Mozart; Ölümlü Tanrı

Tüm karmaşanın içinde hislerimi uçlara çarpa çarpa bulduğu denge… Her ritmin dalgasında dinen ruhum… Boğulmamak için çırpınan sanrılarımın yükselişi… Mozart’ın yanlış zamana tutsak ölümün çığlıklarının son fısıltıları ve Lacrimosa’nın beni yakarak sönüşü… Ancak bir cenaze kaldırır ruhumu oturduğum koltuktan, ancak bir ağıt yıkar günahlarımı zihnimin karanlığından. Son dansını bitirmeden son tören, onu bırakıp sessizliğe susayamam.

Üç yaşında piyano çalan ve beş yaşında beste yapmaya başlayan bir çocuk. Klasik müziğin Tanrısı ondan başka kim olabilir? Wolfgang Amadeus Mozart… Gece yarısı onunla kendi kendime ihanet eder, ezgilerinin her kehanetine sadakat gösteririm. Sonra aklımın köşesinden bilgiler kemirmeye başlar nöronlarımı. Aşkı ilk keşfettiği zamanı hatırlarım. Aloysia Weber’in hayaleti dolaşır odamda. Hemen sonra vazgeçişler damla damla yağar göz pınarlarıma, kemanlara düşman olup Konçertoyu besteler geçmiş zamanım. Constanze tutar ritmin bir ucundan… Neden sonra bir yalnızlık kasvetle iner sokak lambasının söndüğü noktaya ve kayıp mezarını hatırlarım. Bu en kötüsü olur hep ve bildirir bana bir ferman gibi ‘’Şöhret, kaybolmak içindir. ‘’

Mozart her bestesiyle ben de ayrı bir yere sahip bir sanatçı olsa da Requiem’i hiçbir esere değişemem. O başladığı anda zaman benim için durur, başka bir boyuta saklanırım. Bambaşka bir hisse, daha önce hiç hissetmediğim ölüme ve sonsuzluğa yakın o hisse saklanırım. Pişmanlık, çığlıklarıyla tırmalar anılarımı. Tanrı’nın yargısına sığınırım. Sonsuz merhamet ve keskin acı ceza mı ruhuma? Yoksa arınmak için bir şans mı dünyaya ait insanlığın karanlığından?

Dies Irae yangına susayan vahşetiyle tüylerimi ürpertirken Rex Tremendae sınırsız güzellikleri sunar, umudu serer gözbebeklerimin siyahının önünde.

1791’de kimliği belirsiz bir haberci Mozart’a isimsiz bir mektup bıraktı. Mektupta yüksek bir ücret karşılığında Ölüm İlahisi bestelemesi isteniyordu. Her ne kadar istemese de yaşadığı maddi sıkıntılar Mozart’ı bu teklifi kabul etmeye mecbur kıldı. Mozart bu isimsiz yabancıyı hiç araştırmadı. Bir süre sonra yaşadığı rahatsızlıklar ve ölüm düşünceleri sebebiyle gelen kişinin özel biri olduğunu, aslında ona mesaj vermek için geldiğini düşünmeye başladı. Bir gün eşi Constanze’ye yakında öleceğini söylemişti ve bu yas müziğini kendi cenazesi için bestelemesi gerektiğine emindi. Mozart Requiem’i tamamlayabilmek için zamanla ölesiye savaştı… Sihirli Flüt’ü tamamladıktan sonra iyice zayıf düşmüştü. Sifilis hastalığı bir yandan, karanlık ölüm düşünceleri bir yandan onu sıkıştırıp tüketiyordu. Bu nedenle Ölüm İlahisine öğrencisi Süssmayer ile birlikte çalışmaya devam etti. 1791’in 4 Aralık günü henüz otuz beş yaşındayken ölüm onu bulmuştu ancak eser hala bitmemişti. Mozart son nefesini Lacrimosa’nın dokuzuncu mezüründe bırakmıştı.

Yaşamın sonuna yakılan bir ağıttan daha fazlasıydı Requiem. Ölümsüz bir sanatçının tüm gerçekliğini, benliğindeki tüm sancıları sonsuz Tanrı’nın affına bıraktığı bir eser… Mozart tükenen nefeslerinin hüznü ve cennetin huzuru arasında sıkışıp kalan bir ruhtu sanki. İsa’ya minnetle tüm kötülüğe rağmen iyi kalmanın adaletli inancındaydı.

Mozart her ne kadar kendi cenaze töreni için bestelese de bu Requiem onun cenaze töreninde çalınmamıştır.

Mozart’ın ölümünden sonra ise eseri Kont Walsegg’in genç yaşta ölen karısı için ısmarladığı ortaya çıkmıştır.

Mozart’ın saygıdeğer anısına;
Requiem aeternam dona ets, domine

Sonsuz huzur ver O’na Tanrım…

Nur Gençoğlu

Etiketler

0 yorum “Mozart; Ölümlü Tanrı”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest