“Parça Parça” Parça… 4 Kadın ve Koca Bir Dünya.

"Bence sergiyi; kadın üretimleri arasında özel kılan şey, sadece bu dört kadının serginin başından sonuna kadar omuz omuza çalışmış olmasından ziyade; anlatım dilinin çok sakin olması."

0

“Her bir ‘parça’ sizsiniz. Bu parçalar, sergi alanının çatısı altında birleşiyor ve 4 kadının aynı masaya oturup fikirlerini paylaşarak kurguladıkları o yere, siz de ortak oluyorsunuz.”

Gördüğümüz bazı zarif işler için; genel bir sözle “Kadın eli değmiş gibi.” deriz. Kadın eli, erkek eli, birinin eli, bir grubun eli, sanatçıların eli değen pek çok sergimiz var. Her ne kadar Merdiven Art Space’deki “Parça Parça” sergisinin deneyimini böyle genel bir sözün sınırları içine sıkıştırmak istemesem de sanırım gördüğümüz işlerdeki narinlik ve inceliği başka bir deyimle betimlemeye çalışmak yerinde olmazdı.

Feminist pratik ile gelişen bu sergide; Neriman Polat, sadece üç kadın sanatçının, sergi duvarlarına ellerinin değmesini değil, bu kadınların belki de sergi fikirlerinin ilk çıktığı masadan, 7 Mayıs’daki sergi açılışındaki gülümsemelere dek, tüm duvarlara, tüm izleyenlere fikirlerinin değeceği bir pratik kurgulamış. Böylece mesele, kadın ellerinden tüm insanlara dokunacak fikirlere ulaşmış.

İlişkiler, parçalar, saplantılar ve tekrarlar etrafında gelişen işler; serginin sanatçıları Defne Parman, Doğa Çal ve Hilal Balcı’nın parça parça birbirlerini tamamlamaları değil; Neriman Polat’ın da dokunuşuyla tüm parçaların birbirlerini tamamladığı bir söyleme dönüşüyor.

Merdiven Art Space’in alt katında; genel olarak sanatçıların mekanla ve kendileriyle bağlarını görmek mümkün. Ki; alanın kürasyonu ‘ev’ dokusu veren sarının farklı tonlarıyla düzenlenmiş. Hilal Balcı sayesinde, ‘sarı bez’ den; Doğa Çal’ın dağılmış zihin ve mekan ilişkisini gösteren videolarından, Defne Parman’ın ‘pansuman’ ın ‘iyileştirme’ çağrışımına kadar, aslında hepimizin gündelik hayatına yerleşmiş olan belli objelerin metaforlara dönüşmesini görüyoruz. Ve ortaya, izleyici için; sanatçıların zihinlerinde dönen kavramlar üzerine hassas bir sorgulama çıkıyor.

Serginin üst katında ise; bu sorgulama, jenerasyonların kalıtsal ögelerinden başlayarak dayanışma üzerine devam ediyor.

Bence sergiyi; kadın üretimleri arasında özel kılan şey, sadece bu dört kadının serginin başından sonuna kadar omuz omuza çalışmış olmasından ziyade; anlatım dilinin çok sakin olması. Toplumsal baskılar, belli roller, kadın olmak, meselesi ‘insan olmak’ meselesine dönmüş. Sergiyi dört kadının oluşturduğunu biliyorsunuz, onları dinlediğinizde kulak veriyor, aynı toplumda yaşamanın verdiği hisle benzer yaraları paylaşıyorsunuz. Ama kimse bunu bağırmıyor. ‘Haklı çıkma’ kaygısından ziyade, kucaklamayı tercih etmişler gibi çünkü anlaşılmaktan daha derin bir mesele var. Kimsenin sesi, birbirini ezen veya isyan eden bir yerden çıkmıyor. Her şey çok sakin, rahatsız edici değil, kucaklayıcı. Serginin alt katında kullanılan renklerde, mekan ve aidiyet temasını veren unsurlara, Doğa Çal’ın “Annem, Ben, Ananem” videosunda gülümseyen üç güzel kadına kadar; biliyorsunuz ki sanatçıların bir derdi var ve üretmişler ama bu dertler/bu rahatsızlık sizi ayrıştırmıyor da, ‘buyrun, bakın, aynı dertlerde sarılıyoruz’ diyorlar. Aynı dertlere sahip olmanın bir aidiyeti olduğunu hissettiriyorlar.

Bu sebeple, inanıyorum ki; “Parça Parça” sergisindeki her bir parça; sanatçılar, küratör, izleyicileri. Herkes. Bu parçalar, sergi alanının çatısı altında birleşiyor ve 4 kadının aynı masaya oturup fikirlerini paylaşarak kurguladıkları o yere, siz de ortak oluyorsunuz.

8 Haziran Cumartesi gününe kadar izlenecek olan sergi, Merdiven Art Space’de izleyicilerini, kendi bakışlarıyla eserlere ortak olmak için bekliyor olacak.

Önceki İçerikEntelektüel Bir Yönetmenin “Sinemada Ulusal Tavrı”
Sonraki İçerikGüneş Özgeç’ten “Kertenkele Kraliçe’nin Zamansız Masalları”
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments