Müzeler Viking imgesini neden hâlâ yaşatıyor?

Danimarka, İsveç ve Norveç'teki ulusal müzeler Vikingleri sakallı, kılıçlı savaşçılar olarak sergilemeye devam ediyor. Peki gerçek Viking toplumu bu popüler imgeden ne kadar farklıydı?

0
İsveç Tarih Müzesi. Fotoğraf: Erik Lernestål
Fotoğraf: Erik Lernestål, İsveç Tarih Müzesi/SHM (CK BY 4.0)

Danimarka, İsveç ve Norveç’teki ulusal müzeler, Vikingleri sakallı savaşçılar olarak sunmaya devam ediyor; oysa arkeolojik bulgular çok daha karmaşık bir toplumsal yapıya işaret ediyor.

İskandinavya’ya giden hemen hemen her ziyaretçi, er ya da geç bir Viking sergisiyle karşılaşıyor. Bölgede bu konuda seçenek hiç eksik değil.

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’daki Ulusal Tarih Müzesi, kalıcı ve kapsamlı bir Viking sergisine ev sahipliği yapıyor. Stockholm’deki İsveç Tarih Müzesi ise dünyanın en büyük Viking Çağı sergisini barındırdığını duyuruyor. Oslo’da 2027’de kapılarını açması planlanan yeni Norveç Viking Çağı Müzesi de kendisini dünyanın önde gelen Viking müzesi olarak konumlandırıyor. Bu süreçte, Kültür Tarihi Müzesi’nde geçici bir sergi, dönemin öne çıkan arkeolojik buluntularını ziyaretçilerle buluşturuyor.

Elbette İskandinav ulusal müzeleri, yerli ve yabancı ziyaretçilerin Vikingler hakkında hikâyeler dinlemek için gelmesini bekliyor. Ancak müzelerin Viking konusundaki bu ısrarı yalnızca talebi karşılama isteğinden kaynaklanmıyor. Ulusal müzeler, tarihi ulusal kimlik anlatısını şekillendirmek için kullanıyor ve Vikingler de çoğu zaman güncel değerleri ve ihtiyaçları yansıtacak biçimde yeniden yorumlanıyor.

"Lofore" viking gemisi ve daha küçük "femkeiping". Her iki yeniden yapılanma da Gokstad'ın keşfinden kaynaklanan kazılara dayanıyor. Fotoğraf: Geir Are Johansen/Wikipedia
"Lofore" viking gemisi ve daha küçük "femkeiping". Her iki yeniden yapılanma da Gokstad'ın keşfinden kaynaklanan kazılara dayanıyor. Fotoğraf: Geir Are Johansen/Wikipedia

Ulusal kimlik inşasında Viking mirası

1800’lü yıllarda ulusal projelerin gözde olduğu dönemde, Viking Çağı İskandinavya’da ulusal kimliğin inşasında kilit bir unsur haline geldi. O tarihten bu yana Vikingler, dünya çapında tanınan simgelere dönüştü. Toplumsal hayal gücünde Viking imgesi; iri yapılı, geniş omuzlu, kılıç kuşanan, bazen modern bir fade saç kesimine ya da bol dövmeye sahip bir erkek figürüne indirgeniyor. Oysa bu tablo büyük ölçüde kurgusal.

İskandinav ulusal müzelerindeki uzmanlar, Vikinglerin aslında hiç de tek tip erkek savaşçılardan oluşan bir toplum olmadığını, tam tersine son derece çeşitli bir yapıya sahip olduğunu biliyor. Buna rağmen erkek Viking savaşçı imgesi, ziyaretçi çekmeye devam ederken adeta galerilerde huzursuz bir hayalet gibi dolaşmaya da devam ediyor.

İncelenen üç sergide de erkek Viking; savaşçı, denizci ve tüccar kimlikleriyle öne çıkıyor. Aynı zamanda toprakla uğraşan bir çiftçi olarak da resmedildiği oluyor. Tarıma dayalı bu tasvirler konuya derinlik katsa da, sergi küratörlüğü genellikle daha popüler olan savaşçı imgesini ön plana çıkarmayı tercih ediyor.

Bu eğilime dair bir ipucu İsveç sergisinde görülüyor. Sergide, özgür erkek ve kadınların çoğunun silah sahibi olduğu ama yalnızca küçük bir kesimin kendisini gerçekten savaşçı olarak gördüğü belirtiliyor. Buna karşın sergiler, gemileri, kılıçları, ticaret ve seyahate dair objeleri vitrinlerin merkezine yerleştirmeyi sürdürüyor.

Kopenhag’daki Ulusal Müze’de ziyaretçiler, “bin yıldan daha eski, savaşçı kültürüyle ve Odin, Thor ile Freyja tanrılarıyla şekillenmiş bir dünyayı” keşfedecekleri bir sergiyle karşılanıyor. Burada gerçek tarih ile İskandinav mitolojisine, savaşçılara ve tanrılara dair beklenen fantastik anlatı iç içe geçiyor.

Kadın Vikingler tasvirinde de benzer bir gerilim var

Küratörlerin, ziyaretçilere beklediklerini sunmakla gerçek tarihi aktarmak arasında bir gerilim yaşadığı anlaşılıyor. Bu gerilimin görüldüğü bir başka alan da kadın Vikinglerin sergilenme biçimi. Müzeler, erkek egemen Viking Çağı tablosuna kadınları dahil etmeye çalışsa da, kadınların gündelik yaşamına ve toplumsal ya da kültürel etkilerine dair anlatılar oldukça sınırlı kalıyor.

Viking Çağı kadınlarını yalnızca asil hanımlar ya da kalkan taşıyan kadın savaşçılar gibi istisnai figürler üzerinden gösterme eğilimi, sıradan kadınların görünmez kalmasına yol açıyor. Bunun dışında kalan temsiller ise genellikle klasik toplumsal cinsiyet kalıplarına sadık kalarak kadınların ev içindeki rollerine ve giyim kuşamlarına odaklanıyor. Danimarka sergisindeki bir örnek bunu açıkça gösteriyor: Sergide, “misafirleri evin hanımı karşılardı; her şeyin sorunsuz geçmesini o sağlardı. Kadınlar çiftliğin işletilmesinde etkin rol oynar, ayrıca uzun yolculuklara da çıkardı” ifadesi yer alıyor. Bir başka pano açıklamasında ise varlıklı ve soylu kadınların mezarlarında bulunan takı ve eşyaların, bu kadınların üstlendiği karmaşık rollere işaret ettiği belirtiliyor.

Viking Çağı

Ulus inşası anlatısı sergileri şekillendiriyor

Küratörlük anlayışını belirleyen bir başka unsur da İskandinavya’nın ulusal kuruluş anlatıları. Viking Çağı’nın, ulusların ve kültürlerin doğuşunda belirleyici bir dönem olduğu fikri, incelenen üç sergide de farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Bu anlatıya göre İskandinavya, bu dönemde dağınık ve merkezsiz pagan kabilelerden, birleşik ve Hristiyan krallıklara dönüştü. Günümüzde İskandinavlar bu anlatıya ne ölçüde sahip çıktıkları konusunda birbirinden farklı tutumlar sergiliyor. Yine de bu anlatı, dönemin tarihinin aktarılma biçimine gölgesini düşürmeye devam ediyor.

Danimarka’da tarih, ulusal kimlikle iç içe geçmiş durumda. Bu durumu güçlendiren unsurlardan biri, Danimarka’nın ulus inşası efsanelerinden Harald Bluetooth anlatısı. Sweyn Forkbeard’ın babası, Büyük Canute’un ise dedesi olan Bluetooth’un, rahip Poppo’nun elini yakmadan kor ateş taşıdığı mucizeye tanık olduktan sonra Hristiyanlığa geçtiği anlatılıyor.

Çeşitli araştırmacılar, 1980’lerden bu yana Viking Çağı’nın güncel siyasi ve toplumsal ihtiyaçlara uygun anlatılar üretmek için kullanıldığını gözlemliyor. Örneğin bazı anlatılar, İskandinavlar ile Müslümanlar arasında geçmişte yaşandığı öne sürülen başarılı kültürel etkileşimlere işaret eden arkeolojik bulguları öne çıkararak bu iki toplum arasındaki tarihsel bağlara vurgu yapıyor. Bu yaklaşımın arkasında, İsveç ve Norveç’te Viking Çağı’nın zaman zaman Müslümanlara karşı milliyetçi bir söyleme alet edilmesine bir karşı denge oluşturma isteği bulunuyor.

Tüm bu örnekler, bir müze sergisi hazırlamanın; toplumsal hayal gücüne kök salmış geleneksel anlatılarla geçmişe dair doğru temsiller sunmak arasında hassas bir denge kurmayı gerektirdiğini gösteriyor. Yine de İskandinav ulusal müzelerinin Vikinglere olan bu tutkusu, aslında geçmişe dair Viking dünyasının bilinen gerçekliğinden çok, günümüz toplumunun mevcut durumuyla ilgili bir şey söylüyor olabilir.

Önceki içerikPantera, İstanbul’da yılın en sert gecesine imza attı
Sonraki içerikGrup Vitamin, “Hoop Cumburlop” ile geri döndü
Abone Olun
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler