Çarlık da, yıkılışı da “Geçmişin Yükü” aslında; The Last Czars

Netflix dizi izleme kültürünü acayip gazlayan bir mecraya dönüştü.
Film izlemek için dahi girdiğimde kendimi yine! yeni bir diziye başlamış buluyorum ve elbette o dizi bitene kadar film izlemek falan direkt devre dışı zaten.

Yine öyle film izleyeyim diye girdim ve kendimi The Last Czars’ı izlerken buldum.
Karşımıza çıkan her neyse zamanı doğrudur diye düşünürüm hep; dinlediklerimiz, okuduklarımız, karşılaştığımız insanlar, ve dahi her ne ise bu; hepsinin bir anlamı ve bize hayatla ilgili mesajı vardır.

Bu dizi de öyle işte…
Çok kızdığımız, hatta düşünsel, politiksel ve toplumsal ayrışmayı yoğun hissettiğimiz şu günlerde herkesçe bu tür yapımlar da izlenmeli.
Dersler, öğrenme ve anlama okul zamanlarıyla sınırlı gibi bir algı var; toplumda önce bu yıkılmalı ve artık kimse “biliyorum” numarası yapmamalı. Bilmiyorum ve öğrenmek istiyorum demek, bunun için çaba göstermek kabul görür olabilmeli.

Tüm yetişkinlerin her ay okuması, izlemesi, dinlemesi gereken mecburi kaynakları olmalı mesela ve evet gerekiyorsa sınav, değilse de bunları konuşup değerlendirecekleri ortamlarda düzenli toplanılmalı.

Yazıdan güzel proje çıktı bence bunu değerlendirin. 🙂

Uzun süre yazmadığım zaman konular konuları açıyor farkındayım, bu yazım da öyle olmadan ben hemen diziye dönüyorum; diziyi bitirdikten sonra bende oluşan çıkarımlarıma:
Bir kere sonu belli bir hikayeyi rahat rahat yazabilirim sanırım; yok spoiler vermişsin, e yani izlemenin de ne anlamı kaldı gibi şeyler söylemezseniz sevinirim.

İnsansın…
En farkında olunmayan mekanların, köhne yerlerin sığınağında yaşamla mücadele etsen de, çar ya da kral-padişah olsan da önce insansın. Hatalar da bu insanlığa dahil. Genel kanının da aksine o büyük bedellere neden olan hatalar bile çoğu kez kötü niyetle yapılmıyor.

Sıradan bir insanken hatalar önce ve mutlaka hata yapanı ve muhtemelen yakın çevresini etkilerken, yetkiler ve konum büyüdükçe bu hataların etkilediği kişi sayısı ve yazık ki etki seviyesi çok oluyor. Hatanın etkisinin büyüklüğü ile orantılı olarak tepkiler de bir hayli büyük oluyor tabii.
Diziyi izlerken bir kere daha anlıyorsun ki: Herkes kendinin iyi şeyler yaptığına inanıyor, çok çok az insan yaptıklarına dışarıdan bir gözle bakabiliyor ya da kendisini doğru tahlil edebiliyor. Hele ki büyük mevkiler kafa karıştırıcıların, çıkarcıların etrafı sarmasına ve o en büyüğün sağlıkla düşünmesini, akli becerilerini yeterince kullanamaması anlamına geliyor.
Ve her kötünün sonu da geliyor.
Bazen akılcı yolla oluyor bu, bazen çok kanlı ve acılı; hatta belki hala kanayan.

Hak hukuk arayışı ile o gücü ele geçirenlerin bir süre sonra yıktığı güçten bile daha sert olabildiğine de tanık oluyorsunuz belgeselde. Güçlü olmanın ve o gücü elinde tutmaya çalışmanın dinamiğinin ürkünçlüğünü anlıyorsunuz; başlangıçtaki hedef ve sonrasında elde edilen fazlaca gücü koruma çabasıyla sarf edilen kötücül değişimden bahsediyorum. Ki onlar da bunu halksal bir yaşam için yaptıklarını savunan iyi! insanlardı öyle değil mi?
Dünya tarihi artık şunu çok çok iyi fark etmeli: bakış açısı, ilk çıkış hedefi ne olursa olsun, aşırı fanatiklerle yapılan hiçbir şeyin sonu iyi olmuyor.

Belgeseldeki şu cümle sonrası diziye ara verip düşündüm.
Siz önce cümleyi okuyun; ardından neler düşünüp, konuyu nerelere vardırdığımı da yazarak yazımı sonlandırıyorum zaten.
“Şurası kesin ki; tarih boyunca imparatorluk ailesinin katliamı kadar tümüyle barbarca bir olayı daha hayal etmek son derece zordur.”

Bir Çarlık yıkıldı başta Çar, Çariçe ve çocukları olmak üzere, çoluk çocuk demeden sarayla bağlantısı olan herkesi katlettiler.
Bir Osmanlı Devleti yıkıldı; saraydan kimsenin saçının teli incinmeden ülkeden çıkışları sağlandı. Abdülmecit ile birlikte hanedan mensubu ve hizmetliler de dahil 234 kişiden bahsediyorum. Bir devrin yıkılmasına değil aslında miadı dolmuş bir yönetim şeklinin kapanmasına izin verildi; yıkık dökük ve kanlı hale getirilmeden.

Ele geçen gücü güç olarak kullanmayanın kurduğu bir Cumhuriyet’te yaşıyor olmamızın bize bahşettiklerini umarım er ya da geç hepimiz anlarız.
Umarım…

Beyza Cumbul

Etiketler

0 yorum “Çarlık da, yıkılışı da “Geçmişin Yükü” aslında; The Last Czars”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beyza Cumbul | Takip Et

Reklam

Beyza Cumbul | Instagram

Beyza Cumbul | Twitter

Pin It on Pinterest