular. Buldukları gün, artık İndexi’ydiler. Belki de müzik uğruna Yugoslavya Milli Takımı’na girecek bir basketbolcu olmaktan bile vazgeçmiş Davorin Popoviç, Pauk adlı bir başka taklitçi gruptan vokal olarak davet edildi. Org çalması için Kornelija Kovaç davet edildi. Deneye yanıla, dinledikleri ve etkilendikleri müziğin etkisini, kendi tarzlarını kullanmayı her gün yavaş yavaş öğrenerek amatör birkaç tekli yayınladılar. Dikkat çekmeye başladılar. 1967’de Opatija’daki festivalde sahne alan ilk rock grubu oldular. Gözleri üstlerine çevirmeyi başardılar çünkü artık tamamen kendileriydiler. Kendileri yetemedikleri yerde şairlerden destek aldılar. Şair Maja Perfeljeva’nın yazdığı ‘’Sanjam’’ ve ‘’Da sam ja netka’’ ile radyolarda bir anda en çok dinlenen isim oldular. Önce Yugoslavya’nın, sonra da Bosna-Hersek’in en büyük organizatörlerinden, müzisyenlerinden ve müzik yazarlarından biri olan Zelemir Altaras Çiçak’ın yazdığı ve girişinde de şiir olarak okuduğu ‘’Negdje Na Kraju u zatişyu’’ şarkısıyla dünyada rock’n roll adı altında daha önce yapılmamış bir şeyi ilk yapan oldular. Sonrasında grubun ve her bir üyesinin büyük gelgitlerden geçtiğini anlatır nitelikte ve özgünlüğünü artık ortaya çıkarmak için tamamen Esad’ın yardımıyla Plimu(gelgit) şarkısını kaydettiler. Ve birçok iş yaptıkları 1972 senesinde albüm kapağından, şarkı tasarımına kadar en ince ayrıntısına kadar özen gösterdikleri ve özgünlüğüne dikkat ettikleri İndexi albümünü yayınladılar. Onlarca konser, onlarca hikâye sığdırdıkları 40 yıllık müzik hayatlarının gerisinde sadece 3 albüm ve onlarca single değil, aynı zamanda 70’li yıllarda ve 80’li yıllarda özgün bir şekilde kurulan birçok önemli gruba da ilham oldular.

Rock’n roll’un doğduğu ülke dışında, o alt yapıyı kullanarak sadece kendi özgünlükleriyle müzik yapan ve Üsküp’ten Lübliyana’ya kadar tüm Yugoslav halkına kendi kültürlerini, yeni bir ses aracılığıyla hissettiren ilk ülke oldular ve bugün, rock’n roll’un yaratıcısı gruplarla aynı konumda gösteriliyorlar. Hatta bugün, o topraklarda The Shadows veya Beatles adını hiç duymamış insanlar bile İndexi’nin adını biliyor ve onda kendilerinden bir şeyler buluyorlar.

40 yılda İndexi’de çalmış onlarca müzisyenin tamamı, bugün Bosna-Hersek’te büyük müzisyenler olarak anılıyor.

Esad Arnautaliç; Radojka Şverko, Dragan Stojniç, Kemal Monteno, Dino Merlin, Zdravko Çoliç gibi bugün önce Yugoslavya’nın, sonra da Bosna-Hersek’in en büyük müzisyenlerinin bir yerde yol göstericisi olmuş, bazılarının şarkılarının bestesini yapmıştır.

Müziğin en hareketli olduğu ve daha da çok gelişebilecekleri yıllarda savaş, hepsini tutup da bir karanlığın içine fırlatmasaydı ve hepsini bir anda hayatta kalma mücadelesi vermek zorunda olan insanlara dönüştürmeseydi bugün belki de çok daha farklı şeyler yapmış olacaklardı.

Courtial Des Pereires imbiklerinin başından kalktı ve kendi defterini kapattı, bir başka deftere yol çizerek. Esad Arnautaliç ise 1967 yılında Sezonun Hit’i adında bir festival düzenledi ve amatör olanın da kıymetli olduğunu, Saraybosna’da da çok farklı şeyler yapılabileceğini göstermek istedi. Sadece Adriyatik’ten değil, dağlardan, iç içe geçmiş yaşamlardan, iç içe geçmişliğin getirdiği harmoniden ibaret olduklarını gösterdi ve Yugoslavya’yı Yugoslavyalılarla gerçek manada tanıştırdı ve müzikle buluşturdu. Yugoslavya çok sonra artık fiilen ölmüş olsa bile İndexi ve peşinden gelen tüm Bosnalı müzisyenler, Yugoslav olarak kaldılar. O şarkıları yıllar sonra bile dinleyen herkes bir şekilde kendi özünü hayallerde de olsa Yugoslavya’da buldu. O ise savaştan sonra sadece çocuklara yöneldi ve Saraybosna’da çocuk korosunun şefliğini yaptı.

‘’Tanınmaya ihtiyacım yok çünkü sadece günlük işimi yaptım’’ dedi.

Her şey Saraybosna’da başladı çünkü Belgrad’da Sırplar vardı, Zagreb’de Hırvatlar, Üsküp’te Makedonlar ve Kosova’da Arnavutlar. Fakat Bosna’da herkes vardı. Çan sesi ezan sesine Bosna’da karışırdı. 5 milleti içinde barındıran Yugoslavya’nın, 5 milletin de bir arada yaşadığı tek yer Bosna’ydı. Yugoslavya, Bosna’ydı ve Yugoslavya’nın roken rol’u, zabavnası, narodası Bosna’da birleşti ve Yugoslavya’nın müziği doğdu.

Esad Arnautaliç Saraybosna’da evinin 100 metre ilerisinde belediye tarafından sadece adının verildiği bir oturma bankının üstünde belki de birisi İndexi’yi dinlerken öldü.

Öldüğünde nota defteri açıktı.

Alpcan Candan

Etiketler

0 yorum “Kendini Bulmanın Hikayesi: İndexi”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest