Dr. Chesher: “Veritabanı ontolojisi artık bizim felsefi ontolojimiz haline geliyor.”

"Medyanın çağrışımsal bir nitelik kazanması, bilginin tekelleştirilmesi şeklinde bir tür teknolojik diyagram oluşturdu."

0
Dr. Chris Cheser

Alana kazandırdığı “çağrışımsal medya” kavramıyla tanınan Sidney Üniversitesi’nden Dr. Chris Chesher ile dijitalleşen medya ve kültürler üzerine ilham verici bir mülakat gerçekleştirdik.

Halil Gediz: Bugün medyanın hemen her şeye kolayca eklemlenebilir bir varlık haline geldiğini varsayarsak -bu böyle de olmayabilir-, giderek akışkanlaşan ve aşkınlaşan yapısıyla kapsamlı bir medya fenomeninin bizi karşılıyor oluşu tutarlı olasılıklar dahilinde görülebilir mi? Bir medya araştırmasının potansiyel bir çıkış noktası olarak bu hipotezi nasıl değerlendirirsiniz?

Dr. Chris Chesher: Medyanın neredeyse her şeyle ilişkili olduğunu söylemek abartılı olur ancak akıllı telefonların neredeyse her yerde benimsenmesiyle birlikte dijital medyanın hemen hemen her yerde bize eşlik ettiği doğrudur. Bu cihazlar akışkan olmasa da mutlaka taşınabilirler ve giyilebilirler. Görüntü, ses ve metnin üretimi ve tüketimi için çok yönlü medyadırlar. Bununla birlikte, yazılım kontrolü ve medyatikleşme biçimlerinin çeşitliliği nedeniyle, bunlar genellikle profesyonelce üretilen içeriği ve bu içeriğin basılı, radyo ve televizyon gibi farklı medya aracılığıyla tüketilmesini gerektiren geleneksel medya tanımlarını karmaşıklaştırmaktadır.

Halil Gediz: Medyanın her yerde ve her şeyde olduğu söyleminin ötesine geçen ve artık bizim dahi medyaya dönüştüğümüzü ifade eden bir araştırmacının fikirleri bugünün iletişimsel manzarasını ne denli doğruluyor sizce?

Dr. Chris Chesher: Bu muhtemelen büyütülmüş bir iddia çünkü özellikle herhangi bir medyanın mekânın önemini ve işleyişinin özgüllüğünü ele almak çok önemli. Bedenlerimiz, seslerimiz ve yüzlerimiz iletişimsel olduğundan dolayı medya olduğumuzu söylemenin doğru olacağını düşünüyorum. Ancak medyayı evrenselleştirme dürtüsü sorunludur; zira araştırmacılar belirli fenomenlere ve bunların sosyal ve medyatikleşen bağlamlarına karşı sistematik olmalı, ampirik temelli bakmalı ve duyarlı olmaları gerekir.

Halil Gediz: Dijitalleşme ve kültür üzerine çalışmış bir akademisyen olarak, dijitalleşme ve medya arasındaki ilişkisellik bize ne vadediyor? Gelecekçi bir yaklaşımla bu ilişkinin tarihsel çizgisinin nereye dek uzanacağını nasıl yorumlarsınız?

Dr. Chris Chesher: Medyanın çağrışımsal bir nitelik kazanması, bilginin tekelleştirilmesi şeklinde bir tür teknolojik diyagram oluşturdu. Çağrıştırılamayan her şey kayıttan kayboluyor ve kaydedilen her şey, bir çağrışımlar koleksiyonu (veri girişleri ve yönergeler) aracılığıyla yakalanıyor. Bu durumda, veritabanı ontolojisi artık bizim felsefi ontolojimiz haline geliyor. Bilginin ve eylemin çağrışımsal hale getirilmesi ve dijitalleştirilmesi muhtemelen devam edecek, ancak çağrışımsal olan dijitalin ötesine ve dijitalliğin de aşıldığı kuantum alanına kadar uzanıyor.

Halil Gediz: Medyanın dönüşümü dendiğimizde aklımıza sadece dijitalleşme mi gelmeli? Bu değerlendirme, medyanın evrimsel doğasını anlamaya çalışırken bir şeyleri ıskalamak anlamına gelmez mi?

Dr. Chris Chesher: Dijitalleşmenin açık biçimde baskın eğilim olduğunu kabul etsek de, bütün bir medyanın bilgisayarlaştırılmasına yönelik bu girişim monolitik, yani tek parçalı bir girişim değildir. Bununla birlikte bu durum, medyanın büyük bir kısmının benim “çağrışımlar” olarak adlandırdığım organizasyonlarla karakterize edildiği anlamına gelir. Bilgisayarlar esasen “çağrışım” tabanlı medyalardır, öyle ki sürekli olarak web sayfalarını, oyun ortamlarını, yapay zekaya dayalı yanıtları vb. şeyleri çağrıştırırlar. Bilgisayarların bu şekilde kavramsallaştırılması, dijitalleşme konseptine kıyasla daha fazla tercih edilir; çünkü bu, yalnızca dijital kodlamanın altında yatan temel kullanımı belirlemek yerine, sosyal bağlamda işlem yapan bilgisayarların performans eylemlerine odaklanır. Aslında çağrıştırılanların çoğu oldukça analogdur; ses, müzik, görüntüler ve diğerleri buna örnek olarak gösterilebilir. Ancak çağrışımlar aynı zamanda adaptasyon ve yersizyurtsuzlaştırma ve dolayısıyla ani değişim (kolayca güncellenen yazılım, ağ dağıtımı vb.) için de büyük bir kapasiteye sahiptir.

Ayrıca konuyla ilgili olarak bkz: Chesher, Chris (2023) Invocational media: Reconceptualising the computer. Bloomsbury.

Halil Gediz: Medyanın duygusal, sosyal ve bilişsel kodlarımıza yerleştiği bir efsane mi, bu yerleşme bilimsel açıdan gözlemlenebilir mi?

Dr. Chris Chesher: Eğer Friedrich Kittler olsaydınız, medya teknolojisi size göre deneyim ve gerçeklik için temel bir unsur teşkil ederdi. Ancak medya teknolojisi sosyal ve kültürel projeleri koşullandırır. Bilimsel gözlemin bu sorulara cevap vereceğini ileri süreceğini sanmıyorum. Eğer bilim, aktör-ağ teorisyenlerinin iddia ettiği gibi temelde sosyal bir uygulamaysa, duygusal, sosyal ve bilişsel kodlara ilişkin bilgiler deneyler vasıtasıyla ortaya çıkabilir. Ancak belki de felsefe, medya çalışmaları veya dijital kültürler, medyanın deneyimimiz ve ontolojimiz açısından önemi hakkında daha ikna edici bilgiler üretebilir.

Halil Gediz: Medyatikleşmenin ve diğer medya teorilerinin günümüzün manzarasını betimleme becerileri hakkında ne dersiniz? Medyanın yeni majör koşusunu ve minör reflekslerini anlamlandırabilmek adına yeni bir izleme ve gözleme stratejisinin ortaya koyulmasının ihtiyaç olduğunu bildiren bir bilimsel yaklaşımı makul bulur musunuz?

Dr. Chris Chesher: Dijital medya temelli sosyoteknik gelişmeler medyayı sürekli bir “dönüşüm” halinde gördüğünden, medyatikleşme teorisi, çağdaş medyaya yönelik daha faydalı yaklaşımlar arasında görülebilir. Yani alışverişten oyun oynamaya ve robotik üretime kadar her şey dijital ortamda medyatikleştirildi. Son kitabım “Invocational Media: Reconceptualising the Computer”da bilgisayarlaşma ve dijitalleştirme kavramlarının bu teknolojiler aracılığıyla medyatikleşmeyi anlamak noktasında kısıtlı olduğunu savunuyorum ve bunun yerine daha edimsel bir “çağrışımsal medya” anlayışını benimsemeyi tercih ediyorum. Bu da şu demek, bu medyalar bir şeyleri çağrıştırma kapasiteleriyle tanımlanıyor, bu şeyler web sayfaları, hesaplamalar, oyun dünyaları, yarı akıllı davranışlar vb. olabilir. Çağrışımsal medyanın özelliklerinden biri, kullanıcılar ve diğerleri tarafından yapılan çağrışımların performanslarını kaydetmek adına yazılım kullanma becerileridir. Örneğin sosyal medya tarafından toplanan veriler, şimdiye kadar kaydedilen insan düşünüşü ve davranışının en ayrıntılı açıklamaları arasındadır. Ne yazık ki, kullanıcı çağrışımlarıyla ilgili bu araştırma gizli bir şekilde ve minimum düzeyde etik denetimle tamamlanıyor. Bu ise, konvansiyonel anlamda bilimsel değildir, manipülasyon süreçleri için kullanılan kurumsal kimliğe bürünmüş gözetim kapitalizmidir.

Halil Gediz: Gauttari’nin post-medya vizyonunun yeni söylem ve etkileşim biçimlerinin ortaya çıkacağını ve çok sayıda karmaşık ve yaratıcı dünyaya kapı aralanabileceğini öngördüğünü söyleyebiliriz. Şu anda Guattari’nin öngörüleriyle ne ölçüde örtüşen bir medya uzamından söz edebiliriz?

Dr. Chris Chesher: Guattari’nin büyük bir hayranıyım ama onun medyanın geleceği hakkındaki spekülasyonlarının ciddi biçimde çekiciliğini kaybettiğini düşünüyorum. Dijital ve çağrışımsal olan, post-medyatik olgular değildir, bizzat medyatikleşmenin yoğunlaştırılmasıdır. Bu, bir yandan heterojen yersizyurtsuzlaştırma biçimleriyle (çağrışımın sihri) faaliyet gösterirken, aynı zamanda devlet ve kurum biçimleriyle yoğun bir yeniden yerliyurtlulaştırma süreçlerinde de ciddi ölçüde etkisini hissettirir.

Halil Gediz: Medyanın diğer beşeri disiplinlerle inşa ettiği ilişkinin bir tür simbiyoza benzetildiği bir bağıntı biçimini kendi perspektifinizden nasıl ele alırsınız?

Dr. Chris Chesher: Felsefe akıl çağında bilginin temelini sağladıysa, medya çalışmaları da enformasyon çağında bilginin temelini oluşturur. Düşünce, söylem, çok modlu iletişim ve sosyal eylem deneyimlerimize “çağrışımsal medya” aracılığıyla aracılık edilir.

Halil Gediz: Bugünün iletişimsel manzarası, medyanın örgütlerin, grupların ve bireylerin yapısal özelliklerini dönüştürdüğü ve onların organizasyonel yeteneklerini kontrol ettiği çıkarımını yapmamıza olanak sağlar mı?

Dr. Chris Chesher: Çağrışımsal medyanın paradokslarından biri güç ve kesinlik arasında bir seçime gitme zorunluluğudur. En güçlü çağrışım edimleri ileri derecedeki yazılımlar tarafından gerçekleştirilir: piyasaların modellenmesi, gözetim, işlemlerin takibi, robotların kontrol edilmesi vb. Ancak bu yüksek seviyeli operasyon, kara kutulu yazılım ortamlarındaki özütlenniş emeğe dayanır. Alternatif olan ise, çevirici dilinin aşağı düzeylerinde yüksek dereceli bir kesinlikle çalışmaktır, ancak bunu yapmak o kadar emek yoğunlukludur ve öylesine uzmanlaşma gerektirir ki, pratik değildir.
Bu nedenle, yazılımın geliştirilmesinde ve tanıtılmasında devreye giren kavramsal ve ideolojik varsayımlar ve seçimler, tasarım zorunluluklarını ve yol bağımlılıklarını dayatan bilgi biçimlerini ve prosedürleri beraberinde getirir. Bu, benim “çağrışımsal alan” olarak adlandırdığım şeyi, yani kendi kuralları ve öznesel konumlarının geçerli olduğu “çağrıştırılan ortamları” ifade eder. Örneğin elektronik posta, bir e-posta adresine sahip olmamızı, mesajlarımızın konusunda karar kılmamızı, mesajımızı belirli bir veri standartlarına göre oluşturmamızı ve onu internet üzerinden göndermemizi gerektirir. Bu “çağrışımsal alan”ın belirli iletişimsel hallerde yararlanmayı seçtiğimiz bazı olanakları ve işlevleri olsa da, biz YouTube videoları yayınlamak, Discord üzerinden sohbet etmek veya ara verip Grand Theft Auto oynamak gibi diğer “çağrışımsal alanları” da seçebiliriz.

Dr. Chris Cheser

Halil Gediz: Medyanın diğer bütün beşeri ve sosyal disiplinlerle (politika, sanat, hukuk, ekonomi, spor etc.) simbiyotik ilişkiler geliştirdiği görüşü karşısında neler söylerdiniz?

Dr. Chris Chesher: Çağrışımsal estetiğin teknik bir boyutu (hız, görsel ve işitsel çözünürlük, yazılım becerileri vb.) olduğu kadar fenomenolojik boyutları da vardır. Pek çok çağrışımsal form önceki medya teknolojilerini çağrıştırır. (McLuhan’ın söylediği gibi). Netflix, Black Mirror’daki etkileşimle ilgili garip deneylerle bile sinema ve televizyonu çağrıştırıyor. Gazetelerin web siteleri, haber döngüsü canlı yayın hızına taşınsa dahi, basılı gazeteyi çağrıştırır. Öte yandan yeni medya sanatı ise içeriği, medya formunu ve aynı zamanda özü ve ifadeyi tecrübe etmesiyle de dikkat çekici olabilir.

Halil Gediz: Günümüzün iletişimsel koşullarını en iyi betimleyen iletişim/medya teorileri sizce hangileridir?

Dr. Chris Chesher: Pekâlâ, mütevazı bir şekilde, “çağrışımsal medya” kavramının günümüzün iletişim ve medya koşullarını en iyi şekilde tanımladığını ifade ediyorum. Burada temsilden çok performansa vurgu yapılıyor; bu da çağrışımsal olanı mediumun “genetik unsuru” olarak tanımlar. (Deleuze’ün hareket imajı ve zaman imajının sinemanın “genetik unsurları” olduğunu iddia ettiği gibi). Birçok finansal, sosyal ve bilgi pratiğinin çağrışımsal edim ve eylemlere dönüştürülmesi, homojenleştirilme pahasına gerçekleşir. Ancak üretken yapay zekâ (GAI), açık uçlu estetiğin ve deneyin olasılıklarını beraberinde getirirken aynı zamanda insan emeğini (ve emek, oyunun yanı sıra, anlam yaratmanın ve kimliğin özünde saklıdır) riske atıyor.

Halil Gediz: Medyanın yeni katmanlı yapısını, yeni çevik hareketlerini ve çok yönlü ayak izlerini anlamamızı sağlayacak bir sorgulama içerisine girseydiniz, bu neyi içerirdi? Yanıtlarını nasıl arardınız?

Dr. Chris Chesher: Hesaplamalı sosyal bilim yoluyla bilgi toplamak mümkündür. Bu, bilgi üretiminin (Kuhn’un kullandığı anlamda) yeni bir paradigmasıdır. Ancak, soracağım sorular, bilginin herhangi bir byte’ının toplanmasından önce, o koleksiyon sürecinin çağrışımsal altyapısı hakkında olacaktır. Bu, metodolojiyi tasarlamanın ötesinde, yersizyurtsuzlaştırma ve yeniden-yerliyurtlulaştırma süreçlerini sorgulamak anlamına gelir: Neler, hangi olanaklarla çıkarılır? Ve nelere düzen verilir? Bunlar yeni kavramların üretilmesini ve eleştiriyi gerektiren politik, ideolojik, epistemolojik ve ontolojik sorulardır.

Not: Bu mülakat, İstanbul Üniversitesi’nde İletişim Bilimleri (Gazetecilik) alanında yüksek lisans eğitimine devam eden araştırmacı Halil Gediz’in master tezinin bir parçası olarak geliştirildi.

Dr. Chris Chesher, Sidney Üniversitesi, Medya ve İletişim Disiplininde Dijital Kültürler araştırma alanında Kıdemli Öğretim Görevlisidir. Dijital Kültürler programının ve Dijital İletişim ve Kültür master programının kurucuları arasındadır. Daha önce New South Wales Üniversitesi’nin, Medya ve İletişim Okulu’nda da kıdemli öğretim görevlisi olarak görev yapmıştır. Doktora derecesini Macquarie Üniversitesi’nden, Disiplinlerarası Çalışmalar alanındaki Master derecesini ise New South Wales Üniversitesi’nden almıştır. Medya ve İletişim lisans derecesini ise Mitchell CAE’den (şimdiki adıyla Charles Sturt Üniversitesi) almıştır. Dijital kültürler, medya çalışmaları ve kültürel çalışmalar alanlarında transdisipliner bir yaklaşımı benimsemekte olup, teknoloji felsefesi, bilim ve teknoloji çalışmaları, oyun çalışmaları, internet çalışmaları, teknoloji sosyolojisi, insan bilgisayar etkileşimi, sosyal robotik, kültürel robotik ve dijital insani bilimleri ile bağlantı kurmaktadır.

Dr. Chesher’in 2023 yılında çıkan “Invocational Media: Reconceptualising the Computer” başlıklı kitabı, hem baskın hesaplamalı paradigmanın bir eleştirisi hem de çağrışım kavramı yoluyla dijital teknolojilerin yeniden tasavvurudur.

Yayınları ve eserlerine yönelik daha detaylı bilgi için: https://www.sydney.edu.au/arts/about/our-people/academic-staff/chris-chesher.html

Önceki İçerikYas ve komplo temalı yeni bir hikaye: “The Shrouds”
Sonraki İçerik11. Liseler Arası Tiyatro Buluşması başlıyor
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments