Tutkusu deniz, huyu mavi olanlar için bir dergi: “Yeni Deniz Mecmuası”

Bir pazar günü, Feriköy’e; o güzelim antika fincanları, çeşit çeşit plakları, oyuncakları, kitapları ve birçok rengi bir arada görmeye gitmiştik. Yan yana iki tezgah vardı; baktığınız an gözlerinizin ayrılmak istemeyeceği, tekrar tekrar bakıp her defasında yeni bir şeyler farkedeceğiniz…  

Şimdi bunları yazarken aklıma bir şarkı geliyor:

 “Denizden geliyorum, çantamda güzel şeyler var.”

Denizden gelen iki tezgah! Üzerlerinde: altın renkli dümen, pusula, eski balıkadam kostümlü anahtarlıklar, ahşap ve plastikten köpekbalığı figürleri, dökülen köpekbalığı dişleri, deniz kabukları, garip görünümlü taşlar ve dergiler! İşte o an, Yeni Deniz Mecmuası’nın birkaç sayısı hemen dikkatimi çekti ama en ilginç olanı ve benim de okuduktan sonra bu incelemeyi -öneriyi- yazmamı sağlayan 17. sayısıydı.

“Denizyolları’nın Kadın Tasarımcısı: Gülümser Aral Üretmen” 1950’lerde yükseköğrenim görmüş ilk kadın tasarımcı! Osmanlı’nın son dönemlerinde Tanzimat Fermanı ile gelen “Batılılaşma” kadınları çeşitli işlerde çalışmaya teşvik etmişti ve 1950’ler Cumhuriyet’in ilanından sonrasına denk geldiği için belki sizlere o kadar da şaşırtıcı gelmeyebilir. Lâkin hem kadının ilk tasarımcı olarak çalışması, hem denizciliğin başka ülkelerdeki gibi gelişmiş olmadığı bir yerde bunu yapması, hem de bilindiği üzere denizciliğin daha çok erkek çalışanlardan oluşması nedeniyle, doğrusu beni çok şaşırttı ve daha önceki sayıları değil de, özellikle 17. sayıyı almaya itti.  Sizler de merak ederseniz, Gülümser Hanımı ve denizyollarını anlatan bu yazının sonunda, yaptığı işleri fazlasıyla görebilir ve tasarımlar üzerinde dönemin izlerini inceleyebilirsiniz.

Beni gerçekten etkileyen diğer bir yazı da Deniz Keskin’in “Denize Kıyısı Olmayan Diller ve Moby Dick” başlığının altındadır. Onu farklı kılan bir Moby Dick incelemesi değil de, Moby Dick çevirilerinin incelemesi olması!

Bir kitap buluyorsunuz, kitapta bambaşka bir kültür ve denizcilik terimleri var ve ülkenizde deniz yok, ne yapacaksınız? Deniz Bey şöyle yazmış: “Sıfırdan sözcük üretmek iyi bir tercih olabilir mi? Ya da, kaynak dildeki sözcüklerin aynen korunması halinde, metin hedef dildeki okur için okunabilir olmaya devam eder mi?”.” Başka çözümler de var mı?” diye düşünüyorsanız, Denize Kıyısı Olmayan Diller, ne gibi bir çözüm bulmuş göreceksiniz ve böyle bir çalışmanın yapılması sizleri de eminim hayrete düşürecek. Görüp görebileceğiniz edebiyat için verilmiş, en büyük uğraşlardan biri bence budur. Ve  bu arada, yazının sonunda Deniz Keskin’in de bir Moby Dick çevirisi olduğunu öğrendim, benim okuma listemde yerini aldı. Bu yazıyı, tüm çevirmenlere öneriyorum; Deniz Bey’in çevirisini de, tüm Moby Dick severlere okumadığım halde öneriyorum!

Deniz’den bahsetmişken içimizi huzurla kaplayan renklerinden bahsetmemek olmaz demiş olacak ki Ali İbrahim Kontaytekin “Denizlerin Rengi” başlıklı bir yazı yazmış. Denizler neden yeşil, mavi, kahverengi? Karadeniz, neden “kara” mesela? Neden Akdeniz “Süt Denizi”? Hepsinin cevabı da bu yazıda var. Bana Halikarnas Balıkçısının eserlerini hatırlattı bu yazı, çok keyifli bir anlatımdı!

Gelelim Dr. Özgür Deniz Tezcan’ın yazısına… Az çok herkesin bildiğini düşündüğüm bir konu var; o da, soğuk bir suda hipotermi geçiren insanların, doğru uygulamalarla sağlıklarına tamamen kavuşabildiği! Bu yazı aslında bunun üzerine yazılmış ve Doktor Bey diyor ki: “ Hipotermi vakası sıcak ve ölü değilse ölü kabul edilmemelidir.” Kalbi tekrar ritmine kavuşabilir, solunumu düzelebilir ve beyninde hasar bile oluşmayabilir. Bu yazıda benim bilmediğimse; vücudun verdiği tepkilerin nedenleri, ikinci dünya savaşında soğuk denizden kurtulan insanların ani ölümünün nedeni gibi şaşırtıcı şeyler… Herkesin anlayabileceği bir dille yazılmış bilimsel ve aydınlatıcı bir yazı olmuş.

Aslında bahsedemediğim birçok konuya da bu dergi ev sahipliği yapmakta. Denizaltılar, savaşlar, gemiler ve türleri, gemilerin silahlandırılması, çok önemli isimler (Turgut Reis’ten, Dondurmacı Halil’e kadar), tarihten notlar, geçmişten günümüze kadar olan zamandan birçok anı ve fotoğraf, şiirler ve deniz sevdalısı şairler… Ve koca yürekli mecmua yazarlarının çoğu yazılarını geçmişte bıraktığımız insanlara ithaf etmiş; okuyunca göreceksiniz tabii ama gazilerimize, şehitlerimize, kaptanlara ve nicelerine çok güzel yazılar yazılmış…  

Toparlamak gerekirse Türkiye etrafı denizlerle çevrilmiş muhteşem bir ülke, bu nedenle denizcilikte gelişmememizin hiçbir mantığa sığar yanı yok. Merakı olanların, bilgilenmek için okuyacağı bu dergi bence tam da bunun için var. Üstelik bu dergi, birçok alanı içerisinde barındırdığı için -tarih, bilim, sanat vb.- herkese sesleniyor ve sıkmadan her alanı anlatıyor. Bu ve benzeri eserleri okudukça göreceksiniz ki, daha iyi olabiliriz çünkü zaten çok daha iyi olduğumuz zamanlar da vardı! Her alanda, birçok bakış açısıyla yazılmış bu dergi yabancısıysanız bile sizi içine çekecektir ve bu söylediklerimin kanıtı niteliğindedir.

Haydar Ergülen’in “Deniz Alfabesi” yazısından bir alıntısıyla kapatmak istiyorum. Edip Cansever’in “bir renk değildir mavi huydur bende.” Cümlesinden ve farklı şairlerden yola çıkarak şöyle diyor Haydar Ergülen: “Suyumuz maviyse, huyumuz da mavi olaydı keşke!”

Maviyi huy edinmeye!

Ayca Şimşek

Etiketler

0 yorum “Tutkusu deniz, huyu mavi olanlar için bir dergi: “Yeni Deniz Mecmuası””

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest