Çağlar Tavşanoğlu: “Ruhumuz hazır yemekle beslenmeye başladı”

Yıllardır müzik sektöründe temsil ettiği sanatçılarla tanıdığımız, Doğa için Çal12’de de sesiyle projeye katkı sağlayan Çağlar Tavşanoğlu ile müzik sektörü, müzik sektörüne dahil oluşu, menajerlik mesleği, edebi çalışmaları ve gelecek planlarıyla ilgili konuştuk.

– Her hayatın bir hikayesi vardır. Müziğe ilginiz nasıl başladı? Müzisyen olarak başladığınız kariyeriniz nasıl menajerliğe evrildi?

Çağlar Tavşanoğlu: 1990’larda ve 2000’lerin başında müzisyendim. Müziğe ilgim çok küçük yaşlarda başladı. Dire Straits, Metallica, Supertramp gibi grupların kasetlerinin evde var olması en büyük şansımdı sanırım. Sonrasında yastıklar ve leğenlerle evde davul çalmaya, ince ince gitar öğrenmeyle devam etti. Ergenliğim ise sinema, Rock müzik ve edebiyat ile yaşayan arkadaşlar ile geçti. Kendimizi Rockstar sanan bir arkadaş grubuyduk. Bu, müziğe iyice bağlamıştı o yıllarda beni. Uzun zaman davul çaldıktan sonra gitar/vokal olarak sahne yaşantıma devam ettim. Birçok Rock barda sahne aldım. Ama aslında her zaman işin mutfağı daha çok ilgimi çekiyordu. Bir şeyleri yaratmak, var etmek ve sonrasında izlemenin, sahnede olmaktan daha fazla heyecanlandıracağını düşünüyordum beni. Bu sebeple müziği bırakıp menajer olmaya karar verdim ve o dönemin önemli menajerlerinden olan Önder Bilge’nin ( Duman, Kargo vb. isimlerin menajeri ve NR1’da üst düzey yöneticiydi) elimden tutması ile menajerlik kariyerim başlamış oldu. 15 yıldır da aynı heyecanla mesleğimi icra etmeye devam ediyorum.

– İnsan hayatında bir diğer önemli husus da kırılma anları… Her yolculuğun bir kırılma anı vardır. Menajerlik kariyerinizde bir kırılma anı var mı? Varsa bizlere anlatır mısınız?

Ç.T.: Menajerlik kariyerimin spesifik olarak bir kırılma anı olduğunu düşünmesem de kariyerimin yönünü büyük ölçüde etkileyen zamanlar elbette olmuştu. İlk aklıma gelen Kurban’ın menajerliğini aldığım dönem. Kurban ile birlikte birçok güzel işe imza attık ve o zamandan sonra menajerlik kariyerim başka bir boyuta geçti. Uğurlu kelimen ne diye sorarsanız, Kurban diyebilirim sanırım…

– Menajerlik; bir insanın kariyerinin dış dünyayla her bağlantısında bir gölge gibi bağları kuran bir organizasyon. Böylesi bir meslek grubunun kendi içinde ne gibi zorlukları var? Sıfırdan bu mesleğe adım atacak bir insan hangi adımları izlemeli?

Ç.T.: Menajerlik ülkemizde maalesef sadece “konser ayarlayan insan” olarak biliniyor. Bu yanlış. O mesleğin adı organizatörlüktür. Artist menajer dediğimiz meslek çok daha kapsamlıdır. Sanatçının tüm kariyer planlamasını, kurumsal görüşmelerini yapan, stratejisini ve ilerleyişi belirleyen kişidir menajer. Marka yönetimini yapan, fikirler üreten ve geliştiren, bu fikirleri hayata geçiren, tüm bu saydıklarımla birlikte konserleri planlayan kişidir menajer. Bu bakımdan içinde elbet zorluklar barındırır. Fakat bu zorluklar işinizi ne kadar düzgün ve bilinçli yaptığınızla doğru orantılı şekilde kolaylaşır. Büyük bir zorluk var diyemem. Hayat yeterince zorken bir mesleğin zorlukları çok da can yakmıyor. Sıfırdan bu mesleğe adım atanlara ise şunu söyleyebilirim; bu iş bir konser ayarlama işi değil. Başkalarının hayatlarının ve hayallerinin elinizde olacağını unutmayın ve bunu gerçekleştirmek için çok çalışın. Menajerlik bir hava atma mesleği değil, başkalarının hayatlarından sorumlu olunan bir vicdani yapıdır. İşini iyi yapmayan, elenir.

– Mesleğin ihtiyaçları ve beklentileri de günden güne değişiyor. Bunda teknolojik gelişmelerin etkisi de yadsınamaz. Artık gazete, radyo ve televizyonların dışında dijital dünyada da temsil önem arz ediyor. Müzisyenler için dijital dünyada temsil stratejisi hususunda nelere dikkat ediyorsunuz?

Ç.T.: Elbette dijital bir çağda yaşıyoruz ve bunun bilincinde hareket etmek önemli. Aslında önemli olan çağı yakalamak. Bu da dijital başarıdan geçmekte. Gazete radyo ve televizyonun gücü halen var ve olmaya devam edecek. Fakat dijital dünyadaki temsil günümüzde bir gazeteden çok daha önemli halde. Hedef kitlenize uygun ve stratejisi doğru standartlarda belirlenmiş dijital atılımlar müzisyenleri çok daha geniş kitlelere çok daha kısa sürede tanıtabiliyor. Bu, yadsınamaz bir güçtür. Bu gücü kullanırken de özellikle organik ilerlemeye ve gerçeklikten,samimiyetten kopmamaya özen gösteriyoruz. Organik, gerçek ve samimi bir iş, doğru strateji ile birleşirse o işin önünde kimse duramaz.

– Dijital dünyanın mesleğinize getirileri ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Sizce menajerliği besliyor mu?

Ç.T.: Elbette besliyor. Her yenilik mesleği besler. Daha fazla insana ulaşabilmek, reklamları evlere hatta ceplere kadar sokabilmek çok değerli bir şey. Klişe bir cümle kuracağım; interneti doğru şekilde kullanırsak bize ve çevremize faydası çok büyük olur.

– Menajerlik kariyerinizin yanında yakın geçmişte Toz Adam kitabınız ilgilileriyle buluştu. Sizi kitap yazmaya, yazın hayatına iten sebepler neydi? Bir ihtiyaç mı? Yoksa içinizde biriktirdikleriniz mi?

Ç.T.: Ortaokuldan bu yana yazıp çiziyorum. O günlerden bu güne halen hayattaki en yakın dostum olan yazar Şeref Atak ile o zamanlar apartmanımızın arka bahçesinde sürekli bir şeyler karalardık. Yazar olma hayalleri kurar, hikayeler üretir, birbirimize anlatır, uzun uzadıya tartışırdık. Bu yıllarca sürdü. Sıkılmadan yazdık, çizdik hayaller kurduk. Aradan yaklaşık 30 yıl geçti ve Şeref de ben de yazar olduk. Bugün bile her sohbetimizde o zamanları heyecanla anarız.

– Sosyal mesafelerin arttığı süreçte “Ben Kimim?” sorusu daha da sorulan, sorgulanan bir husus oldu. Kitapta “kusursuz hiçlik’ten” söz ediyorsunuz. Bu kusursuz hiçliğin sebepleri nedir? Sizce artık birbirimize uzak mıyız?

Ç.T.: Toz Adam romanım, toplumla sorunları olan yalnızlığı seçmiş bir adamın hikayesi. Kendini “Kusursuz bir hiç” olarak tanımlaması da yaşadıklarından geliyor. Hiçliğin kusursuzluğunu yaşayan bir adam. Yalnızlığın zirvesinde, organik bir hiçten bahsediyorum. Hiçliğin sebebine gelince, bunu Toz Adam’ı okursanız anlayabilirsiniz. Burada anlatıp kitabın satışlarını düşürmeyeceğim ve evet… Artık birbirimize uzağız. Yan yanayız ama birbirimizi göremiyoruz. Arkadaşız ama birbirimizi çekemiyoruz. Sevgiliyiz ama birbirimize güvenmiyoruz. Devamını Toz Adam’a sorun, cevaplar onda…

– Tekrar müziğe dönersek… Teknolojik gelişmeleri ve dijital dünyayı konuşmuşken bunların müziğe olan etkilerini sormadan olmaz. Sizce teknolojik gelişmelerin ışığında müziğin geldiği noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

Ç.T.: Müzik hiç olmadığı kadar büyük bir alana yayıldı teknoloji sayesinde. Afrika’daki bağımsız bir müzik grubunu İstanbul’da keşfedebilir hale geldik. Vizyonumuz yükseldi, hayal gücümüz arttı, zevklerimiz ve müzik dinamiklerimiz değişti. Bolluk içinde yaşamaya başladık. Ruhumuz milyarder oldu. Canı ne isterse onu yapmaya başladı müzik adına. İster Afrika’daki grubu dinledi, ister kendi müzik yapıp Afrika’ya dinletti. Müziği özgür kıldı teknoloji. Bozduğu şeyler olmadı mı peki? Olmaz mı? Oldu tabi.. Müzisyenliğin kudretini azalttı, hızlı tüketim başladı. Solo gitar duyamaz olduk, şarkılar 2 dakikaya kadar düştü. Ruhumuz hazır yemekle beslenmeye başladı. Uzun uzadıya keyfini çıkararak doyduğunuz zamanlar geride kaldı. Sözlerin anlamları basitleşti, müzik tekdüze olmaya başladı. Teknoloji iyi geldi ama biz insanlar her zamanki gibi iyi şeyleri kötüye kullandık.

– Yakın gelecekte ilgililerle buluşacak yeni projeleriniz, yeni konser organizasyonlarınız var mı?

Ç.T.: Evet birçok projemiz var. Menajerlik şirketim olan Pink Limo Entertainment çatısı altında yurtdışı ve yurtiçi projelerimiz devam etmekte. Yepyeni keşifler yapmaya ve bu özel yetenekleri sizlerle buluşturmaya devam ediyoruz. Konserler ise değişmezimiz. Konserler aralıksız devam ediyor.

– Son olarak söyleşimizin okurlarına ne söylemek istersiniz?

Ç.T.: Müzikle kalın. Ruhunuzu müziksiz bırakmayın. Sevgiler…

Uğur Hakan Hacıoğlu

Etiketler

0 yorum “Çağlar Tavşanoğlu: “Ruhumuz hazır yemekle beslenmeye başladı””

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest