Bir Muz sergilemek, onu milyon dolara satmak ve onu sanat adına afiyetle yemek

Uzun bir aradan sonra herkese tekrar merhabalar. Geçen ay yaşamakta olduğum Adalar ilçesinde yaşanan bir takım siyasi sorunlardan ötürü mecburi olarak makalemi bir türlü kaleme alacak fırsat bulamadım. Bir yandan Ada Dostları Derneği’nde yönetim kurulunda Genel Sekreterlik görevini yürütmekteyim ve Adalar’da yaşanan bir takım siyasi sorunlardan ötürü düzenlediğimiz acil toplantılardan dolayı boş vaktim olmadı.

Aslında geçen ayki makalemde sizlere yine Gergedan Dergisi’nde Andre Breton ile yapılan bir başka röportajı paylaşacaktım, ancak Uluslararası Sanat Camiasında beklenmedik şekilde gelişen “Muz Fiyaskosu”ndan ötürü makalenin konusunu değiştirmeyi planlamış ve bu yaşanan Muz Fiyaskosu hakkında ciddi bir eleştirel makale kaleme almanın hazırlıklarını yürütüyordum. Ancak yukarıda anlattığım sebeplerden ötürü bu fırsatı bir türlü bulamadım.

Bu ay sizlerle geçen ay hazırlıklarını yürüttüğüm bu makaleyi paylaşıyorum.

Malum sizlerin de bildiği gibi geçen ay Art Basel’de bir fiyasko yaşandı. Ve bu fiyasko, maalesef sanatın getirildiği üzücü noktayı, uluslararası çapta gözler önüne serdi.

Aşağıda detaylıca anlatacağım şekilde önceden “sansasyon” yaratmak adına planlanmış bir kurgu dahilinde, manavdan alınmış bir Muz, sanat adına Art Basel’de sergilendi, ve nasıl olduysa milyon dolara ışık hızıyla (!) alıcı buldu, ve yine rastlantı bu ya (!), bu alıcı beyefendinin, bir performans sanatçısı olduğu anlaşıldı, ve bu sanatçı bey, bu muzu sergi salonunun orta yerinde “sanat adına” afiyetle yedi ! Önce kendisine “afiyet olsun” dileklerimi bir sanatçı olarak bu platformdan iletiyorum.

Hikayeyi önce biraz açarak anlatalım; Art Basel’de bağımsız bir galeri olarak kurumlarını temsilen Perrotin Gallery, bizim önceden planlandığını anladığımız bir şekilde Cattelan adlı bir Kavramsal Sanaçıya yer vermek ister. Cattelan ise kendisine ayrılan alanda bir adet Muz sergiler. Perrotin Gallery, her nasılsa (!) bu sergilenen Muza 120.000 Dolar değer biçer. (Sanat camiasıyla ciddi şekilde iç içe olan kişiler, bir galerinin, bir esere adeta ışık hızıyla bu kadar yüksek değer biçmesinin çok nadir, neredeyse hiç eşine rastlanmayacak bir olay olduğunu iyi bilirler.) Bu muz bir seloteyp ile sergi alanının galeriye ayrılmış panosuna yapıştırılır. Ve her nasılsa (!) bir Performans sanatçısı olan David Datuna tarafından satın alınır, ve ardından Datuna tarafından “sanat adına” afiyetle yenir !

Şimdi gelelim perde arkasına ve hikayenin nasıllarına…

Perrotin Gallery’nin sahibi, Muzu sergileten sanatçı Cattelan ile çocukluk arkadaşıdır, ve Cattelan, Perrotin Gallery’de sergilenecek eserlerin elemelerini yapan kurula üyedir. Aynı zamanda Cattelan ile Datuna da yakın birer dostturlar. Şimdi kafalardaki soru işaretleri ve eksik kalan puzzle parçaları biraz olsun birleşmeye başlamıştır sanırım…

Sonuçta önceden planlanmış bir şekilde sırf “Sansasyon” yaratmak adına bu muzun 120.000 dolara satılması için alıcıyla bile önceden anlaşılmış, ve bu alıcının dostları olan bir performans sanatçısı olması planlanmış, ve bu performans sanatçısına bu muz yine bir “şov” yaratılarak afiyetle yedirilmiş. Bu planı yapan 3 tarafta bu işten kazançlı çıkıyor ve hem galeri hem de plana dahil olan her iki sanatçı da bu yaratılan sansasyondan prim yaparak çıkıyor. Fakat bu yöntemle dünya genelinde emeğini ortaya koyarak var olmaya gayret eden binlerce samimi sanatçıya ciddi şekilde haksızlık edilmiş oluyor, onların emekleri yerlerde çiğneniyor ve Sanat ile birlikte yüzyıllardır var olan estetik değerler ve akademik sanat anlayışı ayaklar altına alınıyor.

Vienna School of Fantastic-Realism ekolünün öncü sanatçılarından Viyanalı değerli dostum, duayen sanatçı Otto Rapp ile geçenlerde bu konuda bir sohbetimiz gerçekleşmişti, ve ondan bu konuda trajikomik bilgiler aldım…

Bu bilgiler ışığında şimdi o muzu sergilemenin gerçek maliyetini bir inceleyelim:

– Muz: 0.40 Euro (1 Euro’dan bile düşük)
– Seloteyp: 2 Euro

– Etiket: 0.80 Euro (1 Euro’dan bile düşük)
– Esere biçilen değer: 120.000 Dolar

(Yani burada Galeri ve her iki sanatçı da 1 koyup 3 alıyor.)

Daha önce Sanat Galerilerini eleştirdiğim makalem ile bu makale belirli bir noktada birleşiyor ve Sanat Galerilerini idare eden patronların, galeri yöneticilerinin ve onların sanatsal konseptlerini belirleyen küratörlerin tekelinde olan bu Piramit sistemde en alt basamağa yerleştirilen Sanatçılar, her bakımdan bu sistemin ezileni, sömürüleni, hakkı yeneni olarak bu sistemin adeta dışına itiliyor. Bu söz konusu Piramit sistemde kendilerini en üst basamakta konumlandıran Galeri Patronları, eksik sanatsal bilgileri, eksik akademik repertuvarları ile her konuda kendilerini yegane otorite olarak ilan ediyorlar. Galeri sahibi olan bir kişi, kendisini her şeyin üstünde görebiliyor. Galerilerin şu an ülkemizde gelirlerinin devlet tarafından nasıl vergilendirildiği bile karanlık olan, kimse tarafından emin olunamayan bir konu olduğunu da ayrıca belirtelim.

Bu tür “Muz” tipi olaylar, Sanat camiasında yıllardır tekrarlanan olaylardır. Bir çöp kutusunun, dışkılı bir yırtık pantalonun, bir trafik sinyal cihazının daha önce tıpkı bu Muz gibi sergilendiğini de ayrıca ekleyelim. Bu türden eserlerin daha ziyade bir kara para aklama yöntemi olarak Sanat galerilerinde kullanıldığı, camiamız içinde bilinen bir konudur. Akçeli ihalelerden gelen paraların, çeşitli Naylon şirketlerden elde edilen paraların, arazi mafyalarının karanlık gelirlerinin, “Sponsorluk” adıyla bir takım Galeriler üzerinden aklanması, ve bunun için bu tür “Sansasyonel” şovların mühendisliğinin Galeri Patronları ve Küratörlerin işbirliğiyle teminat altına alınmasıdır. Bu çarka bir şekilde dahil edilen sanatçılar ise, kendilerini bir daha bu sistemden kurtaramamakta, ve kendilerine her denileni yapmak zorunda olan birer “işçi” konumunu hayatlarının sonuna kadar yaşamak durumunda bırakılmaktadırlar. O sebeple de benim gibi bu istemi eleştiren çok az sayıda sanatçı bulunmaktadır.

Bu söz konusu çarpık sistemde parayı elinde tutan sponsorlar, Kalantor Sanat Galerisi patronları, ve kendilerini “her şey” ilan eden küratörler bir tür Üçlü Oligarşi (Triumvirate) kurmuşlar, ve sistemden her türlü akademik otorite, yılların duayeni olan sanatçılar, değerli hocalar, emeğiyle varolan sanatçılar dışlanmışlardır. Bu kulvar, artık parası olanın düdüğü çaldığı, koltuk sahibi Galeri patronlarının birbirlerini avladıkları bir köpekbalığı sofrasına dönüşmüştür. Bu sofrada sanata ve sanatçıya yer yoktur.

Parası vardır, Galeri sahibi olarak koltuğu da vardır, ipek fularını da boynuna dolamıştır, saçına da briantin sürmüştür, kruvaze takım elbisesini de giymiş, altın kaplama Rolex saatini de koluna takmıştır, purosunu da yakmıştır, artık her dediği eksiksiz yerine getirilecektir. Nice sanatçıları ekonomik yönden tokatlayacak, muzvari sansasyonel sergilerden topladığı paracıklarla güneyde sevgilisiyle nice mavi tur seyahatlerine çıkacaktır. Nasıl olsa “keriz” olarak gördüğü nice genç sanatçılar onun galerisine saf duygularla gelecek ve ağa düşecektir. Büyük umutlarla sergi açacak, 8000 TL gibi ön katılım ücretleri ödeyecek, ve karşılığında galeriden hiçbir hizmet dahi alamayacaktır.

Bir Muz koyarım, anında tutar, nasıl olsa dışkı koysam tutar” mantığı ile nice sergiler, nice şovlar düzenlenecek sponsorlardan gelen paralar “çatır çatır” harcanacak, sanat adına her türlü şaklabanlık, “Sansasyon” adına düzenlenecek ve bu yolla tıpkı Andy Warhol’un vurguladığı gibi “Gelecekte herkes, 10 dakikalığına meşhur olacaktır”

Bu sistemde “parlatılmak” mı istiyorsunuz? Boşuna zaman kaybetmeyin, hemen hobi odanızdaki Retro eşyalara bir göz atın, büyükçe ve canlı renklerdeki bir tane parçayı alarak, bir bölümünü kabaca bir yağlı boyayla boyayın. Sonra bunun yakın plan fotoğrafını çekip galerileri gezin, bir Kavramsal Sanatçı olduğunuzu söyleyin, ve konuşmanızda sık sık Fransızca terimler kullanın. (Diksiyona dikkat, damaktan söylenen R harfini iyi telaffuz etmezseniz inandırıcı olmaz.) Bakın anında nasıl teklifler alıyorsunuz… İşte maalesef Sanat bu noktalara getirilmiştir.

O muzu alkışlayanlar, o muzu bir “sanatsal başarı” olarak görenler, temelde bu çarpık sistemde benzer yöntemleri kullanarak yıllardır var olmaya devam eden kişilerdir. Onlar bu muzu alkışlamaktadırlar, çünkü alkışladıkları muz, kendilerinin gelecekte var olmaya devam etmesinin bir teminatıdır.

Aferin… O muzu yediniz, şimdi midede sindirme zamanı..

O Muz, bütün sanat camiasına “Afiyet” Olsun !

(Dipnot: Makaleye özenle seçip eklediğim fotoğraflar, şahsen tanıdığım, ve hepsi birer yetenekli Surrealist sanatçılar olan dostlarımın konuya duydukları tepki sebebiyle yaptıkları protesto çalışmalarının fotoğraflarıdır.)

Can Emed

Etiketler

0 yorum “Bir Muz sergilemek, onu milyon dolara satmak ve onu sanat adına afiyetle yemek”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest