Denge’sel boşluğum kütleme az gelmişti

Almeda durdu, derin soluğunda minik buz parçaları vardı. Ciğerlerine kadar inen su parçaları koskoca bir ormanı besler gibiydi. Görünmeyenin ardındaki tüm kökler birbirine dolaşmış, bağlanmıştı sonsuz bir bağla… Ancak insan bu bağları düğüm sanar, çözülmek için kavgalar yaratır ya da keser yine kendi canını yakardı. Almeda’ nın ormanında kökleri içindeydi, dışarıdan görenler ise sadece kumlarla kaplı toprağı dört yüz dereceyi gören sıcaklığında bir çöl gördüler… Kendi kurak zihinlerinin algılarına yansımasıydı belki de… Uzaktan görenler oldu, çıplak gözlerle… Onlar ise sadece ışığını fark ettiler ve söneceği günü dünyalarının bilim adamlarına hesaplattırdıktan sonra terk ettiler.

Almeda, gözlerini gökyüzü kuyusuna dikmişti, tüm varlıkların kendine düşüp çıkmak için yine kendilerine tırmandıkları yer… Bu kuyu kendini aşması gereken insanlık için vardı. Almeda ışığa yoğunlaştı, sonra ışık onun bedeninde yoğunlaştı. Yükselen frekansıyla, galaksiye benzer gözleri onu bir karadeliğe çekti. Üçüncü boyut hapsinden kurtulup başka  bir kurguya yolcukluktu bu, sanki çok da yabancı olmayan bir başkası oluyordu… Onun başka tarafıydı. Almeda onun içinden biriydi sanki. Güneşin koynunda, sıcacık bir ışığa çekilirken atmosferini kaplayan kütleyi aşarak yaklaşan ruhuna, Luna adıyla çığlık çığlığa hatırlatıyordu bu karadelik.

Ve nihayet Afrodit karşıladı masmavi gözleriyle.

“Evine hoş geldin, artık kök arama, her şey sana köklenir, sen her şey olduğunu hatırla.”

Luna, her yanı saf ve temiz denizlerle kaplı, deniz kabukları ve incilerle süslenmiş bu ihtişamlı yuvayı dünyadan daha fazla  tanıyordu. Burada uzaktan gözlemci, yakından yaşayandı. Oysa dünyada yakından gözlemci, uzaktan… Uzaktan’ dı sadece… Luna sersem bir bilinç haliyle etrafı gezinirken Ares, Afrodit’ e sonsuz aşk dolu bakışlarıyla yeni bir nefreti bırakıyor gibiydi. Her kavgasında sönmeye geldiği aleviydi Afrodit. Umursamaz ve sorumsuz dişiliğini dengelediği bir adamdı Afrodit için Ares. Birbiriyle tam’ lanan, birbirine ateştiler…  ancak onlar birbirini söndürüyor yine birbirlerini  yaratıyorlardı. Su ve Ateş birbirini nasıl hiç ediyorsa, gezegende her an su’ da hayat olan kaynak; her özü yine doğuruyordu. Kutsal öz’ ünü suda kodlayıp, ateş ile yükseltiyordu. Ateş, su’ yu bu’ harlar…

İnsanlık için sarsıcı bir tarafı vardı; bu gezegenin dışında hayat yoktu. İnsanlar hazır olmadığı sürece de içini açmayacak, muhafızlarını atmosferinde manyetik alanın yüksek frekansında mühürlemek için bırakacaktı. Çünkü evrensel sistemde hiçbir boyut, hiçbir varlığın üst benliğine ihanet etmezdi. Yasalar işte böyle sevgi dolu ve acımasız işlerdi… Nereden bakarsan o anlamla… Luna sevgisi kurşunu eritecek kadar yoğun bu gezegende aşkı hücrelerine kadar yakmaya başladı. Yerçekimi 8,87 m/sn2 iken, onun ruhuna çekimi gezegenin sülfürik asit ile dolu atmosferinden daha da ağır bir baskıyla kalbindeki mührü açıyordu. Bu gezegende mevsim yılın iki yüz yirmi beş günü de aşk’ tı.Üçgenlerin içinden bir taç yaklaşıyordu, ilahi birlik yükselmek için ikiz ruhlarını çağırıyordu. Luna, Demonia’ ya elementi toprak olan bir takımyıldızında yürür gibi, sağlam adımlarla yaklaşıyordu. O’ ysa artık bedeninde elektrikten başka bir şey algılamıyordu, ve bir yere dokunduğu anda bu yoğun potansiyel kaynak gücünün yaratacağı ateşten korkuyordu. Bu yangın büyük bir yükselişti.

O’ ysa Demonia karşısında “Bir denge bul, arz’ da kendini kanıtlamasaydın  burada olmazdı.”  der gibi bakıyordu.  Bir adım bekliyordu Luna’ dan, onu asılı kaldığı boşluktan çekip yeni bir kütle ile olacak olanı yaratması için yeniden ortaya bırakacaktı. Luna bu kez kendini hak ettiğine emin olacaktı.

Luna Demonia’ nın düşüncelerini okuduğunu fark etti. Telepatiyi hiç bu kadar net yaşamamıştı hatırladığı dünya zamanında. Şaşkınlıkla “ Sen de benim düşüncelerimi okuyor musun? Seni duyuyor ve tanıyorum. “ dedi.

Demonia ise düşüncelerini Luna’ nın okumaması için durdurdu.

Luna “ Cevap beklemiyorum, soruya cevap arayan ego’ dur. Bilmem gereken tam anında beni bulur. “ dedi. Demonia, gülümsedi. İkisi de birbirini çok iyi tanıyor ve bir’ leşmek istiyordu. Şimdilik beşinci boyutta bir yükseliş olarak kalacak bu aşk Luna için Almeda’ nın bedenine döndüğünde yaşadığına emin olduğu bir rüya olarak kalacaktı. Belki de ara sıra frekansının yüksek bir nabzında hayalimsi vücudunu odasında gezinirken görecekti Demonia’ nın. Bazen bir ağaç konuşacaktı ona aşk’ ın diliyle… Ama onun sırrı, tüm insanlığın sırrı olana kadar içeriden kökleriyle bilgisini derinden aktaracaktı. Domino taşları  gibi birbirine düşüp değen gerçekler… Bir gün tüm taşlar bitecek, tüm kökler haberdar olacaktı.

Ancak şimdilik Almeda için görevden başka sır, sırrından başka anahtar yoktu. İnsanlık kalbinin anahtarını bulmak için  göğsünü açsın.

Belk o zaman aşk olur, açılırdı bakışları. Evren kadar geniş algıları öz’ lerini buluşturup tüm özlemleri kutsal bir vedayla, bütünlüğü kutlar gibi…

Almeda’ nın dengesel boşluğu kütlesine az gelmişti, o da gitti ruhuyla buluştu.

Luna, aşkıyla buluştu.

Ve o geceden sonra… dünyada hiçbir şey bir daha asla aynı olmadı.

Hikayaler tükendi, doğrusal bir boşlukta zaman durdu…

Gerçek, onu kabul edebilecek olana açıldı..

Üçgenler pentagrama dönüştü,

Daireler çizildi…

Yaşamak isteyen merkezine Venüs’ ü alsın…

Nur Gençoğlu

Etiketler

0 yorum “Denge’sel boşluğum kütleme az gelmişti”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Nur Gençoğlu | Takip Et

Reklam

Nur Gençoğlu | Instagram

Instagram requires authorization to view a user profile. Use autorized account in widget settings

Nur Gençoğlu | Twitter

Pin It on Pinterest