Dünyanız kadar saf değil miyiz?

Derine düştükçe kendime yaklaştım, kendime yaklaştıkça kaçmak istedim bulduğum kendimden. Öyle zordu ki ve en kolay yolu biliyordum. Hayatımın olay örgüleri ayaklarıma dolanıp beni kendi karanlık kuyuma çekerken ne çarem vardı? Düzelmeyecek şeyler vardır asla, ama düzelmeyecek his yoktur. Ve böyle bir durumda bana bunu bırakmam için yalvaran insanlar, neden bu maddeler kadar yardım edemedikleri gibi hayatımı hep daha da cehenneme çevirdiler? Yuvam olmalıydı ama ‘’hayatım boyunca tam da böyle hissetmeliyim.’’ dediğim bir yer yaratabildiler mi? Öyleyse beni buradan kurtarıp hangi cehennemde tutmaya çalışacaklar? Tüm sinirlerim uyuşur ve tüm hücrelerim sadece bir hise odaklanır. O, çakramın altıncı boyutunda hücum ederken özgürleşiyorum. Öyle bir özgürlük ki bu beni tüm dünyevi sorunlardan çeker, alır her nefesimde. En kötü ihtimal, önce bu halimi bir çizgiye çekerim canlanır, ve kıkırdağıma kadar erir tüm yalnızlıklar. Sonra düşüşüm joint saran şeytanlara yalvarır bu kez. Dengem en yüksek uçtan eksilere geçebilir ama tekrar yatışarak keyifli bir ölünün en iyi halini yaşarım. En saf halimi duyumsuyorum, kanımdaki kaygı molekülleri ayrışıyor; şimdi kanım en saf uyuşturucudan daha saf.  

Ama durun siz ne önerirsiniz? Bir kutu kimyasalla çaresizlikten intihara sürüklenip uyandığımda birazcık morfin için hemşirelere mi yalvarmalıyım? 

Yoksunken daha da tutsak hissediyorum. Başlamadan önceki halim daha iyi olabilir, ancak onun kanımda olduğu andan daha iyi değil. Şimdi daha da derin bir paradoksun içinde en kayıp halimdeyim. Ve beni kurtaran da yine bu paradoksu yaratan madde. Yine de sanki yok oluyorum varlığımla buluşurken. İlhamlar geliyor etkisindeyken, sözlerim benim bile anlayamayacağım bir kurguyla dökülüyor. 1960’ lara karışıyorum tüm zamansız karşıtlığımla. Psychedelic akımı içmiş gibiyim ki ben değil, sanat beni yaratıyor. Dilim darmadağın… Ama yemin edebilirim o an sizin hayal dediğiniz dünyanın gerçekliği hakkında hiç şüphe duyamıyorum. Oysa sizin gerçeklik algılarınızın şüpheci davranışları beni yıllarca iliklerime kadar kemirdi ve kimse görmedi. Vücudumda yara izleri, deli gibi çarparak canlanmaya çalışan kalbimle gittiğim doktor bile görmedi. Legal uyuşturucularıyla beni iptal ederek sorunlarımı çözmek istedi. Saatlerce uyudum bir süre, sonra yükselmeye başladım, sonra robotlaşmaya ve alışmaya. Bırakma vaktinin hiç gelmeyeceğini anladığımda aniden bıraktım. Eskisinden daha da beter krizler ruhumdaki yaraları daha da derinden kanatır…  

Canlanan renkler, esneyen ve hareketlenen şekiller, an’ a uyumlanışım beni dindirdi. Uyuşukluk ya da yatışmışlık değildi bu. Var olmaktı, dakikalar içinde binlerce yılı olduğu gibi yaşamaktı, flashbacklerin izlerini benimsemekti yara izleri yerine, benliğimi 0.7 grama teslim ederek sadece özümü ortaya çıkarmaktı. Zihnimdeki şeytanı susturdu onlar. Ama başlamama sebep olan insanlar bırak diye yalvarırken yine de düşünüyorum. Dünyaya dönsem de bana ait olmayan şeytanların gürültüsünü dinliyorum. Bana buradan daha güzel bir cennet yaratın çünkü artık alıştım. Maddeler değil ama bağımlılık beni daha da derine çekiyor. Bana bu derinden daha saf bir su vaat edin dünyada, Tanrı’ nın varlığını ruhumun molekülünü uyandırmadan hissedeyim. Emirlerinizi ve yasalarınızı ateşte kurutun, öyle bir dünya yaratın ki insanların hala yaşamak için sebepleri olsun. Buz gibi kanımızla dünyanın her mekanı soğuk birer morga dönmüşken hala sıcakmışız gibi yalandan yaşamayalım. 

Nur Gençoğlu

Etiketler

0 yorum “Dünyanız kadar saf değil miyiz?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest